Sınıf Disiplininde 10 Teknik
Bekir Özer > ozerbekir@gmail.com
Sınıf yönetimi, genel olarak öğrencilere olumlu davranışlar kazandırılması, öğrencilerin başarılarını arttıran uygun öğrenme-öğretme ortamının oluşturulması ve sınıf düzeninin sağlanması için uygulanan yöntemlerdir. Buna göre sınıf yönetiminin amacı, öğrencinin etkili öğrenmesi ile bireysel ve toplumsal anlamda istenilen davranışlara sahip bireyler yetiştirilmesidir. Bunun gerçekleşmesi için olumlu, uygun, destekleyici ve motive edici bir sınıf ortamı oluşturulmalıdır. Bu ortamın temini ise öğretmenin sınıfı yönetmek için ona gerekli olan yeterliklere, bilgi, beceri ve tutumlara sahip olması ile mümkün olabilir.
Asıl itibarıyla sınıf yönetiminin sağlanmasında öğretmenin bireysel nitelikleri ile kişilik özellikleri ve pedagojik formasyonu önem taşır. Öğretmenin; bilgili, yetenekli ve hoşgörülü olması, mesleğini sevmesi, sınıf içini ve ders materyalini ders öncesi hazır etmesi, dersini yumuşak ve hoş bir ses tonuyla sunması, aynı anda birden fazla grubun/kişinin işleyişini takip edebilmesi, muhtemel sorunlara karşı önceden önlem alması ve sorunlar çıktığında da anlık çözümler üretebilmesi başarılı bir sınıf yönetimine önemli katkılar sağlayacaktır. Elbette “insani ilişkilerde kendisini geliştirmiş, iletişimi güçlü, sevgi dolu, herkese sıcak davranabilen, giyim kuşamı ile kendisine ve başkalarına saygılı ve bakımlı, başkalarıyla yakınlık kurabilen onlara dostça davranabilen, sıkça gülümseyen, sakin, rahatlatıcı, esprili, meselelere analitik yaklaşıp sorun çözebilen; zor şartlar altında dahi depresyona girmeyen, kolayca sinirlenip yanlış ifadeler kullanmayan, öğrenci ihtiyaçlarına cevap verebilen, başkalarıyla kolay uyum sağlayabilen, başkalarının yararı için kendi ihtiyaçlarından vazgeçebilen, teşvik eden, ilham veren, motive eden, kişisel katkı yapma arzusu taşıyan, hem sözleriyle hem de davranışlarıyla olumlu geri bildirim verebilen, vicdanlı, ilgi odağı olmak için çabalamayan, bireysel farklılıkları kabul eden, sezgileri ve duyguları son derece güçlü” bir öğretmenin sınıf yönetimini, düzen ve disiplinini çok rahat sağlayacağı söylenebilir.
Disiplin, bir arada bulunan insanların belirli bir düzen ve uyum içinde olması, belirli kurallar bütünü içinde hareket edebilmesidir. Sınıf yönetiminin önemli bir parçası olan disiplin, öğretmenin öğrencileri kontrol etmesi değil, onların kendilerini kontrol etmesine yardımcı olmasıdır. Sınıfta disiplinin olması dersin verimliliği, öğrencilerin algısının artması ve eğitim-öğretimden beklenen gayeye uygun davranmayı kolaylaştıran bir unsurdur.
Sınıfın disiplini konusunda zaman zaman zorlanan, kendi davranışlarını değiştirmek isteyen ve yardıma ihtiyacı olan öğretmenler için aşağıda genel çizgilerle ele alınan geleneksel ve modern, pratik ve teorik, psikolojik ve pedagojik etkili grup yönetimi ve kontrolü teknikleri, sınıf disiplini için rahatça kullanılabilir ve etkili olabilir.
1. Odaklanma
Odaklanma, tecrübeli öğretmenler tarafından yaygın olarak uygulanan bir yöntemdir. Siz de ders başlamadan önce öğrencilerin dikkatlerini çekerek kendinize odaklamalısınız. Sözlerinizi dinlemeyen, arkadaşlarıyla sohbete devam eden öğrenciye bir şey öğretmek mümkün değildir.
Tecrübesiz bir öğretmen derse girdiğinde öğrencilerin her zaman sınıfta yerlerine oturup öğretmenine dikkatini vereceğini düşünebilir. Ancak öğrenciler ise konuşmaya veya kendi meşguliyetleriyle uğraşmaya devam ediyor olabilir. Bu durumda öğretmen, onların konuşmalarını bitirmek için “Konuşmalarınızı umursamıyorum!” tavrı içinde adeta onlarla rekabet edercesine daha yüksek bir sesle konuşmaya başlayabilir. Odaklanma prensibi işte böyle durumlarda dikkatsizliği yenmek, öğrencileri istekli hâle getirmek için onların dikkatini kendinde toplamak anlamına gelir. Tecrübeli bir öğretmen bakışlarını öğrenciler üzerinde gezdirerek dikkat çekici bir araçla veya elini adeta bir lambayı açıp kapıyormuşçasına kullanarak sessizce bekler. Bu bekleyişiyle, herkes konuşmayı kesip yerine yerleşene kadar dersin başlamayacağı işaretini verir; tecrübeleriyle de bu 8-10 saniyelik duraklamanın ne denli etkili olduğunu bilir. Sonra da normalden daha kısık bir ses kullanarak dersine başlar. Sakin ve yumuşak sözlü bir öğretmen, çoğu zaman güçlü ve yüksek bir sese göre daha sakin ve daha sessiz bir sınıf ortamı oluşturur. Böylece onun öğrencileri, ne dediğini duymak için hemen derse/öğretmene odaklanır.
2. Doğrudan öğretim
Belirsizlik, sınıfta heyecan düzeyini artırır ve sınıfın yönetimini zorlaştırır. Doğrudan öğretim tekniği, belirsizliklerin ortadan kaldırılarak derse dolaysız bir şekilde girilmesini ve sınıfta disiplinin teminini ifade eder. Öğretmenler, dönem boyunca neler yapılacağını henüz dönem başlamadan özetler, hedeflerini net olarak ortaya koyar, öğrenciler arasında görev dağılımı yapar ve bu görevler için zaman sınırları ayarlarsa belirsizliği büyük oranda engelleyebilirler. Her ders başlangıcında aynı şekilde dersin süresi, öğretmenin ve öğrencilerin neler yapacağı, dersin sonunda soru sorabilmeleri veya etkinlikler için ayıracağı zaman gibi dersin işlenişiyle ilgili belirsizliklerin giderilmesi de yararlı olacaktır. Ayrıca öğrencilerin dersi aksatacak davranışları veya konuşmaları nedeniyle kaybedilen zaman olursa buna karşılık ek ders yapılabileceği gibi uyarılarla öğrencileri doğrudan derse yönlendiren kurallarla doğrudan öğretimin sağlanması mümkündür. Mesela dönem başında belirlenecek bir öğrencinin “fotokopilerden”, bir başka öğrencinin “harita ve benzeri ders materyalinin sınıfa getirilmesinden” sorumlu olması, bu ihtiyacın ortaya çıktığı her seferinde sorumlu bir kişi aranmasından çok daha uygun bir çözüm sağlar.
3. İzleme
İzleme, öğrencilerin performansı ve davranışları üzerinde sürekli bir kontrol sağlamak anlamına gelir. Öğretmenler, her bir derste, öğrencilerinin her biriyle birebir göz teması kurmalı, bakışlarıyla neler söylemek istediğini ifade edebilmeli, öğrenciler arasında sürekli dolaşarak fiziksel yakınlık sağlamalıdır. Çünkü öğrenciler, öğretmenlerinin yakın mesafeden çalışma ve davranışlarını izleyip değerlendirdiğini gördüklerinde daha fazla sorumluluk duyacak ve görevlerini daha iyi yerine getirecek, geciktirmeyeceklerdir. İzlemede öğretmen, hem sürekli hareket halinde olmakla hem de öğrencilere söz hakkı vererek onları konuşturmakla derse ilgiyi artırır. Söz alma ve konuşma isteği öğrencileri derse katılmaya teşvik eder. Zaman zaman gerek sözlü iletişimle gerekse sözsüz iletişimle yapılacak küçük uyarılarla öğrencilerin derse ilgisi artırılabilir. Her iki durumda da öğretmen ve öğrenci arasındaki bu sesli veya sessiz diyalog, sınıf ortamı üzerinde olumlu ve önemli bir etki sağlayabilecektir. İzlemede, birkaç öğrenci aynı anda aynı hataya düşmediği sürece öğretmenin genel duyurular yapmamaya, uyarılarında sakin bir ses tonu kullanmaya ve olumlu tavır ve davranışlar için teşekkür etmeye özen göstermesi yararlı olacaktır.
4. Modelleme
İyi bir öğretmen anlattıklarını birebir yaşayan öğretmendir. Davranışçı psikologlar, “yumuşak, nazik, coşkulu, çalışkan, hızlı ve iyi organize olabilen” davranışlara sahip bir öğretmenin, öğrenciler için iyi örnekler sağladığı fikrini benimsemişlerdir. Hatta bunu “Değerler öğretilmez, kazandırılır.” sözüyle, yaşantıya aktarılan değerlerin öğrenciler tarafından modellenerek taklit edileceğini ifade etmişlerdir. Öğretmenin model olması, öğrencilere verilecek mesajlar ve sunulacak yaşantıların birbiriyle uyumlu olması açısından çok önemlidir. Çünkü “sigara içmenin sağlığa zararlı olduğunu” anlatan bir öğretmenin sigara içiyor olması, öğrencinin kendisine sunulan sözlü mesajın mı yoksa sözsüz mesajın mı daha geçerli olduğu konusunda öğrenciyi kararsız bırakacak hatta sözsüz mesajı daha çok etkili ve uygulanabilir kılacaktır. Meşhur “Hâl dili, kâl dilinden evladır.” sözünde, herhangi bir şeyi davranışlarla ifade etmenin sözle söylemekten çok daha önemli ve etkili olduğu vurgulanmaktadır. Burada Peter Burwash’ın “Çocuklar, öğütlere kulaklarını kapatır, ama örneklere gözlerini açarlar.” ve W. Shakespeare’in “Verdiği öğütleri kendisi de tutan kişi, en muhterem insandır.” sözlerini hatırlamakta yarar vardır.
Öğretmenlerin pratik yapması gereken önemli bir modelleme tekniği de sakin ve düşük perdeden bir ses kullanımıdır. Öğrenciler sesli ve gürültülü olmayı, bağırarak konuşmayı ve yüksek sesle protestolar yapmayı sevseler bile öğretmenin yumuşak ve okşayıcı ses tonu onlar için sakinleştirici ve dinlendirici olabilmektedir.
5. İşaret dili veya sözsüz iletişim
İşaret dili veya sözsüz iletişim; sözel olmayan ipuçları, yüz ifadeleri, vücut duruşu veya el işaretleri olarak ifade edilebilir. Öğretmen sınıfta bu sözel olmayan ipuçlarını kullanırken öğrencilere aslında neler söylemek istediğini güçlü bir şekilde belirtmek için zaman ayırmalıdır. Öğrencilerin bazen bütün uyaranlara kayıtsız kaldığı görülebilir. Bu durumda onların dikkatini çekmek için ellerini beline koyup bekleyen bir öğretmen, bu duruşla dikkat çekemediyse bunu boğaz temizleme yönünde bir hareketle birleştirerek uyarısını güçlendirebilir. Ancak bu duruş ile öğrencilere, onların dikkatlerini çekmek için beklediğini açıklamalıdır ki daha sonraki seferlerde sözel olmayan o duruş, öğrenciler tarafından “Gördüğünüz gibi, ilginiz için bekliyorum.” şeklinde algılanabilsin.
Öğrencilerin ilgisini çekmek için bir kısım ışıklı ders araçları, sesli cihazlar ya da ilgi çeken başka materyallerden de yararlanılmalıdır. Mesela 1950’li yıllarda Amerika’da sınıfta öğretmen masasında adeta standart bir öge hâline getirilen parlak nikel bir çan, üstündeki düğmeye tek bir dokunuş da herkesin dikkatini çekme görevini yerine getirirdi.
6. Uygun sınıf ortamının oluşturulması
Bir öğretmenin, sabah kahvaltısını yapıp yapmamasından ebeveynin çocuk yetiştirme uygulamalarına kadar öğrencinin hayatında kontrol edemeyeceği pek çok engel vardır. Ama öğrencilerini çok iyi tanıyan öğretmenler, bu problemleri aşıp onların motivasyon ve dikkatini artırarak derse katılımını sağlamak amacıyla uygun sınıf ortamını oluşturur. Çünkü sıcak bir sınıf ortamı oluşturmak onun elindedir. Bunun için öğretmenler, öğrencilerin hoşuna gidecek şekilde değişiklik ve zenginleştirmelerle sınıf ortamını yeniden düzenleyebilirler. Kayıtsız, ilgisiz, isteksiz ya da sıkılan öğrencilerin olduğu bir sınıfın yönetimi önemli bir sorundur. Bu gibi durumlarda görsel ve işitsel araçlar, ilan panoları veya müzik kullanılabilir ya da tümevarımsal mantık gerektiren bir egzersizle derse başlanabilir. Mesela “Eski Mısırlılar tarafından kullanılan bir mutfak düşünürseniz bugünkü alışkanlıklarımızı karşılamak için onu nasıl kullanabiliriz?”
Sınıf ortamının zenginleştirilmesi, öğrencileri uyararak, motive ederek öğrenmeyle meşgul edecektir. Ancak aşırı uyarılmış öğrenciler de sınıf ortamında bir sorun oluşturabilir. Öğretmenin fazlaca hevesli olması bazı öğrencileri aşırı motive edebilir ve sonucu genellikle çok köpüren bir kazanın altındaki alevin körüklenmesi gibi feci bir sonuç oluşturabilir. Aşırı uyarılmış öğrencilerin ek uyarımları sınıfta hareketliliği arttırır, dikkatlerini kolayca dağıtabilir ve hiperaktif olma eğilimi taşıyabilirler. Bu gibi durumlarda da öğretmenin sınıf ortamını yoksullaştırarak değişiklik sağlaması gerekir. Öğretmen, sınıfı kısmen karartarak ya da sessizlik köşesi oluşturarak veya aşırı uyarıcı materyalleri kaldırarak derse odaklanmayı sağlayabilir. Öğretmenler kontrollü bir aktivite ve konsantrasyonla derse hâkim olmalıdır.
7. Düşük profilli müdahale ilkesi
Jacob Kaunin tarafından geliştirilen bu grup yönetimi ilkesinde, öğrencilerin yanlış davranışlarının üzerinde belirgin şekilde durulmaz. Ancak bu yanlışlıkların ödüllendirilmeyeceği de hissettirilir. Bu ilkede öncelikle öğrencinin çok iyi tanınıyor olması esastır. Böylece hatalı olabilecek birçok davranış etkin öğretmenin sakin ve tatlı yaklaşımıyla daha ortaya çıkmadan bitirilir, henüz büyüyüp serpilmeden, tomurcuk halindeyken bu ayrık otu temizlenmiş olur. Hata ortaya çıktığında bu davranış, iyi niyetle düzeltilirken bu hatayı tekrarlama temayülünde olan diğer öğrenciler için de önlem alınmış olunur. Sürekli emir ve komutlarla (yüksek müdahale profiliyle) sınıf disiplini sağlanan bazı durumlarda öğrenciler bazen ilgi odağı olmak için de yanlış davranışlara ya da hatalı ve yüksek sesli hareketlere girişebilirler. Özellikle bu tarz öğrencilerin düşük profilli müdahale ilkesiyle pasifize edilerek hatadan kurtarılması sağlanabilir.
Düşük profilli müdahalede öğretmen, sınıf içinde dolaşırken aksaklık veya dikkatsizlik gibi bir problemin ortaya çıkabileceği noktaya hareket ederek dikkatsiz öğrencinin omzuna dokunarak ya da sessiz-sözsüz ipuçlarını kullanarak sorunun çıkmasına önlem alabilir.
8. İddialı disiplin ilkesi
Lee Canter tarafından yaygın hâle getirilen bu ilke, ödül ve cezanın sağduyulu bir kombinasyonudur; yüksek profilli bir disiplindir. Geleneksel otoriterliğe dayanır ve öğretmen merkezli olarak yürütülür, hiçbir öğrencinin herhangi bir konuda müdahalesine izin vermez. Sınıfta öğretmenin tek patron olması temeline dayanır. Buna göre öğretmen, beklentileri konusunda öğrencilerle açık ve dürüst bir iletişim kurar ve istenmeyen davranışlara asla tolerans göstermez. Öğretmen, kurallarını net olarak ortaya koyar; tutarlı ve tavizsiz bir şekilde bu kuralları uygular ve yanlışlara karşı kararlılıkla mücadele eder. Bunun için ödül ve cezayı kullanır. Ancak burada kullanılacak cezalar, onur kırıcı olmamalıdır. Cezaların etkili olması, acımasız ve sert olması anlamına gelmez. Bazen sınıfta uyulacak kurallar ve cezalar, öğrencilerle birlikte belirlenir böylece bu kuralları zorla kabul ettirme gibi bir tutum izlenmemiş, öğrencilerin kendilerini kontrol etmeleri sağlanmış olabilir.
9. Ben mesajı ilkesi
Öğrencilerin hatalı davranışlarına “yapma şunu, dürüst olmalısın, doğru düşünmüyorsun, çocuk gibisin, terbiyesizlik ediyorsun, uğraşmıyorsun bile, ne yaptığının farkında mısın, sen bizim Einstein’ımızsın” gibi pek çok iletiyle müdahale edilebilir. Ancak bu ifadelerde öğretmen öğrenciye hem olumlu hiçbir şey iletmez, hem de bu dilin tamamı “sen” üzerinedir.
Thomas Gordon, “sen” mesajlarının öğrenciyi olumsuz yargıladığını, “ben” mesajlarının ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getirdiğini ifade eder. Gordon’a göre “ben” mesajları, öğretmenin kendini dinlemesi, duygularını ifade etmesi, bunları öğrencileriyle paylaşması anlamına gelir ve hatalı davranışın yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Öğrenci hakkında olumsuz etkileri içermez ve öğrenciyi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmak için özgür bırakır. Öğrenciyle ilgili olumsuz değerlendirmeler içermeyen “Ben” mesajlarıyla öğrencinin davranışını değiştirme ihtimali yüksektir ve öğretmen öğrenci iletişimi zedelenmez. Öğretmenin kullanacağı “konuşurken sözümün kesilmesi beni rahatsız ediyor, bu davranış beni köstekliyor, resim masaları böyle kirlendiğinde temizlemek için harcadığım zaman beni sinirlendiriyor, derste bunu yaptığımda da kendimi sizin eğitiminizden çalmış gibi hissediyorum…” şeklindeki mesajların daha önce kullanılmış ve etkili olmuş “ben” mesajları olduğu söylenebilir.
10. Olumlu pekiştireç kullanma
Sınıf yönetimi için davranışçıların geliştirdiği bilinen en iyi yöntemlerden biri, olumlu pekiştireç kullanma prensibidir. “Öğrencilerin yanlış davranışları değiştirilmek isteniyorsa bunları sık tekrarlamamak gerekir.” temeline dayanan olumlu pekiştirmede, iyi ve doğru davranışların övülmesi esas alınır. Çünkü olumsuz davranışa dikkat çekerek o davranışın ancak sıklığı arttırılabilir.
Öğretmenler, olumlu pekiştirme prensibini kavrama ve takdir etme konusunda uyumludurlar; ancak bunun uygulanması konusunda o kadar da becerikli olamayabilirler. Bunun bir uygulaması, öğretmenin olumlu davranışları ve beklentilerini belirtmesidir. Mesela “Konuşmak isteyen izin almak için elini kaldırmak zorundadır.” kuralı yerine “Konuşmak istediğinizde izin almak için elinizi kaldıracağınızı biliyorum ya da arkadaşınıza konuşma izni için el kaldırdığından dolayı teşekkür ediyorum.” şeklinde olabilir. Yine bu bağlamda sınıf için o gün, en çok katkı sağlayan öğrencinin ismi, tahtaya öğleden sonra yazılabilir ve bu öğrenci ertesi gün öğle yemeğine gitmek için oluşturulacak sıranın başında yer alabilir.
Bir öğretmenin koridorda karşılaştığı öğrencilerini başıyla selamlama, gülümseme veya sırt sıvazlama gibi davranışları olumlu pekiştirme sağlar. Öğrencinin iyi bir davranışı ya da gösterdiği bir başarıya karşılık olarak verilecek takdir işaretleri, çeşitli çıkartmalar veya yiyeceklerle ödüllendirilmesi de yine onları olumlu olarak pekiştirecektir. Övgü de olumlu pekiştirmenin önemli bir unsurudur, ama samimi olmalıdır. Oyunlar, geziler ve boş zamanları değerlendirme aktiviteleri de yine olumlu davranışları pekiştirir.
Sonuç
Öğretmenlik mesleğini tercih edenler, elbette öğrencilerinin etkili bir öğrenmeyle hem kendisine hem de topluma faydalı bireyler olmasını ister. Bunun gerçekleşmesi için öğrencilere olumlu davranışlar kazandırıcı ve onların başarılarını artırıcı olumlu, uygun, destekleyici ve motive edici bir sınıf ortamı oluştururlar ve sınıf disiplinini sağlarlar. Genel olarak sınıf yönetimi için gereken ve tecrübeli öğretmenler tarafından uygulanan sınıf disiplinini temin edici yöntemleri kullanabilirler. Sınıf yönetiminin sağlanmasında öğretmenin bireysel nitelikleri ile kişilik özellikleri ve pedagojik formasyonu önem taşıdığı gibi aynı zamanda atölyesinde çalışmasını tamamlamaya çalışan hassas bir sanatkâr tavrı ve tarzı da olmalıdır.
Kaynakça
1.http://donpugh.dyndns.org/Education/TRANSITIONS/A%20Primer%20on%20CLASSROOM%20DISCIPLINE.pdf
2.http://www.teachervision.fen.com/teaching-methods/classroom-management/7236.html#ixzz1ildTbWEE
3.ttp://www.honorlevel.com/x47.xml
4.Prof. Dr. Vehbi Çelik, Sınıf Yönetimi, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2003.
5.Prof. Dr. Hüseyin Başar, Sınıf Yönetimi, MEB Yay., İstanbul, 1999.
6.İsmail Boz, Sınıf Yönetme Sanatı, Zambak Yay., İstanbul, 2003.
7.Dr. Thomas Gordon, Etkili Öğretmenlik Eğitimi, Sistem Yay., İstanbul, 2000.
8.Canten Kaya, Öğretmenlere Öneriler, Zambak Yay, İstanbul, 2003.
17 Nisan 2012 Salı
Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği Neler Getirdi, Neleri Değiştirdi?
Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği Neler Getirdi, Neleri Değiştirdi?
Güven Derman > guvenderman@gmail.com
20 Mart 2012 tarih ve 28239 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği” neler getirmektedir? Ne gibi değişikleri içermektedir?
Yapılan yeni düzenleme, yepyeni bir mevzuat hazırlanmasından çok, mevzuatın sadeleştirilmesi çerçevesinde özel öğretim kurumlarının işleyişini düzenleyen Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğiyle ilgili bazı değişikliklerin yanı sıra bu işleyişi sağlayan sekiz yönetmeliğin daha tek yönetmelik altında birleştirilmesini sağlamıştır.
Bu bağlamda Özel öğretim kurumları yönetmeliği yenilenirken, Özel okullar çerçeve, Özel dershaneler, Özel Kurslar, Özel öğrenci etüt eğitim merkezleri, Özel hizmetiçi eğitim merkezleri, Özel akşam liseleri, öğrenci ve kursiyer ücretleri tespit ve tahsil yönetmelikleri ile Ücretsiz veya burslu okutulacak öğrenci ve kursiyerler hakkında yönetmelik de bu yönetmeliğe dâhil edildi. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, diğer mevzuatta sınırları çizilen konulara yer verilmemesi bu hükümlerin kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Meselâ önceki yönetmelikte yer alan özel öğretim kurumlarıyla içkili yerler arasındaki uzaklıkla ilgili hüküm kaldırıldı zannına kapılınmamalıdır.
Yeni düzenlemede yer alan bazı değişiklikler şöyle:
a) Kurumla ilgili
1-Resmî benzeri okulların tabi olduğu yönetmeliği uygulamak isteyen okulların kurucusunun yazılı beyanı yeterli olacak, ayrıca kurum yönetmeliği hazırlanması gerekmiyor.
2-Resmî benzeri olmayan veya deneme mahiyetinde program uygulayan kurumlar; Bakanlıkça onaylanmak üzere önceden dört nüsha programı taslağı verirken şimdi üç nüsha verecekler.
3-Sağlık meslek lisesi açacakların, okulun açılacağı ildeki hastanede öğrencilerinin eğitim göreceği alana uygun stajlarını yapacaklarına ilişkin hastane yönetimi ile protokol yapacaklar.
4-Kurum açılacak binanın sağlam ve dayanıklı olduğuna ilişkin olarak yapının proje müellifleri ya da yetkili serbest proje büroları da teknik rapor düzenleyebilecekler.
5-Kurum açma izni ve çalışma ruhsatı önceden ayrı formlar halindeyken düzenlemeyle tek formda birleştirildi.
6-Kanunun ad vermeyle ilgili “7 nci maddesi hükümlerinde belirtilen durumların gerçekleşmesi hâlinde kurumların kurum açma izinleri ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatları iptal edilir veya kurum geçici olarak kapatılacağı” hükmü getirilmiş.
7-Aynı kurucu, aynı ilçe sınırları içerisinde her biri okul için gerekli şartları taşıması kaydıyla farklı binalarda da aynı adla ilköğretim okulu açabilecek. Düzenlemede açılmış olan ilköğretim okullarına da aynı ilçe sınırları içerisinde her biri okul için gerekli şartları taşıması kaydıyla farklı binaları kullanmalarına da izin veriliyor.
8-Önceki yönetmelikte “okullara ait bina ve binalar içinde iki ayrı kurucuya ait aynı veya farklı derecede veya türde okul bulunamaz” hükmü varken yenisinde bir istisna oluşturularak okul öncesi eğitim kurumlarına izin veriliyor.
9-Aynı kurucuya ait bir arada bulunabilecek kurumlardan sadece okulların belirli bölümleri birlikte kullanılabiliyor; ancak ilköğretim ve ortaöğretim okullarının derslikleri ayrı katlarda olacak şekilde aynı binada bulunabiliyor.
10-Geçici maddede yer alan hükme göre “Bir arada bulunan okullar dışındaki diğer kurumların kurucuları, 8/3/2013 tarihine kadar Genel Müdürlükçe belirlenerek internet sayfasında yayınlanan standartlarda belirtilen şartlara uygun olarak kurumlarını bağımsız kurum hâline getirmek zorundalar. Verilen süre içinde bağımsız kurum hâline getirilmeyen kurumlar kapatılacak.
11-Okul türü dönüşümlerinde mevcut okulun kademeli kapatılarak yerine açılmak istenen okul türüne kademeli kurum açma izni veriliyor. Ancak dönüşüm nedeniyle kademeli kapanan ve açılan okulların toplam kontenjanları bina kontenjanını geçemeyeceği sınırı da çiziliyor.
12-Kurum binalarının kullanılmasıyla ilgili olarak “eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yapılmadığı zamanlarda eğitim kapsamında veya eğitimin genel ilkelerine aykırı olmayan ve Kanun kapsamına girmeyen ücretli veya ücretsiz, kısa süreli ve geçici faaliyetler kaymakamlığa veya valiliğe bilgi verilerek” yapılabilecek.
13-Kurumunu şartlara uymadan usulsüz kapatan kurucuya 5 yıl geçmeden tekrar kurum açma veya bir kurumu devir alma ya da ortak olma izni verilmeyecek.
14-Zorunlu hâllerden dolayı binayı ani olarak terk etme durumunda kalan kurumlar; sağlam ve dayanıklı olduğuna ilişkin rapor hariç diğer nakil şartları aranmaksızın valiliğin izniyle başka bir binada faaliyetine geçici devam edebilecek.
b) Personelle ilgili
1-Birden fazla kurumu bulunan kurucu, kurumları arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere genel müdür ve genel müdür yardımcısı görevlendirmek isterse en az lisans mezunu olup kamu veya özel sektörde iki yıldan az olmamak kaydıyla yöneticilik görevi yapmış olanlardan görevlendirebilecek.
2-Özel eğitim okullarında kontenjana bakılmaksızın, ilköğretim okullarında öğrenci sayısı 250 ve daha fazla, ortaöğretim okullarında öğrenci sayısı 150 ve daha fazla olanlar rehber öğretmen görevlendirecek. Öğrenci sayısının 750 ve daha fazla olduğu ilköğretim ve ortaöğretim okullarında ikinci rehber öğretmen görevlendirilecek.
3-İlköğretim okullarında öğretmenlik yapma koşullarını taşıyıp resmî veya özel öğretim kurumlarında en az iki yıl asıl görevli olarak öğretmenlik yapmış olanlar özel okul öncesi eğitim kurumlarında müdür olabilecek.
4-Derslik sayısı üçten az olan okul öncesi eğitim okullarında okul öncesi öğretmenliğine kaynak teşkil eden fakültelerden mezun olan okul müdürü tam gün ders okutabilecek.
5-Okullar dışındaki kurumlarda eğitim personeli, önceki dönemde haftada 20+20 saat ders okutabiliyordu; şimdi haftada en fazla 40 saate kadar ders okutabilecek. Yine okullar dışındaki kurumlarda görevli yöneticiler, haftada 6+6 saat der okutabiliyordu, şimdi haftada toplam 12 saat ders okutabilecekler.
6-Yabancı uyruklu eğitim personelinden uzman öğretici veya usta öğretici olarak görevlendirileceklerde “alanında lisans mezunu olma” şartı getirildi.
7-Okullar dışındaki kurumlara müdür ve müdür yardımcısı olarak atanacaklardan lisans mezunu olmak şartı isteniyor.
8-İlköğretim 5 inci sınıflarda tüm dersler, alan öğretmenleri veya herhangi bir alanda uzmanlaşmış sınıf öğretmenleri tarafından da okutulabilecek.
9-Okullarda yöneticilik, eğitim ve öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen net aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyecek.
10-Örgün eğitim kurumlarında ders yılı içinde, diğer kurumlarda dönem içinde çeşitli sebeplerle görevinden ayrılmasıyla eğitim ve öğretim faaliyetlerini aksatacak olan eğitim personelinin yerine, on gün içinde kurum yönetimince görevlendirilmek üzere eğitim personelinin teklifi yapılacak ve ilgili merci tarafından da on gün içinde çalışma izni düzenlenecek.
11-Görevinden ayrılarak başka bir kurumda görev alan eğitim personelinin özlük dosyası, önceki görev yaptığı millî eğitim müdürlüğünden bir ay içerisinde istenecek.
12-Özel öğretim kurumlarında çalışacak büro personeli ve hizmetli ile özel okullardaki bölüm ve zümre başkanları zorunlu değil, isteğe bağlı olarak görevlendirilecek.
13-Geçici maddeye göre yeni yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte kurumlarda eğitim personeli olarak çalışmakta olanlardan yeni yönetmelikte belirtilen nitelik ve şartları taşımayanlarda bu şartlar aranmayacak.
14-Özel öğretim kurumlarında eğitim personelinin adaylık uygulaması da kaldırıldı.
c) Öğretim programlarıyla ilgili
1-Kurslar ve hizmet içi eğitim merkezlerinde düzenlenecek 20 ders saatini geçmeyen kurs faaliyeti dışındaki etkinliklerin programları, millî eğitim müdürlüğünce uygun bulunması durumunda gerçekleştirilebilecek.
2-Ortaöğretim kurumlarının ara sınıflarındaki öğrencilerin eksikliklerini gidermek amacıyla dershanelerde uygulanacak olan takviye programları, 100 ders saatinden az olamayacak.
d) Sınıf mevcutlarıyla ilgili
1-Okullarda sınıf mevcutları; okul öncesi eğitimde 20, ilköğretimde 30, fen ve sosyal bilimler liselerinde 26, meslekî ve teknik liselerde 24, diğer ortaöğretim kurumlarında 30 dan fazla olamayacak.
2-Okullar dışındaki kurumlarda sınıf mevcutları 30 öğrenci veya kursiyeri geçmeyecek şekilde düzenlenecek.
e) Ücretler ve burslarla ilgili
1-Kurumlar ilan ettikleri ücretlerin altında bir ücretle de kayıt yapabilecek, ancak ilan edilen ücretin üzerinde ücret talep edemeyecek.
2-Ücretler; özel okul öncesi eğitim kurumlarında, ilköğretim, özel eğitim ve ortaöğretim okullarının bütün sınıflarında ve özel öğrenci etüt eğitim merkezlerinde yıllık; dershaneler, kurslar, hizmet içi eğitim merkezleri ile özel eğitim okullarının ilköğretim programı dışındaki kısımlarında ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde ders saati ücreti; motorlu taşıt sürücüleri kurslarının teorik dersleri ile uygulama derslerinin ders saati ücreti şeklinde ayrı ayrı ilan edilecek.
3-Öğrenim ücretini yıllık olarak belirleyen okul öncesi eğitim okulu, ilköğretim okulu, özel eğitim okulu, ortaöğretim okullarında ve öğrenci etüt eğitim merkezlerinde öğretim yılı başlamadan ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu dışındaki kısmı; öğretim yılı başladıktan sonra ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu ile öğrenim gördüğü günlere göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı iade edilecek. Öğrenim ücretini ders saati ücreti olarak belirleyen kurumlarda dönem başlamadan ayrılanlara öğrenim ücretinin yüzde onu dışındaki kısmı; dönem başladıktan sonra ayrılanlara öğrenim ücretinin yüzde onu ile öğrenim gördüğü ders saati sayısına göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı iade edilecek.
4-Ücretsiz okutulacak öğrenci ve kursiyerlerin başvurusunu değerlendirmek üzere oluşturulacak Değerlendirme Kurulu, kurum müdürünün başkanlığında iki eğitim personelinden oluşacak.
5-Kurumlar, burs verilecek öğrenci ve kursiyer tespitine yönelik sınav yapmak istemeleri durumunda bu sınavlardan sınav ücreti alamayacaklar.
Güven Derman > guvenderman@gmail.com
20 Mart 2012 tarih ve 28239 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği” neler getirmektedir? Ne gibi değişikleri içermektedir?
Yapılan yeni düzenleme, yepyeni bir mevzuat hazırlanmasından çok, mevzuatın sadeleştirilmesi çerçevesinde özel öğretim kurumlarının işleyişini düzenleyen Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğiyle ilgili bazı değişikliklerin yanı sıra bu işleyişi sağlayan sekiz yönetmeliğin daha tek yönetmelik altında birleştirilmesini sağlamıştır.
Bu bağlamda Özel öğretim kurumları yönetmeliği yenilenirken, Özel okullar çerçeve, Özel dershaneler, Özel Kurslar, Özel öğrenci etüt eğitim merkezleri, Özel hizmetiçi eğitim merkezleri, Özel akşam liseleri, öğrenci ve kursiyer ücretleri tespit ve tahsil yönetmelikleri ile Ücretsiz veya burslu okutulacak öğrenci ve kursiyerler hakkında yönetmelik de bu yönetmeliğe dâhil edildi. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, diğer mevzuatta sınırları çizilen konulara yer verilmemesi bu hükümlerin kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Meselâ önceki yönetmelikte yer alan özel öğretim kurumlarıyla içkili yerler arasındaki uzaklıkla ilgili hüküm kaldırıldı zannına kapılınmamalıdır.
Yeni düzenlemede yer alan bazı değişiklikler şöyle:
a) Kurumla ilgili
1-Resmî benzeri okulların tabi olduğu yönetmeliği uygulamak isteyen okulların kurucusunun yazılı beyanı yeterli olacak, ayrıca kurum yönetmeliği hazırlanması gerekmiyor.
2-Resmî benzeri olmayan veya deneme mahiyetinde program uygulayan kurumlar; Bakanlıkça onaylanmak üzere önceden dört nüsha programı taslağı verirken şimdi üç nüsha verecekler.
3-Sağlık meslek lisesi açacakların, okulun açılacağı ildeki hastanede öğrencilerinin eğitim göreceği alana uygun stajlarını yapacaklarına ilişkin hastane yönetimi ile protokol yapacaklar.
4-Kurum açılacak binanın sağlam ve dayanıklı olduğuna ilişkin olarak yapının proje müellifleri ya da yetkili serbest proje büroları da teknik rapor düzenleyebilecekler.
5-Kurum açma izni ve çalışma ruhsatı önceden ayrı formlar halindeyken düzenlemeyle tek formda birleştirildi.
6-Kanunun ad vermeyle ilgili “7 nci maddesi hükümlerinde belirtilen durumların gerçekleşmesi hâlinde kurumların kurum açma izinleri ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatları iptal edilir veya kurum geçici olarak kapatılacağı” hükmü getirilmiş.
7-Aynı kurucu, aynı ilçe sınırları içerisinde her biri okul için gerekli şartları taşıması kaydıyla farklı binalarda da aynı adla ilköğretim okulu açabilecek. Düzenlemede açılmış olan ilköğretim okullarına da aynı ilçe sınırları içerisinde her biri okul için gerekli şartları taşıması kaydıyla farklı binaları kullanmalarına da izin veriliyor.
8-Önceki yönetmelikte “okullara ait bina ve binalar içinde iki ayrı kurucuya ait aynı veya farklı derecede veya türde okul bulunamaz” hükmü varken yenisinde bir istisna oluşturularak okul öncesi eğitim kurumlarına izin veriliyor.
9-Aynı kurucuya ait bir arada bulunabilecek kurumlardan sadece okulların belirli bölümleri birlikte kullanılabiliyor; ancak ilköğretim ve ortaöğretim okullarının derslikleri ayrı katlarda olacak şekilde aynı binada bulunabiliyor.
10-Geçici maddede yer alan hükme göre “Bir arada bulunan okullar dışındaki diğer kurumların kurucuları, 8/3/2013 tarihine kadar Genel Müdürlükçe belirlenerek internet sayfasında yayınlanan standartlarda belirtilen şartlara uygun olarak kurumlarını bağımsız kurum hâline getirmek zorundalar. Verilen süre içinde bağımsız kurum hâline getirilmeyen kurumlar kapatılacak.
11-Okul türü dönüşümlerinde mevcut okulun kademeli kapatılarak yerine açılmak istenen okul türüne kademeli kurum açma izni veriliyor. Ancak dönüşüm nedeniyle kademeli kapanan ve açılan okulların toplam kontenjanları bina kontenjanını geçemeyeceği sınırı da çiziliyor.
12-Kurum binalarının kullanılmasıyla ilgili olarak “eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yapılmadığı zamanlarda eğitim kapsamında veya eğitimin genel ilkelerine aykırı olmayan ve Kanun kapsamına girmeyen ücretli veya ücretsiz, kısa süreli ve geçici faaliyetler kaymakamlığa veya valiliğe bilgi verilerek” yapılabilecek.
13-Kurumunu şartlara uymadan usulsüz kapatan kurucuya 5 yıl geçmeden tekrar kurum açma veya bir kurumu devir alma ya da ortak olma izni verilmeyecek.
14-Zorunlu hâllerden dolayı binayı ani olarak terk etme durumunda kalan kurumlar; sağlam ve dayanıklı olduğuna ilişkin rapor hariç diğer nakil şartları aranmaksızın valiliğin izniyle başka bir binada faaliyetine geçici devam edebilecek.
b) Personelle ilgili
1-Birden fazla kurumu bulunan kurucu, kurumları arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere genel müdür ve genel müdür yardımcısı görevlendirmek isterse en az lisans mezunu olup kamu veya özel sektörde iki yıldan az olmamak kaydıyla yöneticilik görevi yapmış olanlardan görevlendirebilecek.
2-Özel eğitim okullarında kontenjana bakılmaksızın, ilköğretim okullarında öğrenci sayısı 250 ve daha fazla, ortaöğretim okullarında öğrenci sayısı 150 ve daha fazla olanlar rehber öğretmen görevlendirecek. Öğrenci sayısının 750 ve daha fazla olduğu ilköğretim ve ortaöğretim okullarında ikinci rehber öğretmen görevlendirilecek.
3-İlköğretim okullarında öğretmenlik yapma koşullarını taşıyıp resmî veya özel öğretim kurumlarında en az iki yıl asıl görevli olarak öğretmenlik yapmış olanlar özel okul öncesi eğitim kurumlarında müdür olabilecek.
4-Derslik sayısı üçten az olan okul öncesi eğitim okullarında okul öncesi öğretmenliğine kaynak teşkil eden fakültelerden mezun olan okul müdürü tam gün ders okutabilecek.
5-Okullar dışındaki kurumlarda eğitim personeli, önceki dönemde haftada 20+20 saat ders okutabiliyordu; şimdi haftada en fazla 40 saate kadar ders okutabilecek. Yine okullar dışındaki kurumlarda görevli yöneticiler, haftada 6+6 saat der okutabiliyordu, şimdi haftada toplam 12 saat ders okutabilecekler.
6-Yabancı uyruklu eğitim personelinden uzman öğretici veya usta öğretici olarak görevlendirileceklerde “alanında lisans mezunu olma” şartı getirildi.
7-Okullar dışındaki kurumlara müdür ve müdür yardımcısı olarak atanacaklardan lisans mezunu olmak şartı isteniyor.
8-İlköğretim 5 inci sınıflarda tüm dersler, alan öğretmenleri veya herhangi bir alanda uzmanlaşmış sınıf öğretmenleri tarafından da okutulabilecek.
9-Okullarda yöneticilik, eğitim ve öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen net aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyecek.
10-Örgün eğitim kurumlarında ders yılı içinde, diğer kurumlarda dönem içinde çeşitli sebeplerle görevinden ayrılmasıyla eğitim ve öğretim faaliyetlerini aksatacak olan eğitim personelinin yerine, on gün içinde kurum yönetimince görevlendirilmek üzere eğitim personelinin teklifi yapılacak ve ilgili merci tarafından da on gün içinde çalışma izni düzenlenecek.
11-Görevinden ayrılarak başka bir kurumda görev alan eğitim personelinin özlük dosyası, önceki görev yaptığı millî eğitim müdürlüğünden bir ay içerisinde istenecek.
12-Özel öğretim kurumlarında çalışacak büro personeli ve hizmetli ile özel okullardaki bölüm ve zümre başkanları zorunlu değil, isteğe bağlı olarak görevlendirilecek.
13-Geçici maddeye göre yeni yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte kurumlarda eğitim personeli olarak çalışmakta olanlardan yeni yönetmelikte belirtilen nitelik ve şartları taşımayanlarda bu şartlar aranmayacak.
14-Özel öğretim kurumlarında eğitim personelinin adaylık uygulaması da kaldırıldı.
c) Öğretim programlarıyla ilgili
1-Kurslar ve hizmet içi eğitim merkezlerinde düzenlenecek 20 ders saatini geçmeyen kurs faaliyeti dışındaki etkinliklerin programları, millî eğitim müdürlüğünce uygun bulunması durumunda gerçekleştirilebilecek.
2-Ortaöğretim kurumlarının ara sınıflarındaki öğrencilerin eksikliklerini gidermek amacıyla dershanelerde uygulanacak olan takviye programları, 100 ders saatinden az olamayacak.
d) Sınıf mevcutlarıyla ilgili
1-Okullarda sınıf mevcutları; okul öncesi eğitimde 20, ilköğretimde 30, fen ve sosyal bilimler liselerinde 26, meslekî ve teknik liselerde 24, diğer ortaöğretim kurumlarında 30 dan fazla olamayacak.
2-Okullar dışındaki kurumlarda sınıf mevcutları 30 öğrenci veya kursiyeri geçmeyecek şekilde düzenlenecek.
e) Ücretler ve burslarla ilgili
1-Kurumlar ilan ettikleri ücretlerin altında bir ücretle de kayıt yapabilecek, ancak ilan edilen ücretin üzerinde ücret talep edemeyecek.
2-Ücretler; özel okul öncesi eğitim kurumlarında, ilköğretim, özel eğitim ve ortaöğretim okullarının bütün sınıflarında ve özel öğrenci etüt eğitim merkezlerinde yıllık; dershaneler, kurslar, hizmet içi eğitim merkezleri ile özel eğitim okullarının ilköğretim programı dışındaki kısımlarında ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde ders saati ücreti; motorlu taşıt sürücüleri kurslarının teorik dersleri ile uygulama derslerinin ders saati ücreti şeklinde ayrı ayrı ilan edilecek.
3-Öğrenim ücretini yıllık olarak belirleyen okul öncesi eğitim okulu, ilköğretim okulu, özel eğitim okulu, ortaöğretim okullarında ve öğrenci etüt eğitim merkezlerinde öğretim yılı başlamadan ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu dışındaki kısmı; öğretim yılı başladıktan sonra ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu ile öğrenim gördüğü günlere göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı iade edilecek. Öğrenim ücretini ders saati ücreti olarak belirleyen kurumlarda dönem başlamadan ayrılanlara öğrenim ücretinin yüzde onu dışındaki kısmı; dönem başladıktan sonra ayrılanlara öğrenim ücretinin yüzde onu ile öğrenim gördüğü ders saati sayısına göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı iade edilecek.
4-Ücretsiz okutulacak öğrenci ve kursiyerlerin başvurusunu değerlendirmek üzere oluşturulacak Değerlendirme Kurulu, kurum müdürünün başkanlığında iki eğitim personelinden oluşacak.
5-Kurumlar, burs verilecek öğrenci ve kursiyer tespitine yönelik sınav yapmak istemeleri durumunda bu sınavlardan sınav ücreti alamayacaklar.
ÖSYM Sınavlarının Yapısalcı Yaklaşıma Göre Değerlendirilmesi
ÖSYM Sınavlarının Yapısalcı Yaklaşıma Göre Değerlendirilmesi
Faruk Ardıç > Fem Dershaneleri > femrehberlik@fem.com.tr
ÖSYM, üniversiteye girmek isteyen adaylara YGS ve LYS uygulamasının bu sene üçüncüsünü gerçekleştirecek. Adaylar, en çok yoruma dayalı sorulardan sıkıntı çekiyorlar. Bu durum ÖSYM’nin sınav sonrası yayınladığı istatistiklerde de gözleniyor. Örneğin 2010 yılında YGS’ye giren 1 milyon 500 bin aday içinde Sosyal Bilimler testinin 40 sorusunun tamamını doğru cevaplayan bir aday bile çıkmamıştır. 2011 yılında ise 1 milyon 600 adaydan sadece beş kişi, Sosyal Bilimlerdeki soruların tamamını cevaplayabilmişler. Fen Bilgisindeki sorularda da çok farklı olmayan bir durum gözleniyor. 2011 yılında Fen Bilgisi testindeki 40 sorunun tümünü doğru cevaplayanların sayısı 407 kişi. Söz konusu sınavlardaki soruların zorluğu ya da kolaylığı neye, hangi kriterlere göre belirleniyor? Öğrenciler çok çalıştıkları halde özellikle yorum gerektiren soruları cevaplamakta neden zorlanıyorlar? ÖSYM öğrencilerde daha çok hangi düzey kazanımları ölçmek istiyor? Yorum gerektiren soruları doğru cevaplamak için hangi stratejiyi takip etmek gerekir? Bu sürecin farkına varılması, hem öğretmenlere hem de öğrencilere YGS ve LYS’ye hazırlık sürecinde önemli rehberlik sağlayacaktır.
Bu çalışmada Milli Eğitim Müfredatı ve hedeflenen eğitim stratejilerine göre değerlendireceğiz.
ÖSYM, YÖK’e bağlı merkezî bir kuruluş olup Türkiye’de soru hazırlama, ölçme ve değerlendirme sürecinde önemli bir yere sahiptir. Yurt çapında onlarca farklı sınav ile milyonlarca adayı değerlendiren ÖSYM, üniversitelere seçme ve yerleştirmeye yönelik soruları da bilimsel verilere göre hazırlamaktadır. ÖSYM, adayları değerlendirirken test sisteminin gereği olarak adayların psiko-motor ve duyuşsal özelliklerinden çok bilişsel özelliklerini dikkate almaktadır.
Ölçme ve değerlendirmede yapılandırıcı yaklaşımın etkisi
2005 yılından itibaren öğretim programları, yapılandırmacı yaklaşıma göre hedef davranışlar yerine kazanımlar planında yeniden düzenlendi. Öğrencilerin bilişsel hedefleri belirlenirken Bloom’un bilişsel alan taksonomisi temel alındı. Krathwohl ve ekibi 2001 yılında bu taksonomiyi yeniden düzenlemiş olsa da aralarında küçük farklılıklar meydana geldi. Buna göre adayların bilişsel kazanımlarının değerlendirilmesi de altı farklı basamakta gerçekleşmektedir. Soruların ölçtüğü hedef davranışların bilinmesi, bir öğrencinin “Ben neden başarılı olamıyorum?” sorusuna cevap araması ve özellikle yorum gerektiren soruların doğru cevaplanma oranının düşük olmasının açıklanabilmesi bakımından önemli olacaktır.
Soruların zorluk dereceleri birbirinden farklıdır
Adayların bilişsel gelişmişlik düzeyleri basitten karmaşığa doğru bir süreç izlediğinden, değerlendirme sürecinde herkesin yapabileceği basit nitelikte sorular da üst düzey düşünme becerilerini gerektiren yoruma dayalı sorular da olmalıdır. Sınavlarda adaylara yöneltilen sorular, öğrencilerin daha önce öğrendikleri bilgileri hatırlamasıyla başlayıp kavrama, uygulama, analiz etme, sentezleme ve değerlendirme becerilerini ölçmeye yönelik farklılık göstermektedir. Bilgi basamağından üst basamaklara doğru çıkıldıkça ölçülen bilişsel gelişim düzeyleri de karmaşıklaşmaktadır. Yoruma dayalı üst düzey düşünme becerileri isteyen soruların çözümü daha uzun ve yoğun bir çabayı gerektirir. Öğrenciler çalışmaya ve öğrenmeye başladıkça konuyla ilgili daha ileri bir bilgi seviyesine ulaşacak ve daha üst düzey düşünmeyi gerektiren yoruma dayalı soruları yapmaya hazır hale geleceklerdir.
Öğrenme süreci, çok katlı bir binaya çıkmak gibidir
Öğrenme süreci, çok katlı bir binaya çıkıyor gibi düşünülebilir. Üst katlara çıkabilmek için öncelikle binaya girmek ve ilk kata çıkmak gerekir. İkinci ve üçüncü kata çıkmadan dördüncü kata çıkmak zor olacaktır. İşte öğrenme de tıpkı bunun gibi bir özelliğe sahiptir. Bazı bilgiler sadece birinci kata çıkmanın anahtarı olduğundan onunla dördüncü ya da beşinci kata çıkılamayacaktır. Yapılması gereken her katın gerektiği donanımlara sahip olabilmektir. Bellekteki bilgi birikimleri arttıkça konuya yönelik daha zor ve karmaşık sorular çözülebilecektir.
ÖSYM sorularının ölçmeyi amaçladığı hedef davranışlar şunlardır:
1. Basamak: Bilgi Düzeyi
Bilgi düzeyi basamağı, daha ileri düzeydeki bilgileri kavrama, uygulama, analiz etme, sentezleme ve değerlendirme basamaklarına temel oluşturma niteliğindedir. Burada öğrencinin sahip olduğu bilgiyi kullanması istenmez, sadece öğrendiği şekilde hatırlaması ve tanıması istenir. Bilgi düzeyindeki sorularla adayın hatırlama gücü ölçülür. Bu tür bilgilerin (terim, tanımlar, olaylar, olgular, ilkeler, formüller, kuramlar vb.) hatırlanabilmesi için ezberlenmesi gereklidir. Bilgi düzeyindeki bir soruya cevap verebilmesi için öğrencinin daha önce öğrendiklerini hatırlaması gerekir. Bir bilginin aynen hatırlanması birçok nedenden dolayı önemlidir. Bilgi veya hafıza düzeyi diğer tüm düşünme düzeylerinin başlangıcı olduğundan kritik bir yapıya sahiptir.
Bilgi basamağı soruların zorlukları
ÖSYM daha çok LYS’lerde bilgi basamağında soru sormaktadır. Bu düzeye ait soruların dezavantajı hızlı bir şekilde unutulmalarıdır. Bu tür soruların bir konu ile ilgili derinlemesine olmayan kaba bilgileri ölçmesi ayrı bir dezavantajdır.
Bilgi basamağı sorulardaki temel süreç, sorularla, tanıma ve hatırlama süreçlerini ölçmeyi içerir.
Örnek:
-Hem karada hem suda yaşayan canlılara ait bir şemada kurbağaları tanıyınız
-Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Dönemi şairlerindendir?
-Karbondioksitin kimyasal formülü hangisidir?
2. Basamak: Kavrama Düzeyi
Kavrama düzeyi soruları, öğrencilerin öğrendikleri materyalleri organize edip düzenlemelerini sağlayacak kadar öğrenmiş olmalarını gerektirir. Öğrenciler, öğrendikleri materyali kavrayıp kendi kelimeleri ile ifade edebilmeli ve karşılaştırmalar yapmak için kullanabilmelidir. Kavrama becerisini ölçen bir soruda, bilginin derste ya da ders kitabındaki hâliyle öğrenilmesi sorunun doğru cevaplanabilmesi için yeterli değildir. Kavrama basamağında öğrenciden istenen; bilgiyi farklı bir biçimde ifade etmesi ya da farklı şekillerde ifade edilen bilgileri tanımasıdır. Adayların kavrama basamağındaki bir soruyu cevaplayabilmesi için hatırlamadan daha ileri olan bir düşünme seviyesine geçmesi gerekir. Bu tür sorularda öğrenci soruyu çözebilmesi için kendisinden bir şeyler katması gerekir. Kavrama basamağı sorulardaki temel süreçler; başka şekillerde ifade etme, listeleme, düşünceyi gerçekten ayırt etme isimlendirme, saptama, gösterme, anlama, hatırlama, eşleştirme, tanımlama, sınıflandırma, yerleştirme, taslak haline getirme ve örnek vermedir.
Örnek:
-Aşağıdaki sayıları tek ve çift olarak sınıflandırınız.
-Hava basıncının havayı nasıl etkilediğini açıklayan bir şema çiziniz.
-Kalbin pompaya nasıl benzediğini açıklayınız.
3. Basamak: Uygulama Düzeyi
Uygulama basamağındaki sorular genel olarak hem YGS hem de LYS türü sınavlarda gelmektedir. Uygulama basamağı öğrencinin daha önceden öğrendiği bir bilgiyi yeni durumlara uygulayıp uygulayamadığını ölçen sorulardır. Bu tür sorularda adaylardan bilgiyi kendisi için yeni olan durumlara uygulamaları istenir. Uygulama düzeyi sorular için konular arası bağlantıları görmek gerekir.
Bu düzeydeki bir davranışı öğrencinin gösterebilmesi için, öncelikle soruda yeni durumun tanınması gereklidir. Daha sonra da bu yeni durumun hangi ilke, kavram ya da teori ile ilişkisinin olduğu anlamaya çalışılmalıdır. Öğrencilerin uygulama basamağındaki soruları yapabilmesi için bilgi ve kavrama düzeylerini aşmış olmaları gerekir. Uygulama basamağına yönelik farklı türden soru çözmek gerekir. Öğrencinin sınavda sorunun benzeri çıkmış ve doğru sonuca ulaşmışsa sorunun öğrencide ölçtüğü beceri uygulama becerisi değil, tanıma ve hatırlamayı ölçen bilgi basamağıdır. Bundan dolayı sınava hazırlanan her aday, uygulama becerisini ölçen sorulara karşı hazırlıklı olmalı ve farklı türden soru tiplerini de çözmelidir. Uygulama basamağı sorularındaki temel süreçler, sınıflandırma, değiştirme, eyleme geçirme, sunma, hesap etme, yürütme, çözme, resimleme, hesaplama, yorumlama, manipüle etme, kestirme ve göstermeyi içerir.
Örnek:
-İki basamaklı sayılar için bir sütun ekleyiniz.
-Yabancı dildeki bir parçayı sözel olarak okuyunuz.
-Çevrenizdeki bitkilerin ve hayvanların birbirlerini etkileme şekillerini gösteren bir şema çiziniz.
4. Basamak: Analiz Düzeyi
Analiz soruları öğrencilerin kritik düşünme becerilerini geliştirdikleri için oldukça önemlidirler. Analiz basamağı bir bilgi bütününün parçalarına ayrılarak, bu öğeler arasındaki ilişkilerin birbirinden ayrılmasına yönelik soruları içerir. Analiz soruları öğrencilerin kritik ve derinlemesine düşünmelerini gerektiren yüksek dereceli sorulardır. Öğrenciler, bilgileri analiz ederek bu bilgilere bağlı olan sonuca ve genellemeye varırlar. Öğrencilerden sınav sürecinde bir sonucu veya genellemeyi analiz ederek onu destekleyen veya reddeden kanıtları bulmaları istenir. Analiz basamağına yönelik sorular daha çok LYS’de gelmektedir. Bu soruların çözümü fazla zaman gerektirir. Birçok farklı cevabın mümkün olması ve cevaplanabilmeleri için fazla süre gerektirmeleri analiz sorularının yüksek dereceli sorular olduklarının bir göstergesidir. Analiz basamağı sorularındaki temel süreçler; zıtlıkları belirleme, karşılaştırma, kategorize etme, taslak halinde anlatma, bağlantı kurma, analiz etme, düzenleme, sonuç çıkarma, seçme ve atfetmedir.
Örnek:
-Yukarıdaki parçada geçen karakterin motivasyonu aşağıdakilerden hangisinde ifade edilmiştir?
-Yukarıdaki verilere göre oluşturulacak en uygun hipotez aşağıdakilerden hangisidir?
5. Basamak: Sentez Düzeyi
Sentez gücünü ölçen sorularda, belli bir amaç için uygun olan parçaları uygun olmayanlardan ayırarak bir bütün oluşturma becerisi ölçülmektedir. Sentez türü sorular üst düzey düşünme becerisi gerektirdiğinden dolayı daha çok açık uçlu sorulardan oluşan sınavlarda sorulmaktadır. Bu seviyedeki sorular öğrencilerin orijinal düşünme becerilerini ölçmeye yöneliktir. Sentez soruları öğrencilerin ürünler, desenler ve fikirler ortaya çıkarmalarını gerektirir.
Sentez düzeyindeki sorular; tartışma, planlama, karşılaştırma, yapılandırma, yeniden düzenleme, hazırlama, organize etme, tasarım yapma, hipotez bulma, destekleme, rapor çıkarma, toplama, uyarlama ve geliştirme gibi süreçleri içerir.
Örnek:
-Bitkilerin niçin güneş ışığına ihtiyaç duyduklarını açıklamak için bilimsel hipotezler üretiniz.
-Ahmet Haşim’in şiir konusundaki görüşleriyle ilgili bir araştırma ödevinin taslağını oluşturunuz.
-Bir müttefik ya da birlik askerinin bakış açısıyla bir günlük yazınız.
-Okuduğunuz romanın bir bölümüne dayanarak bir oyun sergileyiniz.
6. Basamak: Değerlendirme Düzeyi
Değerlendirmeye yönelik sorular sentez basamağından sonraki süreçleri içerir. Değerlendirme üst düzey düşünmeyi gerektirir. Bu tür sorular, yeniden meydana getirme, yeniden düzenleme, hazırlama, tasarım yapma, hipotez bulma ve destekleme süreçlerini içerir.
Örnek:
-Karmaşık bir matematik problemini çözmek için en iyi metodu seçiniz.
-Astrolojinin lehinde ve aleyhinde olan iddiaların geçerliliğine yönelik yargılarda bulununuz.
Faruk Ardıç > Fem Dershaneleri > femrehberlik@fem.com.tr
ÖSYM, üniversiteye girmek isteyen adaylara YGS ve LYS uygulamasının bu sene üçüncüsünü gerçekleştirecek. Adaylar, en çok yoruma dayalı sorulardan sıkıntı çekiyorlar. Bu durum ÖSYM’nin sınav sonrası yayınladığı istatistiklerde de gözleniyor. Örneğin 2010 yılında YGS’ye giren 1 milyon 500 bin aday içinde Sosyal Bilimler testinin 40 sorusunun tamamını doğru cevaplayan bir aday bile çıkmamıştır. 2011 yılında ise 1 milyon 600 adaydan sadece beş kişi, Sosyal Bilimlerdeki soruların tamamını cevaplayabilmişler. Fen Bilgisindeki sorularda da çok farklı olmayan bir durum gözleniyor. 2011 yılında Fen Bilgisi testindeki 40 sorunun tümünü doğru cevaplayanların sayısı 407 kişi. Söz konusu sınavlardaki soruların zorluğu ya da kolaylığı neye, hangi kriterlere göre belirleniyor? Öğrenciler çok çalıştıkları halde özellikle yorum gerektiren soruları cevaplamakta neden zorlanıyorlar? ÖSYM öğrencilerde daha çok hangi düzey kazanımları ölçmek istiyor? Yorum gerektiren soruları doğru cevaplamak için hangi stratejiyi takip etmek gerekir? Bu sürecin farkına varılması, hem öğretmenlere hem de öğrencilere YGS ve LYS’ye hazırlık sürecinde önemli rehberlik sağlayacaktır.
Bu çalışmada Milli Eğitim Müfredatı ve hedeflenen eğitim stratejilerine göre değerlendireceğiz.
ÖSYM, YÖK’e bağlı merkezî bir kuruluş olup Türkiye’de soru hazırlama, ölçme ve değerlendirme sürecinde önemli bir yere sahiptir. Yurt çapında onlarca farklı sınav ile milyonlarca adayı değerlendiren ÖSYM, üniversitelere seçme ve yerleştirmeye yönelik soruları da bilimsel verilere göre hazırlamaktadır. ÖSYM, adayları değerlendirirken test sisteminin gereği olarak adayların psiko-motor ve duyuşsal özelliklerinden çok bilişsel özelliklerini dikkate almaktadır.
Ölçme ve değerlendirmede yapılandırıcı yaklaşımın etkisi
2005 yılından itibaren öğretim programları, yapılandırmacı yaklaşıma göre hedef davranışlar yerine kazanımlar planında yeniden düzenlendi. Öğrencilerin bilişsel hedefleri belirlenirken Bloom’un bilişsel alan taksonomisi temel alındı. Krathwohl ve ekibi 2001 yılında bu taksonomiyi yeniden düzenlemiş olsa da aralarında küçük farklılıklar meydana geldi. Buna göre adayların bilişsel kazanımlarının değerlendirilmesi de altı farklı basamakta gerçekleşmektedir. Soruların ölçtüğü hedef davranışların bilinmesi, bir öğrencinin “Ben neden başarılı olamıyorum?” sorusuna cevap araması ve özellikle yorum gerektiren soruların doğru cevaplanma oranının düşük olmasının açıklanabilmesi bakımından önemli olacaktır.
Soruların zorluk dereceleri birbirinden farklıdır
Adayların bilişsel gelişmişlik düzeyleri basitten karmaşığa doğru bir süreç izlediğinden, değerlendirme sürecinde herkesin yapabileceği basit nitelikte sorular da üst düzey düşünme becerilerini gerektiren yoruma dayalı sorular da olmalıdır. Sınavlarda adaylara yöneltilen sorular, öğrencilerin daha önce öğrendikleri bilgileri hatırlamasıyla başlayıp kavrama, uygulama, analiz etme, sentezleme ve değerlendirme becerilerini ölçmeye yönelik farklılık göstermektedir. Bilgi basamağından üst basamaklara doğru çıkıldıkça ölçülen bilişsel gelişim düzeyleri de karmaşıklaşmaktadır. Yoruma dayalı üst düzey düşünme becerileri isteyen soruların çözümü daha uzun ve yoğun bir çabayı gerektirir. Öğrenciler çalışmaya ve öğrenmeye başladıkça konuyla ilgili daha ileri bir bilgi seviyesine ulaşacak ve daha üst düzey düşünmeyi gerektiren yoruma dayalı soruları yapmaya hazır hale geleceklerdir.
Öğrenme süreci, çok katlı bir binaya çıkmak gibidir
Öğrenme süreci, çok katlı bir binaya çıkıyor gibi düşünülebilir. Üst katlara çıkabilmek için öncelikle binaya girmek ve ilk kata çıkmak gerekir. İkinci ve üçüncü kata çıkmadan dördüncü kata çıkmak zor olacaktır. İşte öğrenme de tıpkı bunun gibi bir özelliğe sahiptir. Bazı bilgiler sadece birinci kata çıkmanın anahtarı olduğundan onunla dördüncü ya da beşinci kata çıkılamayacaktır. Yapılması gereken her katın gerektiği donanımlara sahip olabilmektir. Bellekteki bilgi birikimleri arttıkça konuya yönelik daha zor ve karmaşık sorular çözülebilecektir.
ÖSYM sorularının ölçmeyi amaçladığı hedef davranışlar şunlardır:
1. Basamak: Bilgi Düzeyi
Bilgi düzeyi basamağı, daha ileri düzeydeki bilgileri kavrama, uygulama, analiz etme, sentezleme ve değerlendirme basamaklarına temel oluşturma niteliğindedir. Burada öğrencinin sahip olduğu bilgiyi kullanması istenmez, sadece öğrendiği şekilde hatırlaması ve tanıması istenir. Bilgi düzeyindeki sorularla adayın hatırlama gücü ölçülür. Bu tür bilgilerin (terim, tanımlar, olaylar, olgular, ilkeler, formüller, kuramlar vb.) hatırlanabilmesi için ezberlenmesi gereklidir. Bilgi düzeyindeki bir soruya cevap verebilmesi için öğrencinin daha önce öğrendiklerini hatırlaması gerekir. Bir bilginin aynen hatırlanması birçok nedenden dolayı önemlidir. Bilgi veya hafıza düzeyi diğer tüm düşünme düzeylerinin başlangıcı olduğundan kritik bir yapıya sahiptir.
Bilgi basamağı soruların zorlukları
ÖSYM daha çok LYS’lerde bilgi basamağında soru sormaktadır. Bu düzeye ait soruların dezavantajı hızlı bir şekilde unutulmalarıdır. Bu tür soruların bir konu ile ilgili derinlemesine olmayan kaba bilgileri ölçmesi ayrı bir dezavantajdır.
Bilgi basamağı sorulardaki temel süreç, sorularla, tanıma ve hatırlama süreçlerini ölçmeyi içerir.
Örnek:
-Hem karada hem suda yaşayan canlılara ait bir şemada kurbağaları tanıyınız
-Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Dönemi şairlerindendir?
-Karbondioksitin kimyasal formülü hangisidir?
2. Basamak: Kavrama Düzeyi
Kavrama düzeyi soruları, öğrencilerin öğrendikleri materyalleri organize edip düzenlemelerini sağlayacak kadar öğrenmiş olmalarını gerektirir. Öğrenciler, öğrendikleri materyali kavrayıp kendi kelimeleri ile ifade edebilmeli ve karşılaştırmalar yapmak için kullanabilmelidir. Kavrama becerisini ölçen bir soruda, bilginin derste ya da ders kitabındaki hâliyle öğrenilmesi sorunun doğru cevaplanabilmesi için yeterli değildir. Kavrama basamağında öğrenciden istenen; bilgiyi farklı bir biçimde ifade etmesi ya da farklı şekillerde ifade edilen bilgileri tanımasıdır. Adayların kavrama basamağındaki bir soruyu cevaplayabilmesi için hatırlamadan daha ileri olan bir düşünme seviyesine geçmesi gerekir. Bu tür sorularda öğrenci soruyu çözebilmesi için kendisinden bir şeyler katması gerekir. Kavrama basamağı sorulardaki temel süreçler; başka şekillerde ifade etme, listeleme, düşünceyi gerçekten ayırt etme isimlendirme, saptama, gösterme, anlama, hatırlama, eşleştirme, tanımlama, sınıflandırma, yerleştirme, taslak haline getirme ve örnek vermedir.
Örnek:
-Aşağıdaki sayıları tek ve çift olarak sınıflandırınız.
-Hava basıncının havayı nasıl etkilediğini açıklayan bir şema çiziniz.
-Kalbin pompaya nasıl benzediğini açıklayınız.
3. Basamak: Uygulama Düzeyi
Uygulama basamağındaki sorular genel olarak hem YGS hem de LYS türü sınavlarda gelmektedir. Uygulama basamağı öğrencinin daha önceden öğrendiği bir bilgiyi yeni durumlara uygulayıp uygulayamadığını ölçen sorulardır. Bu tür sorularda adaylardan bilgiyi kendisi için yeni olan durumlara uygulamaları istenir. Uygulama düzeyi sorular için konular arası bağlantıları görmek gerekir.
Bu düzeydeki bir davranışı öğrencinin gösterebilmesi için, öncelikle soruda yeni durumun tanınması gereklidir. Daha sonra da bu yeni durumun hangi ilke, kavram ya da teori ile ilişkisinin olduğu anlamaya çalışılmalıdır. Öğrencilerin uygulama basamağındaki soruları yapabilmesi için bilgi ve kavrama düzeylerini aşmış olmaları gerekir. Uygulama basamağına yönelik farklı türden soru çözmek gerekir. Öğrencinin sınavda sorunun benzeri çıkmış ve doğru sonuca ulaşmışsa sorunun öğrencide ölçtüğü beceri uygulama becerisi değil, tanıma ve hatırlamayı ölçen bilgi basamağıdır. Bundan dolayı sınava hazırlanan her aday, uygulama becerisini ölçen sorulara karşı hazırlıklı olmalı ve farklı türden soru tiplerini de çözmelidir. Uygulama basamağı sorularındaki temel süreçler, sınıflandırma, değiştirme, eyleme geçirme, sunma, hesap etme, yürütme, çözme, resimleme, hesaplama, yorumlama, manipüle etme, kestirme ve göstermeyi içerir.
Örnek:
-İki basamaklı sayılar için bir sütun ekleyiniz.
-Yabancı dildeki bir parçayı sözel olarak okuyunuz.
-Çevrenizdeki bitkilerin ve hayvanların birbirlerini etkileme şekillerini gösteren bir şema çiziniz.
4. Basamak: Analiz Düzeyi
Analiz soruları öğrencilerin kritik düşünme becerilerini geliştirdikleri için oldukça önemlidirler. Analiz basamağı bir bilgi bütününün parçalarına ayrılarak, bu öğeler arasındaki ilişkilerin birbirinden ayrılmasına yönelik soruları içerir. Analiz soruları öğrencilerin kritik ve derinlemesine düşünmelerini gerektiren yüksek dereceli sorulardır. Öğrenciler, bilgileri analiz ederek bu bilgilere bağlı olan sonuca ve genellemeye varırlar. Öğrencilerden sınav sürecinde bir sonucu veya genellemeyi analiz ederek onu destekleyen veya reddeden kanıtları bulmaları istenir. Analiz basamağına yönelik sorular daha çok LYS’de gelmektedir. Bu soruların çözümü fazla zaman gerektirir. Birçok farklı cevabın mümkün olması ve cevaplanabilmeleri için fazla süre gerektirmeleri analiz sorularının yüksek dereceli sorular olduklarının bir göstergesidir. Analiz basamağı sorularındaki temel süreçler; zıtlıkları belirleme, karşılaştırma, kategorize etme, taslak halinde anlatma, bağlantı kurma, analiz etme, düzenleme, sonuç çıkarma, seçme ve atfetmedir.
Örnek:
-Yukarıdaki parçada geçen karakterin motivasyonu aşağıdakilerden hangisinde ifade edilmiştir?
-Yukarıdaki verilere göre oluşturulacak en uygun hipotez aşağıdakilerden hangisidir?
5. Basamak: Sentez Düzeyi
Sentez gücünü ölçen sorularda, belli bir amaç için uygun olan parçaları uygun olmayanlardan ayırarak bir bütün oluşturma becerisi ölçülmektedir. Sentez türü sorular üst düzey düşünme becerisi gerektirdiğinden dolayı daha çok açık uçlu sorulardan oluşan sınavlarda sorulmaktadır. Bu seviyedeki sorular öğrencilerin orijinal düşünme becerilerini ölçmeye yöneliktir. Sentez soruları öğrencilerin ürünler, desenler ve fikirler ortaya çıkarmalarını gerektirir.
Sentez düzeyindeki sorular; tartışma, planlama, karşılaştırma, yapılandırma, yeniden düzenleme, hazırlama, organize etme, tasarım yapma, hipotez bulma, destekleme, rapor çıkarma, toplama, uyarlama ve geliştirme gibi süreçleri içerir.
Örnek:
-Bitkilerin niçin güneş ışığına ihtiyaç duyduklarını açıklamak için bilimsel hipotezler üretiniz.
-Ahmet Haşim’in şiir konusundaki görüşleriyle ilgili bir araştırma ödevinin taslağını oluşturunuz.
-Bir müttefik ya da birlik askerinin bakış açısıyla bir günlük yazınız.
-Okuduğunuz romanın bir bölümüne dayanarak bir oyun sergileyiniz.
6. Basamak: Değerlendirme Düzeyi
Değerlendirmeye yönelik sorular sentez basamağından sonraki süreçleri içerir. Değerlendirme üst düzey düşünmeyi gerektirir. Bu tür sorular, yeniden meydana getirme, yeniden düzenleme, hazırlama, tasarım yapma, hipotez bulma ve destekleme süreçlerini içerir.
Örnek:
-Karmaşık bir matematik problemini çözmek için en iyi metodu seçiniz.
-Astrolojinin lehinde ve aleyhinde olan iddiaların geçerliliğine yönelik yargılarda bulununuz.
Kapatmalı mı, Kapatmamalı mı? Dönüştürmeli mi?
Kapatmalı mı, Kapatmamalı mı? Dönüştürmeli mi?
Bekir Özer > ozerbekir@gmail.com
Giriş
Eğitim hayatımızın Tanzimat’tan bu yana pek çok değişime tabi olduğu, önemli aşamalar kaydettiği açık. Bu değişim ve dönüşümlerde mektep-medrese ayrışmasından tevhid-i tedrisata, liselerde kredi sisteminden zorunlu öğretimin 5+3, kesintisiz 8, 4+4+4 gibi muhtelif varyasyonlarıyla tartışılmasına kadar çeşitli yönler söz konusu.
Özel dershaneler de kurulduğu günden bu yana varlığı ve çalışma şekilleriyle tartışılmaya devam ediyor. Eğitim sistemine zararlı(!) diye düşünenlere göre kapılarına çoktan kilit vurulmalıydı. Ama toplum katmanlarının çoğuna göre ise her türlü olumsuz şartlara rağmen çocuklarının bir yarışa ortak olmasını sağladığı için zaruri kurumlar, dershaneler.
Anlayışlar değişti
Ülkemizin gelişip yükselmesi, toplumsal kalkınmanın sağlanması, sanayileşme ve benzeri gelişmelerin temini, milletimizin hayata bakış açısında da önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tarım toplumundan sanayi ve sanayi ötesi toplumuna dönüşüm, toplumsal algılamalarda ve değerlendirmelerde değişime yol açmıştır. Ülkemiz, büyük kısmının köylerde yaşadığı bir toplumdan bugün itibarıyla yaklaşık %36 nüfusun köylerde, kalanların da şehirlerde yaşadığı bir hale dönüştü. Bu dönüşüm, insanların daha çok eğitim görme ihtiyacını ortaya çıkarmış, üniversite mezunu olma zorunluluğu algısı da yerleşmiştir.Bu algının yerleşmesinde, mezun olunca sahip olunacak üniversite diplomasının her kapıyı açan sihirli bir anahtar gibi görülmesi… Üniversite eğitiminin tercih edilmesinde birinci etken “üniversite mezunlarının daha iyi bir iş ve daha iyi bir kazanç elde edilmesi için gerekli olduğu” ikinci etken ise “toplumsal statü elde edilmesi” düşüncesidir.
Üniversite mezunu olma isteğinin bu kadar yoğun hale gelmesi, üniversiteye giriş sisteminde bir elemeyegitme zorunluluğunu da beraberinde getirdi. Herkesin “ben daha iyi bir üniversiteye, daha iyi bir bölüme gitmeliyim” anlayışına sahip olduğu bu eleme yarışı, liselere giriş sistemine de yansıdı.
Anlayış ve algılamaların büyük oranda değiştiği eğitim sisteminde, önceleri eğitime takviye mahiyetindeki ilave dersler veren dershaneler, yarışın artmasıyla birlikte yarışa ortak olmak isteyenlerin başvurabileceği en faydalı alternatif mecburiyethaline geldi. Haddizatında hep daha iyiyi isteyen insan için alternatiflerin olması, onu diğerlerinden farklı kılacak niteliklere kavuşturacak kurumların bulunması toplumun başta dezavantajlı olmak üzere tüm kesimlerce benimsenmişti. Ancak dershanelerin toplum ihtiyaçlarını karşılamadaki önemli rolünü göremeyiprant kapısı olarak görenler dershanelerden rahatsız oldular. Bu tartışmalı durum, son dönemde alevlenen eğitimdeki 4+4+4 şeklinde formüle edilen zorunlu kesintili eğitim tartışmaları sırasında yeniden gündeme geldi.
Üniversiteye giriş sınavı
“Üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılması ve dershanelerin kapanması” odaklı bir söylemle gündem hareketlendi. Bu harekette iki yön var. Birincisi üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılması.Üniversiteye giriş sınavları öğrencilere sıkıntı vermek, onları zorlamak için yapılmıyor. Aksine öncelikle arz ile talep arasındaki farkın büyüklüğü ve üniversitedeki bölümlerin başvuranlar arasından en iyileri seçme isteğidolayısıyla başvuranları sıralamak maksadıyla gerçekleştiriyor. Bu seçme ve sıralama merkezî,genel bir sınav dışında nasıl yapılacaktır?Mevcut giriş sınavlarının kaldırılabilmesi mümkün müdür? Ya da kaldırılmalı mıdır? Sınavlar kaldırıldığında nasıl bir yöntemle üniversitelere yerleştirme yapılacaktır? Merkezî olmayan bir sınav sistemi olursa bir kısım kayırmaların olabilme ihtimali yükselmeyecek midir? Ya da 1974 öncesinde olduğu gibi her fakültenin kendi sınavını yapma tarzı bir uygulama ile büyükşehirlerde yaşayanlar veya daha iyi imkânlara sahip olanlarla imkânları yetersiz olanlar arasındaki farkı kapatmak mümkün olacak mıdır?Okul notlarına endekslenme şeklinde düşünülebilecek bir alternatif de söz konusu olabilir. Ancak bu durumda da okulların eğitim imkânlarından, öğretmenlerin değerlendirme tarzlarına kadar pekçok mahzurun geçerliliği herkesçe bilinebilir bir durumdur.Değerlendirilebilecek bir başka alternatif, liselerin son sınıflarında yapılabilecek merkezîbir Olgunluk Sınavıdır ki, buda tercih edilebilecek ikinci bir yoldur. Veya liselerin ara sınıflarında yapılacak o yılki öğrenme düzeylerinin ölçüldüğü ve üniversiteye bunların ortalamasıyla girilebildiği bir sistem düşünülebilir. Çağ nüfusunun tümünü yerleştirecek kadar üniversite kontenjanlarının arttırılması da bir başka alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir durum kısa sürede mümkün görünmemekle birlikte gerçekleştirilse bile her bölüm kendine başvuranlar arasından en iyilerin seçilmesi için yine bir sıralamaya ihtiyaç duyulacaktır. Herkesin ‘en iyi bölümler’ isteği söz konusu olduğu sürece üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılmasıyla ilgili değerlendirme –en azından şimdilik–realiteden uzak gibi görünmektedir.
Çözüm için sınavı kaldırmak
Üniversiteye giriş sınavını değil, ancak üniversite sistemini değiştirmekle problem çözülebilir. Bu da yükseköğretim hizmetlerininsunulmasında vakıf üniversitelerin sayısının arttırılması, özel üniversiteler kurulmasının önündeki engellerin kaldırılması ve devlet üniversitelerinin de piyasa sistemine uygun hale getirilmesiyle mümkün olabilir. Mevcut durumdaki arz-talep dengesizliğinin giderilmesi, üniversite önündeki yığılmanın önlenmesi ve zamanla hem kontenjan hem de kalite sorununun ortadan kaldırılması ancak bu şekilde mümkün olabilecektir. Sistem değiştiğinde, sınav da değişecek,merkezî sınavlar bir üst öğrenim görecek alt yapıya sahip olup olmadığını belirleme amaçlı kullanılacak ve seçmede sınavın dışında alternatiflerden de yaralanma şansı olacaktır.
Ayrıca kurulacak üniversitelerinarsa tahsisi, doğrudan destek, ilk beş yıl vergi muafiyeti ve benzeri tedbirlerle özendirilmesi özel sektörün bu alanda yatırım yapmasını teşvik edecek, rekabetçi bir piyasa ortamını sağlayacaktır. Yükseköğretimde dünya lideri olan ABD, İngiltere, Japonya gibi ülkelerde özel üniversitelerin devlet üniversitelerinden çok olması ve devlet üniversitelerinin de piyasa sistemi dâhilinde işlemesi yükseköğretim hizmetinin piyasa sistemiyle daha etkin sağlanabileceğininönemli bir göstergesidir.
Dershanelerin kapatılması
Tartışmaların odağındaki meselenin diğer bir yönü ise dershanelerin kaldırılma/kapatılma isteğidir. Bu istek yeni olmamakla birlikte eğitim sisteminin bir çıktısı olan ve ihtiyaçların giderilmesi için hizmet sunan dershanelerin sistemin baltalayıcısı veya tıkayıcısı gibi görülmesi/gösterilmesi bir yanılsamadan ibarettir. Çünkü dershaneler, eğitim siteminin farklı kademelerinde farklı gerekçelerle ortaya çıkan tüm öğrenme eksiklerini gidermek ve ek destek sunarak öğrencileri bir üst okulda öğrenim görebilecek düzeye taşımak üzere kurulmuştur.İmkânları yerinde olanlar için zaten var olan ‘özel ders/özel hoca’ anlayışının, imkânları kısıtlı genel kitlelere aktarılmış hâli olan dershanelerin kapatılması, kimlere ne tür bir yarar sağlayacaktır?
İlkkuruluşuna bakılacak olursa dershaneler, ‘yetişkinleri yabancı dil, sanat, ticaret ve ev ekonomisi konularında yetiştirme amaçlı kısa süreli kurslar’ mahiyetinde Cumhuriyet öncesine kadar uzanmaktadır. Cumhuriyet döneminde ilkokul, ortaokul ve liselerin yaygınlaşmasıyla hedef kitle okullara devam eden öğrenciler olur. 1970’li yılların ortalarına kadar dersleri zayıf olan, bütünlemeye kalan öğrenciler ile lise bitirme veya devlet olgunluk sınavlarına hazırlananlara hitap eden takviye kurslarıdır. Sınav eksenli dershaneler bu dönemden sonra çoğalır. Daha öncesinde 1936-1954 arası ‘Devlet Olgunluk Sınavı’, 1955-1968 arası ‘Devlet Lise Sınavı’ ile öğrenci alan üniversiteler ayrıca kendi sınavlarını yaparken 1974’te Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi kurulur. Artıküniversitelere seçme ve yerleştirme, merkezî sınavla yapılacaktır. Bu sınav sorularının lise müfredatı ile örtüşmemesi, daha iyi bir üniversitede/bölümdeokumak isteyenler için dershane talebini arttırmıştır. 12 Eylül darbehükümeti ‘Genellikle şehirlerde yapılandıklarından, kırsaldaki öğrenci yararlanamıyor ve fırsat eşitsizliği doğuruyor. Artan sayıları denetimi zorlaştırıyor.’ gerekçesiyle Kanun’da değişiklik yaparak dershaneleri 1 Ağustos 1984’e kadar kapatma kararı alır. Ancak Turgut Özal hükümeti döneminde Kanun’daki yeni değişiklikle kapatma kararı kaldırılır.
Mevcut sistemde millî eğitim mevzuatı çerçevesinde açılan, çalışan ve denetlenen 4 bin 200 dershanede yaklaşık 50-52 bin öğretmen, 20-22 bin diğer personel istihdam olunmakta ve yine yaklaşık 1 milyon 200 bin civarında öğrenci buralara devam etmektedir.Net bir sayı vermek mümkün olmasa bile dershanecilik faaliyeti yapan, fakat kayıt altında olmayan 2 bin-2 bin 500 civarında merdiven altı diye tanımlanabilecek dershane benzeri yerden bahsedilmektedir. Bu tabloda dershanelerin kapatılması nasıl bir sonuç doğuracaktır? Mevzuat çerçevesinde açılan, sürekli denetlenen kurumlar mı daha yararlıdır, yoksa mevcut durumda bile önüne geçilemeyen kayıt dışılığa davetiye çıkarmak mı?
Dershane ihtiyacı hep olacak
“Özel Dershaneler: Gölge Eğitim Sistemiyle Yüzleşmek” raporunu hazırlayanMurat Özoğlu’na göre “En iyi talebi her zaman var olacak. Kontenjan vaktiyle sıkıntıydı, aşılıyor. İyi ve marka okullara dönük istek ise kendini gösterecek. Üniversiteler arasındaki nitelik farkı azalsa da olacak.” Dolayısıyla son yıllarda üniversite kontenjanlarını artırarak dershanelere olan ihtiyacın ortadan kalkacağını düşünenler, Japonya’da üniversitelere başvuran herkesin yerleşebileceği kapasite varken 10 milyon öğrencinin dershanelere devam ettiği gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır.
Bugün itibarıyla dershaneler, sadece bir üst okul sınavlarına hazırlama değil, kamu personeli, açıköğretim, akademik personel, yabancı dil ve tıpta uzmanlık gibi alanlardaki sınavlara da hazırlamaktadır.
Ayrıca dershanelerin tercihinde sadece bir sınavı kazanmanın da ötesinde fırsat eşitliğini tabana yaymadaki rolü, bölgesel farklılıkları gidermesi, eğitimde tamamlayıcı olması, okul başarısına katkısı, öğrenme ortamlarını geliştirmesi, motivasyonu yüksek tutması, eğitimde alternatif yöntemler sunması, homojen sınıf ortamları oluşturması ve eğitimin genel amaçlarına hizmet ediyor olması gibi etkenler de göz önünde bulundurulmalıdır. Bütün bu olumlu özellikler bir kenara bırakılarak dershaneler, gerçekten kaldırılabilir mi? Kaldırılmalı mıdır?
Okula dönüşüm
Dershane sahipleriyle yapılacak birebir görüşmelerde her birinin ‘okul sahibi olma’ isteklerini dinlemek mümkündür. Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı (2007-2013) ile Millî Eğitim Bakanlığı Stratejik Planı’nda(2010-2014)da bu isteklerin karşılanmasına dönük arsa tahsisi, vergi muafiyeti ve benzeri bir kısım teşviklerle 2014 sonuna kadar dershanelerin %70’inin okula dönüşümü hedeflenmektedir.
Ancak bu dönüşümün reel bir yaklaşım olduğunu söylemek güçtür. Mevcut özel okulların henüz %60-70 kapasiteyle bile çalışamadığı bir ortamda yeni ve yüksek maliyetli bir okul yatırımının pek çoğu itibarıyla yeterli gücü olmayan dershane sahiplerince yapılması mümkün görünmemektedir. İkinci olarak mevzuat açısından bu kurumların mevcut binalarında dönüşüm imkânı yoktur. Çünkü pek çoğu bağımsız binada hizmet sunmamakta; böyle olanların çoğunda yeterli bahçe, koridor genişliği, teneffüs salonu bulunmamakta; yine büyük bir kısmı okullar için gerekli olan alkollü ve açık içki satılan yere 100 metre uzaklığı şartından yoksun bulunmaktadır. Bu nedenlerle mevzuat açısından mevcut binalarında okula dönüşme zordur. Bir başka nokta ise işlevsellikleridir. Okullarla dershanelerin varlık nedenleri analiz edilmeden bu dönüşümün olabilmesi mümkün görünmemektedir.
Bekir Özer > ozerbekir@gmail.com
Giriş
Eğitim hayatımızın Tanzimat’tan bu yana pek çok değişime tabi olduğu, önemli aşamalar kaydettiği açık. Bu değişim ve dönüşümlerde mektep-medrese ayrışmasından tevhid-i tedrisata, liselerde kredi sisteminden zorunlu öğretimin 5+3, kesintisiz 8, 4+4+4 gibi muhtelif varyasyonlarıyla tartışılmasına kadar çeşitli yönler söz konusu.
Özel dershaneler de kurulduğu günden bu yana varlığı ve çalışma şekilleriyle tartışılmaya devam ediyor. Eğitim sistemine zararlı(!) diye düşünenlere göre kapılarına çoktan kilit vurulmalıydı. Ama toplum katmanlarının çoğuna göre ise her türlü olumsuz şartlara rağmen çocuklarının bir yarışa ortak olmasını sağladığı için zaruri kurumlar, dershaneler.
Anlayışlar değişti
Ülkemizin gelişip yükselmesi, toplumsal kalkınmanın sağlanması, sanayileşme ve benzeri gelişmelerin temini, milletimizin hayata bakış açısında da önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tarım toplumundan sanayi ve sanayi ötesi toplumuna dönüşüm, toplumsal algılamalarda ve değerlendirmelerde değişime yol açmıştır. Ülkemiz, büyük kısmının köylerde yaşadığı bir toplumdan bugün itibarıyla yaklaşık %36 nüfusun köylerde, kalanların da şehirlerde yaşadığı bir hale dönüştü. Bu dönüşüm, insanların daha çok eğitim görme ihtiyacını ortaya çıkarmış, üniversite mezunu olma zorunluluğu algısı da yerleşmiştir.Bu algının yerleşmesinde, mezun olunca sahip olunacak üniversite diplomasının her kapıyı açan sihirli bir anahtar gibi görülmesi… Üniversite eğitiminin tercih edilmesinde birinci etken “üniversite mezunlarının daha iyi bir iş ve daha iyi bir kazanç elde edilmesi için gerekli olduğu” ikinci etken ise “toplumsal statü elde edilmesi” düşüncesidir.
Üniversite mezunu olma isteğinin bu kadar yoğun hale gelmesi, üniversiteye giriş sisteminde bir elemeyegitme zorunluluğunu da beraberinde getirdi. Herkesin “ben daha iyi bir üniversiteye, daha iyi bir bölüme gitmeliyim” anlayışına sahip olduğu bu eleme yarışı, liselere giriş sistemine de yansıdı.
Anlayış ve algılamaların büyük oranda değiştiği eğitim sisteminde, önceleri eğitime takviye mahiyetindeki ilave dersler veren dershaneler, yarışın artmasıyla birlikte yarışa ortak olmak isteyenlerin başvurabileceği en faydalı alternatif mecburiyethaline geldi. Haddizatında hep daha iyiyi isteyen insan için alternatiflerin olması, onu diğerlerinden farklı kılacak niteliklere kavuşturacak kurumların bulunması toplumun başta dezavantajlı olmak üzere tüm kesimlerce benimsenmişti. Ancak dershanelerin toplum ihtiyaçlarını karşılamadaki önemli rolünü göremeyiprant kapısı olarak görenler dershanelerden rahatsız oldular. Bu tartışmalı durum, son dönemde alevlenen eğitimdeki 4+4+4 şeklinde formüle edilen zorunlu kesintili eğitim tartışmaları sırasında yeniden gündeme geldi.
Üniversiteye giriş sınavı
“Üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılması ve dershanelerin kapanması” odaklı bir söylemle gündem hareketlendi. Bu harekette iki yön var. Birincisi üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılması.Üniversiteye giriş sınavları öğrencilere sıkıntı vermek, onları zorlamak için yapılmıyor. Aksine öncelikle arz ile talep arasındaki farkın büyüklüğü ve üniversitedeki bölümlerin başvuranlar arasından en iyileri seçme isteğidolayısıyla başvuranları sıralamak maksadıyla gerçekleştiriyor. Bu seçme ve sıralama merkezî,genel bir sınav dışında nasıl yapılacaktır?Mevcut giriş sınavlarının kaldırılabilmesi mümkün müdür? Ya da kaldırılmalı mıdır? Sınavlar kaldırıldığında nasıl bir yöntemle üniversitelere yerleştirme yapılacaktır? Merkezî olmayan bir sınav sistemi olursa bir kısım kayırmaların olabilme ihtimali yükselmeyecek midir? Ya da 1974 öncesinde olduğu gibi her fakültenin kendi sınavını yapma tarzı bir uygulama ile büyükşehirlerde yaşayanlar veya daha iyi imkânlara sahip olanlarla imkânları yetersiz olanlar arasındaki farkı kapatmak mümkün olacak mıdır?Okul notlarına endekslenme şeklinde düşünülebilecek bir alternatif de söz konusu olabilir. Ancak bu durumda da okulların eğitim imkânlarından, öğretmenlerin değerlendirme tarzlarına kadar pekçok mahzurun geçerliliği herkesçe bilinebilir bir durumdur.Değerlendirilebilecek bir başka alternatif, liselerin son sınıflarında yapılabilecek merkezîbir Olgunluk Sınavıdır ki, buda tercih edilebilecek ikinci bir yoldur. Veya liselerin ara sınıflarında yapılacak o yılki öğrenme düzeylerinin ölçüldüğü ve üniversiteye bunların ortalamasıyla girilebildiği bir sistem düşünülebilir. Çağ nüfusunun tümünü yerleştirecek kadar üniversite kontenjanlarının arttırılması da bir başka alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir durum kısa sürede mümkün görünmemekle birlikte gerçekleştirilse bile her bölüm kendine başvuranlar arasından en iyilerin seçilmesi için yine bir sıralamaya ihtiyaç duyulacaktır. Herkesin ‘en iyi bölümler’ isteği söz konusu olduğu sürece üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılmasıyla ilgili değerlendirme –en azından şimdilik–realiteden uzak gibi görünmektedir.
Çözüm için sınavı kaldırmak
Üniversiteye giriş sınavını değil, ancak üniversite sistemini değiştirmekle problem çözülebilir. Bu da yükseköğretim hizmetlerininsunulmasında vakıf üniversitelerin sayısının arttırılması, özel üniversiteler kurulmasının önündeki engellerin kaldırılması ve devlet üniversitelerinin de piyasa sistemine uygun hale getirilmesiyle mümkün olabilir. Mevcut durumdaki arz-talep dengesizliğinin giderilmesi, üniversite önündeki yığılmanın önlenmesi ve zamanla hem kontenjan hem de kalite sorununun ortadan kaldırılması ancak bu şekilde mümkün olabilecektir. Sistem değiştiğinde, sınav da değişecek,merkezî sınavlar bir üst öğrenim görecek alt yapıya sahip olup olmadığını belirleme amaçlı kullanılacak ve seçmede sınavın dışında alternatiflerden de yaralanma şansı olacaktır.
Ayrıca kurulacak üniversitelerinarsa tahsisi, doğrudan destek, ilk beş yıl vergi muafiyeti ve benzeri tedbirlerle özendirilmesi özel sektörün bu alanda yatırım yapmasını teşvik edecek, rekabetçi bir piyasa ortamını sağlayacaktır. Yükseköğretimde dünya lideri olan ABD, İngiltere, Japonya gibi ülkelerde özel üniversitelerin devlet üniversitelerinden çok olması ve devlet üniversitelerinin de piyasa sistemi dâhilinde işlemesi yükseköğretim hizmetinin piyasa sistemiyle daha etkin sağlanabileceğininönemli bir göstergesidir.
Dershanelerin kapatılması
Tartışmaların odağındaki meselenin diğer bir yönü ise dershanelerin kaldırılma/kapatılma isteğidir. Bu istek yeni olmamakla birlikte eğitim sisteminin bir çıktısı olan ve ihtiyaçların giderilmesi için hizmet sunan dershanelerin sistemin baltalayıcısı veya tıkayıcısı gibi görülmesi/gösterilmesi bir yanılsamadan ibarettir. Çünkü dershaneler, eğitim siteminin farklı kademelerinde farklı gerekçelerle ortaya çıkan tüm öğrenme eksiklerini gidermek ve ek destek sunarak öğrencileri bir üst okulda öğrenim görebilecek düzeye taşımak üzere kurulmuştur.İmkânları yerinde olanlar için zaten var olan ‘özel ders/özel hoca’ anlayışının, imkânları kısıtlı genel kitlelere aktarılmış hâli olan dershanelerin kapatılması, kimlere ne tür bir yarar sağlayacaktır?
İlkkuruluşuna bakılacak olursa dershaneler, ‘yetişkinleri yabancı dil, sanat, ticaret ve ev ekonomisi konularında yetiştirme amaçlı kısa süreli kurslar’ mahiyetinde Cumhuriyet öncesine kadar uzanmaktadır. Cumhuriyet döneminde ilkokul, ortaokul ve liselerin yaygınlaşmasıyla hedef kitle okullara devam eden öğrenciler olur. 1970’li yılların ortalarına kadar dersleri zayıf olan, bütünlemeye kalan öğrenciler ile lise bitirme veya devlet olgunluk sınavlarına hazırlananlara hitap eden takviye kurslarıdır. Sınav eksenli dershaneler bu dönemden sonra çoğalır. Daha öncesinde 1936-1954 arası ‘Devlet Olgunluk Sınavı’, 1955-1968 arası ‘Devlet Lise Sınavı’ ile öğrenci alan üniversiteler ayrıca kendi sınavlarını yaparken 1974’te Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi kurulur. Artıküniversitelere seçme ve yerleştirme, merkezî sınavla yapılacaktır. Bu sınav sorularının lise müfredatı ile örtüşmemesi, daha iyi bir üniversitede/bölümdeokumak isteyenler için dershane talebini arttırmıştır. 12 Eylül darbehükümeti ‘Genellikle şehirlerde yapılandıklarından, kırsaldaki öğrenci yararlanamıyor ve fırsat eşitsizliği doğuruyor. Artan sayıları denetimi zorlaştırıyor.’ gerekçesiyle Kanun’da değişiklik yaparak dershaneleri 1 Ağustos 1984’e kadar kapatma kararı alır. Ancak Turgut Özal hükümeti döneminde Kanun’daki yeni değişiklikle kapatma kararı kaldırılır.
Mevcut sistemde millî eğitim mevzuatı çerçevesinde açılan, çalışan ve denetlenen 4 bin 200 dershanede yaklaşık 50-52 bin öğretmen, 20-22 bin diğer personel istihdam olunmakta ve yine yaklaşık 1 milyon 200 bin civarında öğrenci buralara devam etmektedir.Net bir sayı vermek mümkün olmasa bile dershanecilik faaliyeti yapan, fakat kayıt altında olmayan 2 bin-2 bin 500 civarında merdiven altı diye tanımlanabilecek dershane benzeri yerden bahsedilmektedir. Bu tabloda dershanelerin kapatılması nasıl bir sonuç doğuracaktır? Mevzuat çerçevesinde açılan, sürekli denetlenen kurumlar mı daha yararlıdır, yoksa mevcut durumda bile önüne geçilemeyen kayıt dışılığa davetiye çıkarmak mı?
Dershane ihtiyacı hep olacak
“Özel Dershaneler: Gölge Eğitim Sistemiyle Yüzleşmek” raporunu hazırlayanMurat Özoğlu’na göre “En iyi talebi her zaman var olacak. Kontenjan vaktiyle sıkıntıydı, aşılıyor. İyi ve marka okullara dönük istek ise kendini gösterecek. Üniversiteler arasındaki nitelik farkı azalsa da olacak.” Dolayısıyla son yıllarda üniversite kontenjanlarını artırarak dershanelere olan ihtiyacın ortadan kalkacağını düşünenler, Japonya’da üniversitelere başvuran herkesin yerleşebileceği kapasite varken 10 milyon öğrencinin dershanelere devam ettiği gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır.
Bugün itibarıyla dershaneler, sadece bir üst okul sınavlarına hazırlama değil, kamu personeli, açıköğretim, akademik personel, yabancı dil ve tıpta uzmanlık gibi alanlardaki sınavlara da hazırlamaktadır.
Ayrıca dershanelerin tercihinde sadece bir sınavı kazanmanın da ötesinde fırsat eşitliğini tabana yaymadaki rolü, bölgesel farklılıkları gidermesi, eğitimde tamamlayıcı olması, okul başarısına katkısı, öğrenme ortamlarını geliştirmesi, motivasyonu yüksek tutması, eğitimde alternatif yöntemler sunması, homojen sınıf ortamları oluşturması ve eğitimin genel amaçlarına hizmet ediyor olması gibi etkenler de göz önünde bulundurulmalıdır. Bütün bu olumlu özellikler bir kenara bırakılarak dershaneler, gerçekten kaldırılabilir mi? Kaldırılmalı mıdır?
Okula dönüşüm
Dershane sahipleriyle yapılacak birebir görüşmelerde her birinin ‘okul sahibi olma’ isteklerini dinlemek mümkündür. Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı (2007-2013) ile Millî Eğitim Bakanlığı Stratejik Planı’nda(2010-2014)da bu isteklerin karşılanmasına dönük arsa tahsisi, vergi muafiyeti ve benzeri bir kısım teşviklerle 2014 sonuna kadar dershanelerin %70’inin okula dönüşümü hedeflenmektedir.
Ancak bu dönüşümün reel bir yaklaşım olduğunu söylemek güçtür. Mevcut özel okulların henüz %60-70 kapasiteyle bile çalışamadığı bir ortamda yeni ve yüksek maliyetli bir okul yatırımının pek çoğu itibarıyla yeterli gücü olmayan dershane sahiplerince yapılması mümkün görünmemektedir. İkinci olarak mevzuat açısından bu kurumların mevcut binalarında dönüşüm imkânı yoktur. Çünkü pek çoğu bağımsız binada hizmet sunmamakta; böyle olanların çoğunda yeterli bahçe, koridor genişliği, teneffüs salonu bulunmamakta; yine büyük bir kısmı okullar için gerekli olan alkollü ve açık içki satılan yere 100 metre uzaklığı şartından yoksun bulunmaktadır. Bu nedenlerle mevzuat açısından mevcut binalarında okula dönüşme zordur. Bir başka nokta ise işlevsellikleridir. Okullarla dershanelerin varlık nedenleri analiz edilmeden bu dönüşümün olabilmesi mümkün görünmemektedir.
Destek Eğitim Kurumları Olarak Dershaneler
Destek Eğitim Kurumları Olarak Dershaneler
Eyyüp Kılcı > eyyupkilci@gmail.com
Giriş
Dünyanın birçok ülkesinde örgün eğitimle yetinmeyen aileler, çocukları için okul dışında ek destek sağlamak amacıyla yeni alternatifler aramaktadır. ABD başta olmak üzere bütün dünyada destek eğitim sistemlerine dershane benzeri eğitimlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Destek eğitimi ihtiyaçtır
AB’de destek eğitimlere ihtiyacın yaygınlaşması üzerine yapılan araştırmada: Her çocuğun öğrenme hızının ve tarzının farklı olduğu, Devletin eğitimde her çocuğun öğrenme hızına ve tarzına uygun ortamı hazırlamasının her çocuğa özgü farklı öğrenme ihtiyaçlarını karşılamasının mümkün olmadığı üzerinde durulmuştur. Bu yüzden başta gelişmiş ülkeler olmak üzere bütün dünyada ailelerin farklı dönemlerde farklı gerekçelerle okuldakiyle yetinmeyip alternatif destekler aramasının kabullenilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bir üst okula girişte destek eğitimi verenlerin üstün çabası, öğretmenlerin öğrenciyle yakın ilgilenmesi sonucu destek eğitimi alanlarda gözlenen belirgin fark aileleri etkilemektedir. Destek eğitimleri sadece durumu zayıf olanlarla sınırlı değildir. En pahalı okulların öğrencileri ve/veya en başarılı çocuklar da destek eğitimi almaktadır. Ek yük getirse bile çocuklarında gözledikleri değişimden dolayı ailelerin bu eğitimlere ilgi duyduğu belirtilmiştir.
Destek eğitimi yapan kuruluşların ABD ve Japonya gibi ülkelerde üst okul sınavlarına hazırlıkta ve başarıyı artırmada etkisi ilgiyi artırmıştır. Hatta ABD’de bazı bölgelerin eğitim organizasyonu destek eğitimi yapanlara verilmiştir. Üst okul sınavlarına hazırlayan, matematik ve dilden destek eğitimi veren “Kaplan” adlı kuruluş 2 bin şubeye ulaşmıştır. Japonya’da üniversitelere başvuranların tamamına yetecek kapasite olmasına rağmen 10 milyon öğrenci dershanelere devam etmektedir. Kore’de öğretmenler her çocuğa özgü alternatifler geliştirdiklerinden öğrencilerin %70’i destek eğitimi almaktadır. Kore gibi uzak doğu ülkelerinin yükselme trendinde dershanelerde oluşturulan yüksek başarma arzusunun etkili olduğu belirtilmektedir. Dershanelerle ilgili mevzuat düzenlemesinin olmadığı Almanya ve Portekiz gibi ülkelerde destek eğitimleri karaborsası oluşmuştur. Almanya’da evde, ajansta, okulda ve benzeri rastgele ortamlarda verilen eğitimlerin yılda 66 milyon saat ve 2,3 milyar Euro olduğu tahmin edilen kaçak ek ders karaborsası doğmuştur. İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde başta hafta sonları olmak üzere ders saati dışındaki zamanlarda destek eğitimleri yapılmaktadır.
Dershanelere devam edenler
Ülkemizde aile bütçesine getirdiği ek yük tartışılsa da orta ve ortanın altında gelire sahip gruplardaki ailelerin çocuklarının yarışa ortak olmada kullanabileceği makul ücretli tek yasal alternatif dershanelerdir. Her bütçeye uygun dershane vardır. Dershaneye devam eden öğrenci profiline bakıldığında sistemden en çok kimlerin faydalandığı görülecektir. Ayrıca ülkemizde 16.000.000 ilk ve ortaöğretim öğrencisinden sadece 1.200.000’i yani %8’i dershanelere devam etmektedir. Dershanelere devam edip imkânı olmayan öğrencilerden %10’a kadar çıkabilen bir oran -ki 120.000 öğrenciye tekabül eder- ücretsiz eğitim görmektedir.
Eğitimin genel gereklerini, maddi imkânlardan yoksun kesimlerin beklentilerini bahane ederek dershane ve sınav sistemine en çok karşı çıkanlar varlıklı kesimlerdir. Bu kesimlerin bilinçaltı bile olsa orta ve ortanın altında gelir düzeyine sahip insanların çocuklarının yarışa ortak olmasından, her yere giriyor olmasından hissedilecek düzeyde rahatsızlık duyulduğu görülmektedir. Dershane sistemiyle ilgili en çok menfi kampanya yapıldığı dönemlere, kampanyaları yapanlara ve hazırladıkları raporlarda ağır ifadelere yer veren kesimlere bakıldığında, aslında konunun geniş toplum kesimlerinden daha çok bu kesimleri rahatsız ettiği anlaşılacaktır.
Dershanelere olan ihtiyaç
Dershaneler; öğrencilerin öğrenme ihtiyaç ve beklentilerine uygun esnek öğrenme ortamları oluşturdukları, öğretmenlerle resmiyetten uzak kolay ilişki kuracakları bir yapı kurdukları, her öğrencinin ihtiyacına cevap verecek alternatif yol ve yöntemler geliştirdikleri, ihtiyaç olan her yerde eğitim ortamı açarak eğitime erişimi kolaylaştırdıkları, imkânı olanlar yanında imkânı olmayanlara da âdil rekabet ortamları hazırlayıp fırsat eşitliğini daha geniş bir tabana yaydıkları, eğitim sistemi dışına itilenleri tekrar sisteme kazandırdıkları, tüm olumsuz kampanyalara rağmen yaptıkları düzenli çalışmalarla olumlu imaj oluşturdukları için düşük gelirli aile bütçelerinden bile kaynak ayrılarak tercih edilen eğitim kurumlarıdır.
Dershaneler; Anadolu insanının tüm barajları aşarak yukarı tırmanmasında, destek eğitimlerin Bakanlıkça denetlenen standartları belirlenmiş ortamlarda yapılmasında, eğitimlerin malî ve diğer açılardan kayıt altına alınmasında, öğrencilerin ders dışı zamanlarını eğitim ortamlarında geçirmesinde, ülkemizde istihdam alanı bulunmayan fen edebiyat fakültesi mezunları dâhil yaklaşık 100 bin kişiye istihdam, aileleriyle birlikte yaklaşık 500 bin kişiye geçim ortamı hazırlanmasında önemli hizmetler sunmaktadır.
Bilginin çok hızlı yenilendiği günümüzde ülkeler, yarışta öne geçmek için hayat boyu öğrenmeyi özendirmekte, eğitimde örgün, yaygın ya da informal ayrımı yapmadan okul içi ve dışı her ortamdan yararlanmakta, tüm kazanımları önemseyerek belgelendirecek sistemler kurmaktadır. Ülkemizde okul dışı öğrenmede en etkin eğitim ortamlarından biri dershanelerdir. Eğitimde sunduğu alternatiflerle başarısını kanıtlamasıyla öne çıkıp ailelerce tercih edilen kurumları engelleyecek bir düzenleme yapılması doğru olmaz. Alkol ve sigara gibi zararlı maddelerin ticaretinde bile yapılamayan yasaklayıcı düzenlemelerin, öğrencileri okul dışı ortamlara çekiyor düşüncesiyle dershaneler için düşünülmesi, öğrenmede her ortamdan yararlanma anlayışıyla örtüşmemektedir. Ayrıca öğrencilerin okul dışı zamanlarını geçirecekleri en kontrollü ortamlar dershanelerdir.
Dershanelerin dönüştürülmesi
Özel okulların rahat çalışabilecekleri, malî destek, arsa tahsisi, vergi muafiyeti gibi sürdürülebilir bir ortam hazırlanması halinde imkânı olan dershaneler hiç zorlamaya gerek kalmadan bu alana yatırım yapabileceklerdir. Eğitimde dershanelerdeki birikimden ve yakaladıkları ivmeden daha fazla yararlanılabilecek düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin on iki yıllık zorunlu eğitime geçilirken derslik ve öğretmen açığını karşılamada dershanelerdeki başarılı kadro ve ortamlardan yararlanacak esnek bir yapı kurulabilir. Dershanelerden destek alma konusundaki veli tercihleri önemsenmeli, derslerin akredite edileceği, belgelendirileceği merkezî ölçme sistemleri kurularak dershanelerin bir üst okula hazırlık yanında diğer alanlarda yüksek performansından yararlanılmalıdır.
Dershanelere ihtiyacı ortadan kaldırmak için merkezî sınavları tartışmaya açmak, birçok problemi de beraberinde getirecektir. 1998 yılında eğitimin genel gerekleri göz ardı edilerek dershaneleri ortadan kaldırma amacıyla yapılan düzenlemelerin istenen sonucu vermediği ortadadır. Bütün dünyada merkezî sınavlar, öğrencinin bir üst eğitimi alabilecek düzeyde olup olmadığını ölçmek üzere yapılır. Merkezî sınavlar, âdil ve güvenilir bir ölçme yapmanın yanı sıra aynı zamanda eğitimin nabzını tutmada bölgeden bölgeye, okuldan okula, öğretmenden öğretmene ortaya çıkan farkları belirleyip kapatmada yeni fırsatlar sunma gibi bir yarar da sağlar. Bazılarının gündeme getirdiği açık uçlu sorularla daha âdil ve güvenilir bir ölçme yapılamayacağı pedagojik bir realitedir.
Merkezi Sınavlar
Merkezî sınavlarla ilgili düzenlemeler alternatifleri iyice düşünülerek yapılmalıdır: SBS ile Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler liselerine yaklaşık 200 bin öğrenci yerleşmektedir. Bakanlık, eğitimi sınava endeksli olmaktan kurtarma gerekçesiyle sınavla girilen okul adedini azaltmayı ve öğrenci adedini 5-10 bine düşürmeyi planlamaktadır. Bu öğrencilerin nasıl seçileceğiyle ilgili bir bilgi yoktur. Ancak OKS’nin yaygınlaşmasından önce olduğu gibi bir seçme yönteminin uygulanması, elit çevreler ve ayrıcalıklı okullardaki öğrencileri yukarı sıralara taşıma, orta ve ortanın altı gelir düzeyine sahip çocukları örtülü bir kast sistemiyle karşılaşma ve sıralamada geride kalma riskiyle karşı karşıya getirebilecektir.
Üniversite sınavının kaldırılıp yerine üniversitelerin kendi istedikleri yöntemle seçim yapabileceğinden bahsedilmektedir. Merkezî sınav sistematiğinin geliştirilmesine kadar olan süreçte/geçmişte yaşanan “eğitim enstitülerinin bir gecede kayıt açıp kapatması, çevrelerinden gelen referansa göre kayıt yapılması, sınav sorularının yakın/tanıdık çevresine sızdırılması, asistan alımında keyfi uygulamaların yaşanması” gibi olumsuz örnekler dikkate alınmalı, hiç hatırdan çıkarılmamalıdır. Ülkemiz üniversite giriş sistemiyle ilgili birçok tecrübe yaşanmış, hatalardan ders alınıp gelişme sağlanarak bu güne gelinmiştir. Küçük düzenlemelerin bile toplum eğilimlerine nasıl etkilediği, okullarda katsayısı azaltılan bir derse ilginin azaldığı unutulmamalıdır.
Eyyüp Kılcı > eyyupkilci@gmail.com
Giriş
Dünyanın birçok ülkesinde örgün eğitimle yetinmeyen aileler, çocukları için okul dışında ek destek sağlamak amacıyla yeni alternatifler aramaktadır. ABD başta olmak üzere bütün dünyada destek eğitim sistemlerine dershane benzeri eğitimlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Destek eğitimi ihtiyaçtır
AB’de destek eğitimlere ihtiyacın yaygınlaşması üzerine yapılan araştırmada: Her çocuğun öğrenme hızının ve tarzının farklı olduğu, Devletin eğitimde her çocuğun öğrenme hızına ve tarzına uygun ortamı hazırlamasının her çocuğa özgü farklı öğrenme ihtiyaçlarını karşılamasının mümkün olmadığı üzerinde durulmuştur. Bu yüzden başta gelişmiş ülkeler olmak üzere bütün dünyada ailelerin farklı dönemlerde farklı gerekçelerle okuldakiyle yetinmeyip alternatif destekler aramasının kabullenilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bir üst okula girişte destek eğitimi verenlerin üstün çabası, öğretmenlerin öğrenciyle yakın ilgilenmesi sonucu destek eğitimi alanlarda gözlenen belirgin fark aileleri etkilemektedir. Destek eğitimleri sadece durumu zayıf olanlarla sınırlı değildir. En pahalı okulların öğrencileri ve/veya en başarılı çocuklar da destek eğitimi almaktadır. Ek yük getirse bile çocuklarında gözledikleri değişimden dolayı ailelerin bu eğitimlere ilgi duyduğu belirtilmiştir.
Destek eğitimi yapan kuruluşların ABD ve Japonya gibi ülkelerde üst okul sınavlarına hazırlıkta ve başarıyı artırmada etkisi ilgiyi artırmıştır. Hatta ABD’de bazı bölgelerin eğitim organizasyonu destek eğitimi yapanlara verilmiştir. Üst okul sınavlarına hazırlayan, matematik ve dilden destek eğitimi veren “Kaplan” adlı kuruluş 2 bin şubeye ulaşmıştır. Japonya’da üniversitelere başvuranların tamamına yetecek kapasite olmasına rağmen 10 milyon öğrenci dershanelere devam etmektedir. Kore’de öğretmenler her çocuğa özgü alternatifler geliştirdiklerinden öğrencilerin %70’i destek eğitimi almaktadır. Kore gibi uzak doğu ülkelerinin yükselme trendinde dershanelerde oluşturulan yüksek başarma arzusunun etkili olduğu belirtilmektedir. Dershanelerle ilgili mevzuat düzenlemesinin olmadığı Almanya ve Portekiz gibi ülkelerde destek eğitimleri karaborsası oluşmuştur. Almanya’da evde, ajansta, okulda ve benzeri rastgele ortamlarda verilen eğitimlerin yılda 66 milyon saat ve 2,3 milyar Euro olduğu tahmin edilen kaçak ek ders karaborsası doğmuştur. İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde başta hafta sonları olmak üzere ders saati dışındaki zamanlarda destek eğitimleri yapılmaktadır.
Dershanelere devam edenler
Ülkemizde aile bütçesine getirdiği ek yük tartışılsa da orta ve ortanın altında gelire sahip gruplardaki ailelerin çocuklarının yarışa ortak olmada kullanabileceği makul ücretli tek yasal alternatif dershanelerdir. Her bütçeye uygun dershane vardır. Dershaneye devam eden öğrenci profiline bakıldığında sistemden en çok kimlerin faydalandığı görülecektir. Ayrıca ülkemizde 16.000.000 ilk ve ortaöğretim öğrencisinden sadece 1.200.000’i yani %8’i dershanelere devam etmektedir. Dershanelere devam edip imkânı olmayan öğrencilerden %10’a kadar çıkabilen bir oran -ki 120.000 öğrenciye tekabül eder- ücretsiz eğitim görmektedir.
Eğitimin genel gereklerini, maddi imkânlardan yoksun kesimlerin beklentilerini bahane ederek dershane ve sınav sistemine en çok karşı çıkanlar varlıklı kesimlerdir. Bu kesimlerin bilinçaltı bile olsa orta ve ortanın altında gelir düzeyine sahip insanların çocuklarının yarışa ortak olmasından, her yere giriyor olmasından hissedilecek düzeyde rahatsızlık duyulduğu görülmektedir. Dershane sistemiyle ilgili en çok menfi kampanya yapıldığı dönemlere, kampanyaları yapanlara ve hazırladıkları raporlarda ağır ifadelere yer veren kesimlere bakıldığında, aslında konunun geniş toplum kesimlerinden daha çok bu kesimleri rahatsız ettiği anlaşılacaktır.
Dershanelere olan ihtiyaç
Dershaneler; öğrencilerin öğrenme ihtiyaç ve beklentilerine uygun esnek öğrenme ortamları oluşturdukları, öğretmenlerle resmiyetten uzak kolay ilişki kuracakları bir yapı kurdukları, her öğrencinin ihtiyacına cevap verecek alternatif yol ve yöntemler geliştirdikleri, ihtiyaç olan her yerde eğitim ortamı açarak eğitime erişimi kolaylaştırdıkları, imkânı olanlar yanında imkânı olmayanlara da âdil rekabet ortamları hazırlayıp fırsat eşitliğini daha geniş bir tabana yaydıkları, eğitim sistemi dışına itilenleri tekrar sisteme kazandırdıkları, tüm olumsuz kampanyalara rağmen yaptıkları düzenli çalışmalarla olumlu imaj oluşturdukları için düşük gelirli aile bütçelerinden bile kaynak ayrılarak tercih edilen eğitim kurumlarıdır.
Dershaneler; Anadolu insanının tüm barajları aşarak yukarı tırmanmasında, destek eğitimlerin Bakanlıkça denetlenen standartları belirlenmiş ortamlarda yapılmasında, eğitimlerin malî ve diğer açılardan kayıt altına alınmasında, öğrencilerin ders dışı zamanlarını eğitim ortamlarında geçirmesinde, ülkemizde istihdam alanı bulunmayan fen edebiyat fakültesi mezunları dâhil yaklaşık 100 bin kişiye istihdam, aileleriyle birlikte yaklaşık 500 bin kişiye geçim ortamı hazırlanmasında önemli hizmetler sunmaktadır.
Bilginin çok hızlı yenilendiği günümüzde ülkeler, yarışta öne geçmek için hayat boyu öğrenmeyi özendirmekte, eğitimde örgün, yaygın ya da informal ayrımı yapmadan okul içi ve dışı her ortamdan yararlanmakta, tüm kazanımları önemseyerek belgelendirecek sistemler kurmaktadır. Ülkemizde okul dışı öğrenmede en etkin eğitim ortamlarından biri dershanelerdir. Eğitimde sunduğu alternatiflerle başarısını kanıtlamasıyla öne çıkıp ailelerce tercih edilen kurumları engelleyecek bir düzenleme yapılması doğru olmaz. Alkol ve sigara gibi zararlı maddelerin ticaretinde bile yapılamayan yasaklayıcı düzenlemelerin, öğrencileri okul dışı ortamlara çekiyor düşüncesiyle dershaneler için düşünülmesi, öğrenmede her ortamdan yararlanma anlayışıyla örtüşmemektedir. Ayrıca öğrencilerin okul dışı zamanlarını geçirecekleri en kontrollü ortamlar dershanelerdir.
Dershanelerin dönüştürülmesi
Özel okulların rahat çalışabilecekleri, malî destek, arsa tahsisi, vergi muafiyeti gibi sürdürülebilir bir ortam hazırlanması halinde imkânı olan dershaneler hiç zorlamaya gerek kalmadan bu alana yatırım yapabileceklerdir. Eğitimde dershanelerdeki birikimden ve yakaladıkları ivmeden daha fazla yararlanılabilecek düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin on iki yıllık zorunlu eğitime geçilirken derslik ve öğretmen açığını karşılamada dershanelerdeki başarılı kadro ve ortamlardan yararlanacak esnek bir yapı kurulabilir. Dershanelerden destek alma konusundaki veli tercihleri önemsenmeli, derslerin akredite edileceği, belgelendirileceği merkezî ölçme sistemleri kurularak dershanelerin bir üst okula hazırlık yanında diğer alanlarda yüksek performansından yararlanılmalıdır.
Dershanelere ihtiyacı ortadan kaldırmak için merkezî sınavları tartışmaya açmak, birçok problemi de beraberinde getirecektir. 1998 yılında eğitimin genel gerekleri göz ardı edilerek dershaneleri ortadan kaldırma amacıyla yapılan düzenlemelerin istenen sonucu vermediği ortadadır. Bütün dünyada merkezî sınavlar, öğrencinin bir üst eğitimi alabilecek düzeyde olup olmadığını ölçmek üzere yapılır. Merkezî sınavlar, âdil ve güvenilir bir ölçme yapmanın yanı sıra aynı zamanda eğitimin nabzını tutmada bölgeden bölgeye, okuldan okula, öğretmenden öğretmene ortaya çıkan farkları belirleyip kapatmada yeni fırsatlar sunma gibi bir yarar da sağlar. Bazılarının gündeme getirdiği açık uçlu sorularla daha âdil ve güvenilir bir ölçme yapılamayacağı pedagojik bir realitedir.
Merkezi Sınavlar
Merkezî sınavlarla ilgili düzenlemeler alternatifleri iyice düşünülerek yapılmalıdır: SBS ile Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler liselerine yaklaşık 200 bin öğrenci yerleşmektedir. Bakanlık, eğitimi sınava endeksli olmaktan kurtarma gerekçesiyle sınavla girilen okul adedini azaltmayı ve öğrenci adedini 5-10 bine düşürmeyi planlamaktadır. Bu öğrencilerin nasıl seçileceğiyle ilgili bir bilgi yoktur. Ancak OKS’nin yaygınlaşmasından önce olduğu gibi bir seçme yönteminin uygulanması, elit çevreler ve ayrıcalıklı okullardaki öğrencileri yukarı sıralara taşıma, orta ve ortanın altı gelir düzeyine sahip çocukları örtülü bir kast sistemiyle karşılaşma ve sıralamada geride kalma riskiyle karşı karşıya getirebilecektir.
Üniversite sınavının kaldırılıp yerine üniversitelerin kendi istedikleri yöntemle seçim yapabileceğinden bahsedilmektedir. Merkezî sınav sistematiğinin geliştirilmesine kadar olan süreçte/geçmişte yaşanan “eğitim enstitülerinin bir gecede kayıt açıp kapatması, çevrelerinden gelen referansa göre kayıt yapılması, sınav sorularının yakın/tanıdık çevresine sızdırılması, asistan alımında keyfi uygulamaların yaşanması” gibi olumsuz örnekler dikkate alınmalı, hiç hatırdan çıkarılmamalıdır. Ülkemiz üniversite giriş sistemiyle ilgili birçok tecrübe yaşanmış, hatalardan ders alınıp gelişme sağlanarak bu güne gelinmiştir. Küçük düzenlemelerin bile toplum eğilimlerine nasıl etkilediği, okullarda katsayısı azaltılan bir derse ilginin azaldığı unutulmamalıdır.
1 Şubat 2012 Çarşamba
Okul Yöneticileri Nasıl Yetiştirilmelidir? - Nezir ÜNSAL
Bu yazıda okul yöneticiliğinin hizmet öncesi eğitimi gerektiren profesyonel bir meslek olarak kabul edildiği, eğitim yöneticisi yetiştirme programlarının geçmişi, çeşitliliği ve eğitim yönetimi alanında yapılan araştırmaların niceliği ve niteliği ile küçük bir Uzakdoğu Asya ülkesi olan Singapur’daki okul yöneticisi yetiştirme faaliyetleri incelenmiştir.
Singapur’da eğitim sisteminin vizyonu; “düşünen okullar, öğrenen toplum” olarak belirlenmiştir. Eğitim yöneticileri öğrenen toplumun önderleri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle okulların nasıl yönetildiği ve eğitim yöneticilerinin nasıl yetiştirildiği konusuna çok önem verilmektedir.
Singapur’da eğitim yöneticiliği konusunda tek yetkili resmi kurum Ulusal Eğitim Enstitüsüdür. Bu enstitü öğretmen ve eğitim yöneticisi yetiştirmekle sorumludur. Enstitüde öğretmenlik ve yöneticilik yapmaya yönelik lisans, lisansüstü programlar ve Eğitim Yöneticiliğinde Mentorlük Diploması adında programlar düzenlenmektedir. Ulusal Eğitim Enstitüsü aynı zamanda Eğitim Bakanlığının bilgi teknolojileri danışmanlığını da yapan bir kurumdur.
Ulusal eğitim enstitüsünde 1998 yılında “eğitim-düşünce merkezi” açılmıştır. Bu merkezin ana amacı Singapur’daki okullara ve tüm eğitim kurumlarına nitelikli eğitim ve araştırma konusunda rehberlik etmek ve proje araştırmalarında araştırılan konular üzerinde nasıl yaratıcı düşünülebileceğini öğretmektir.
Singapur’da okul yöneticisi programı zamanla çok değişmiştir. Tarihinde birçok program yenileme ve iyileştirme çalışması olmasına rağmen 1984’den 2007’ye kadar ki 24 yıllık süre içinde iki büyük ve önemli program değişikliği olmuştur. Bunlardan ilki 1984’den 2000’e kadar olan Eğitim Yöneticiliği Diploması programıdır. Bir akademik yıl boyunca tam zamanlı devam eden bu programda okul müdür yardımcıları geleceğin okul müdürleri olarak eğitilmekteydiler. 2001’deki program değişikliğine gidilmesinin etkisiyle eğitim yöneticiliği diploma programının yerini Eğitim Liderleri Programı almıştır. Bu programda Singapur okul müdürlerinin altı ay boyunca tam zamanlı eğitim yöneticisi yetiştirme programlarına katılmaları amaçlanmaktadır.
Okul Yöneticisi Yetiştirme Eğitim Programları
Son yıllarda Singapur’da eğitimin ana temasını öğrenmenin önemi oluşturmaktadır. Ülkedeki her eğitimci, ülkenin genel eğitim vizyonu olan ‘’düşünen okullar, öğrenen toplum’’ vizyonunu gerçekleştirmek için çaba sarf etmektedirler. Okul müdürlerinden beklenilen ve talep edilen görevler de çok önemlidir. Okul liderleri sadece bilgili değil aynı zamanda okulu yönetebilme ve okul politikası üretebilme kabiliyetine de sahip olmalıdır. Okul yöneticilerinin toplum mühendisi olmalarına ihtiyaç vardır.
Okul yöneticileri, vizyonun’’düşünen okullar’’ kısmının oluşturulmasında, okullara liderlik edebilecek ve yönetebilecek birer eğitimci anlamına gelmektedir. Okullar bu amaca göre dizayn edilmektedirler ve bunun sonucunda da okul müdürleri bu hedefi gerçekleştirebilecek yeterlilikte olanlardan seçilmektedirler. Okul liderleri, öğrenen topluma liderlik eden düşünen okulların inşasında çok önemli etkenler olduklarından Ulusal Eğitim Enstitüsünde yapılan gelişim programlarına katılmaktadırlar.
Öğrenen toplumun ajandasında yeni bir okul anlayışı mevcuttur. Bu yeni anlayış yeni müdür talebini de beraberinde getirmiştir. Yeni anlayıştaki yeni okul müdürünün, kompleks ve içinden çıkılamayacak kadar zor durumlarda üretken olabilen, dinamik ve proaktif olmaları beklenmektedir. Eğitimde ki bu yeni lider tarzı aynı zamanda entelektüel ve geniş ufuklu olmalılar. Bunun yanı sıra öğrenme ve öğretme de yüksek donanımlı, stratejik yenilikleri idare edebilen ve okullarında uygulayabilen, okulların çevresi ile olan ilişkilerinde etkili olabilen bireyler olması gerekmektedir. Ayrıca okul müdürleri, ileride okul müdürleri olacak olan yardımcılarıyla da iyi bir etkileşim ve dayanışma içinde olmaları gerekmektedir.
Burada okul müdürlüğünün tek başına yapılabilecek bir iş olmadığını belirtmekte fayda var. Okul liderliği tek başına kaldırılamayacak kadar önemli ve fikri yoğunluk gerektiren bir uğraş olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda okul müdürleri ve diğer okul çalışanları hep birlikte aynı amaca yönelik çalışmalıdırlar.
Singapur Milli Eğitim Bakanlığı, okulların çeşitli kademelerindeki yöneticilik ve okul müdürlüğü için gelecek vadeden öğretmenlerin seçilmesini öngören bir düzenleme yapmıştır. Bazı öğretmenler kariyerleri boyunca sınıfta kalırken, liderlik kabiliyeti olan öğretmenler kıdemli öğretmen, bölüm başkanı, müdür yardımcısı ve okul müdürü gibi farklı pozisyonlara kaydırılabilmektedirler.
1. Eğitimde Liderlik Programları
Ulusal Eğitim Enstitüsü okullardaki liderlik konumları için seçilmiş öğretmenlere Milli Eğitim Bakanlığı ortaklığı ile çeşitli eğitim programları düzenlemektedir.
Bu programa katılan adaylar okullardaki müdürler tarafından Milli Eğitim Bakanlığına teklif edilirler ve bakanlık tarafından uygun görülenler seçilir. Bu program uluslararası dikkatleri üzerine çeken çok yeni bir programdır.
2000-2001 akademik yılına kadar mükemmelliğinden dolayı, okul yöneticisi yetiştirme programı olarak Eğitimde Yöneticilik Diploması programı bilinmekteydi. Aslında Singapur’un birçok kıdemli öğretmeni, müdürleri ve müfettişleri bu prestijli programdan mezun olmuşlardır. Bu program aday müdürlerin yöneticilik kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla, her yönden donanımlı müdürler tarafından gerçekleştirilmekteydi.
Talep edilen okul liderliğindeki değişim, programın içeriğinin de tekrar düşünülmesini gerekli kılmıştır. Kabiliyete dayalı eğitim paradigması, bilgi teknolojilerinin kullanılması ve ulus olarak eğitime odaklanma, okulların özerklik seviyelerinin artması, eğitim kurumlarının daha çok sorumluluk alması gibi bir takım temel girişimler, okul liderliğinin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmıştır. Yeni eğitim anlayışında daha dinamik ve proaktif, kendine güvenen, ileriyi görebilen, zor durumlarda isabetli kararlar verebilen okul müdürlerine daha fazla önem verilmektedir. Yukarıda ifade edilen bu nedenlerden dolayı Ulusal Eğitim Enstitüsü 2001 yılında Eğitimde Liderlik Programını başlatmıştır. Bu program adaylara hızla değişen günümüz dünyasında, okullarını başarıyla yönetebilme kabiliyetleri verebilmek için düzenlenmektedir.
Bu programın amacı, sadece iyi müdürler yetiştirmek değil aynı zamanda okulları büyük ölçüde değiştirebilecek kapasiteye sahip eğitim liderleri yetiştirmektir. Bu programda adaylar 6 aylık yoğun bir liderlik oryantasyon programına tabi tutulurlar. Adaylar bu programda kendilerine ne öğretildiklerini bilmektedirler fakat ne öğrenecekleri konusunda bilgi sahibi değildirler. Yönetim bilgilerini, üniversiteden bir profesörün başkanlığını yaptığı haftada bir araya gelen 6 kişilik bir gruptan oluşan takım çalışmalarıyla öğrenmektedirler. Bu gruplar ancak program bittiğinde neler öğrendiklerinin farkına varabilmektedir. Genel olarak eğitim programının içeriğinde işlenilen konular 7 modülden ve alt başlıklarından oluşmaktadır.
Rekabetçi okul örgütlerinin inşası:
Pazarlama ve stratejik seçimler:
Eğitim-öğretim sürecinde bilgi teknolojilerini kullanmak:
Eğitim öğretimde mükemmelliğe ulaşma:
Beşeri sermaye:
Yeni bin yılın liderleri:
Müdürlük için kişisel gelişim ve yeterlilik:
2. Bölüm Başkanlık Diploması
Singapur’da okullarda, matematik, fen bilgisi ve İngilizce gibi ana ders branşlarında işlerin düzenlenmesi için bölüm başkanları bulunmaktadır. Bölüm başkanları branşları ile İlgili eğitim öğretim işlerinden ve müfredattan sorumlu yöneticilerdir. Buradaki roller çok yönlüdür. Görevleri öğretmenleri eğitmek, müdürlük görevlerini yapmak ve bölümleri için yol haritası çizmek olan bu idareciler aynı zamanda ders planları yapıp uygulamaktan ve sonuçlarını değerlendirmekten sorumdurlar.
Bölüm Başkanlığı Diploması, bölüm başkanlarının, yukarıdaki rolleri etkili bir biçimde gerçekleştirebilme kabiliyetlerini kazanmak için katıldıkları 17 haftalık bir kurs programıdır. Programın bir diğer amacı, yöneticilerin bilgi, kabiliyet ve yeteneklerini çalışma şartlarına göre uzmanlaştırmaktır.
Bölüm başkanlarının öğretmenlerin öğretim yeteneklerini geliştirme konusunda görevleri bulunmaktadır. Bu bağlamda, bölüm başkanları sınıflara girip ders öğretmenini gözlemlemesi ve değerlendirmesi, düzeltme ve geliştirmesi beklenmektedir. Bu programın sonunda adaylar:
Bölüm yöneticiliği ile bilgilerini güncellemektedirler ve bu bilgileri bölümlerinde etkili bir biçimde kullanmaktadırlar.
Karışık müfredat programlarının sebep-sonuç ilişkisini, bağımsız bir şekilde düşünebilme yeteneği sergilemeyi öğrenmektedirler. Ayrıca öğrenci başarısında yenilikçi uygulamaların nasıl etkili olduğunu kavramaktadırlar.
Uzmanı olduğu alanlarda, müfredat programları yapmayı, bu müfredat programlarını geliştirmeyi ve ölçme- değerlendirmeyi öğrenmektedirler.
Bölümlerinin, okullarının ve ülkenin önceliklerini destekleyen mesleki gelişim aktivitelerini tanımlamayı öğrenmektedirler.
Bölümlerindeki öğretmenlerin motivasyonlarını ve memnuniyetlerini destekleyici stratejiler geliştirmeyi ve işbirliği iklimini canlı tutmayı başarabilmeyi öğrenmektedirler.
Çok ırklı bir toplumdaki kısıtlamaları ve ülkenin önceliklerini barındıran eğitim konusuna daha geniş perspektiften bakabilmeyi öğrenmektedirler.
Ülkede bölüm başkanlığı diploması programına ilgi çok yüksektir. Programın büyük bir bölümü, yöneticilik kabiliyetlerinin geliştirilmesine, bölümleri idare etmeye, eğitim lideri olmaya ve bölümde çalışan bireylerin gelişimine ve değerlendirilmesine ayrılmış durumdadır. Programda anlatılan konuların bazıları yetkileri dağıtma, bireyleri etkileme sanatı, takım çalışması, yöneticilerin karşılaştığı zorluklar ve bütçenin idare edilmesinin yanı sıra okulda anlatılan derslerle okul vizyonu arasındaki bağlantıyı anlamaya dair dersler de verilmektedir.
Bölüm başkanları 10-20 kişilik öğretmenlerle çalıştıklarından dolayı farklı kabiliyet ve donanımdaki insanlarla beraber olmak zorundadırlar. Bu sebepten dolayı bölüm başkanları motivasyon, stres ve küçük gruplarla çalışmayı öğrenmenin yanı sıra ve daha önemlisi çalışanlarını kendinden sorumlu konuma getirmeyi öğrenmek zorundadırlar.
3. Okullarda Müdürlük ve Liderlik Programları
Bu program, orta seviyedeki okul yöneticilerinin yöneticilik kabiliyetlerini genişletmek ve yenilikçi okullarda eğitim öğretim liderliğinde daha fazla sorumluluk almalarını amaçlamaktadır. Bu programın özünü ortak çalışma oluşturmaktadır. Bu programın diğer amaçları;
Örenci-öğretmen, öğretmen- öğretmen gruplarının kendi aralarında oluşturdukları öğrenim gruplarında birlikte yeni bilgilere ulaşmayı,
Şu andaki pozisyonlarından sonra gelebilecek pozisyonun liderlikte zirve olabileceğini vurgulayarak orta seviyedeki yöneticiler arasında uzmanlık becerilerini artırmak,
Müfredattaki devamlı gelişime odaklanan öğrenim gruplarının oluşturulması ile eğitim-öğretim kapasitelerinin artmasına öncülük etmek olarak sıralanabilir.
Bu eğitim programları, okullarla, yüksek öğrenim kurumlarıyla, hükümetle, sponsor kuruluşlarla ve dışarıdaki örgütlerle ve bireylerle etkileşimde bulunmayı içermektedir. Bu program, yüz yüze eğitim programı olduğu gibi, bilgi iletişim teknolojileri vasıtasıyla uzaktan eğitim olarak ta verilebilmektedir. Öğrenim çevresi sosyal etkileşim ve dünyanın her tarafına ulaşabilen teknolojik kültürü bünyesinde barındırdığından, okullarda müdürlük ve liderlik programları adaylara yenilikçi düşünebilme sansı sunmaktadır. Programın içeriğini oluşturan konular liderlik ve müdürlük başta olmak üzere programa yeni eklenen;
Müfredat projeleri: müfredat projeleri, orta seviyeli idarecilerin karşılaştıkları müfredat problemlerini ortaya çıkarıp ona göre harekete geçerek öğrenme gerektiren ileri düzey öğrenme anlamında kullanılmaktadır. Proje yaparak öğrenmeyi ve disiplinler arası çalışma yapan takımlarla işbirliği yaparak daha yenilikçi ve gerçekçi müfredat planları yapmayı da kapsamaktadır.
Mesleki diyalog: adayların yaptıkları konuşmalarını sorgulama şeklinde gerçekleşmektedir.
Neden bu şekilde yaptım?
Bunu nereden öğrendim?
Davranışlarımla ne gibi bir kişisel izlenim vermekteyim?
gibi kendini sorgulayıcı sorular, kurumsal kültür üzerinde güçlü ve olumlu etki oluşturmaktadır.
Alternatif perspektif ve bakış açılarıyla adayların yöneticiliklerini geliştirmeye olanak veren uluslararası öğrenme, bireylerin etkili liderlik sürecinde ve rollerinde kapasitelerini artırmaktadır.
Bu programın süresi tam zamanlı 17 haftadır.
4. Mentorlük
Mentorlük, mesleğe yeni başlayan okul müdürlerine hizmet öncesinde rehberlik etmek, profesyonel destek sağlamak amacıyla uygulanabileceği gibi mevcut okul müdürlerini daha verimli hale getirmek için hizmet içi bir kurs olarak ta verilebilmektedir. Mentorlük kavramı dört öğe ile açıklanabilmektedir. Bunlar; bire bir destek, işbirliği, karşılıklı öğrenme ve rehberlik etmek.
Toplamda sekiz hafta süren programda adaylar, dörder haftalık iki dönem boyunca çeşitli okullara devam etmektedirler. Okullara katılım sürecinde her adaya mentorlük yapmakla görevli bir okul müdürü eşlik etmektedir. Bu süreç içerisinde mentor okul müdürü, himayesi altındaki adayın gerçek hayatta ki okul müdürlüğüne ait bir takım deneyimleri kazanmasını sağlamaktadır. Okula katılım programının sonuna doğru, her adaya mentorlük görevi yapan müdürlerin okullarında okul müdürü sorumluluğu verilmekte ve aday bir hafta boyunca okulu idare etmektedir. Mentorler teftiş kurullarınca okul yönetim kabiliyetleri olduğu değerlendirilmesi yapılmış müdürlerden Eğitim Bakanlığı tarafından özenle seçilmektedirler. Bu program Singapur eğitim tarihinde 19802 lerin ortalarından günümüze kadar devam etmektedir.
Aday-mentor ilişkisi sadece okul sınırları içinde gerçekleşmemektedir. Birlikte yemeğe çıkmak, fikir paylaşımında bulunmak, adayın şüphelerini giderici açıklamalarda bulunmak, birlikte eğitim ziyaretleri yapmak gibi formal yapının dışında informal etkileşim süreci de bulunmaktadır. Müdür ve aday arasında hem mesleki hem de kişisel anlamda paylaşımların olması öğrenmeyi daha kolay hale getirmektedir.
Okul Liderliği İçin Eğitim Köprüleri
Bu program yenilikçi ve yüksek performans gösteren eğitim sistemlerine odaklanmaktadır. Ayrıca bu program deneyimli ve tecrübeli okul liderlerine ulusal ve uluslar arasında başarılı olmuş okul liderliğinin temel özelliklerini araştırma fırsatı da vermektedir.
Bu program Singapur Ulusal Eğitim Merkezi ve İngiltere Ulusal Okul Liderleri Koleji arasında ortaklaşa oluşturulmuş bir programdır. Okul liderleri ülkelerin kendilerine özgü eğitim sistemlerine adapte olabileceklerden seçilmektedir. Bu program;
Her iki ülkenin birbirlerinin eğitim sistemlerini ve eğitim yöneticiliği ve zorlukları kavramlarından ne anladıklarını
Yenilikler adına fikir üretmek ve yüksek performanslı eğitim için değişimler gerçekleştirmek
Yenilikçi okullar ve yenilikçi eğitim liderleri kavramlarının devamı için yeni planlar yapmayı amaçlamaktadır.
Program tam zamanlı ve iki hafta sürmektedir.
Sonuç
Okul yöneticilerinin yetiştirilmesindeki dikkat çekici özellik Singapur eğitim sisteminin okul yöneticiliğini hizmet öncesi eğitim gerektiren profesyonel bir meslek olarak kabul etmiş olmasıdır. Tüm okul yöneticilerinin belirli bir formasyondan geçilmesi zorunlu tutulmaktadır. Formasyon dersleri Ulusal Eğitim Enstitüsünün eğitim ve okul yöneticisi yetiştiren yüksek lisans programları vasıtasıyla alınır. Okul yöneticiliği sertifikası almak için öncelikle bu programların birinden diploma almak şarttır.
Singapur’ da eğitim ve okul yöneticiliği yetiştirmeye yönelik programlar okul yöneticisi formasyonu oluştururlar. Okul yöneticisi olabilmek için bu programları bitirmek gerekmektedir. Türkiye’de ise yukarıda da belirtildiği gibi okul yöneticisi olabilmek için bir formasyon almak gerekli değildir. Öyleyse ülkemizde eğitim fakültelerinin çoğunlukla “Eğitim Yönetimi, Planlaması, Teftişi ve Ekonomisi Anabilim Dalları” adı altında yapılanan tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarının hazırlama programı olduğu söylenemez. Bu programlar okul yöneticisi yetiştirmemekte, yalnızca okul yönetimi ile ilgili bilgi aktarmaktadırlar. MEB eğitim yönetimi alanında hizmet öncesi eğitimi benimsemediğinden üniversitelerin eğitim yönetimi bölümleriyle işbirliği yapmamaktadır. Bu yüzden fakültelerde verilen eğitimi göz ardı etmekte, bu bölümleri bitirenleri de bitirmeyenleri de okul yöneticisi olarak atayabilmektedir.
Singapur’ da eğitim yöneticisi yetiştirme programlarından özellikle mentorlük programı hizmet öncesi uygulamaya dayanmaktadır. Singapur’da ki eğitim ve okul yöneticisi programlarında teorik bilginin daha ziyade adayların liderlik niteliklerini geliştirecek biçimde şekillendirildiği, teorik ve teknik bilginin alan çalışması, stajyerlik/ intörnlük, mentorlük ile ortak çalışma gibi faaliyetler ile uygulama alanına taşındığı ve adaylara gerçek okul ortamında karşılaşabilecekleri problemleri tanıtma eğilimi olduğu gözlemlenmektedir
Singapur’da bir defa müdürlük sertifikasına sahip olmak okul müdürlüğünde ilelebet kalmayı sağlamamaktadır. Okul müdürleri sertifikalarını yenileyebilmek için belirli sürelerle okul yöneticisi yetiştiren bir programdan ders almak, uzaktan bir öğretim programını takip etmek, araştırma hazırlamak, seminer ya da konferanslara katılmak, rapor ya da makale yazmak zorunda kalmaktadırlar.
Singapur’da eğitim yöneticiliği için liyakat ön plandadır. Liderlik vasfı taşıyan müdür yardımcıları ve bölüm başkanları müdürlerinin tavsiyesi doğrultusunda yönetici programlarına katılmaktadırlar. Altı ay tam zamanlı süren bu yetiştirme programında, ülkenin vizyonuna hizmet edebilecek müdürler tespit edilir ve atamaları yapılır.
Singapur hükümetleri ve halkı topyekün eğitimi ve okulları değişimin öncüsü olarak gördüklerinden, okul müdürlüğü prestijli bir meslek olarak görülmekte buna ek olarak hükümetler yıllık bütçelerinin yaklaşık ¼ ünü milli eğitime ayırmaktadırlar.
Kaynakça
Dr.Süleyman ÇELİK
Walker, A., Chong, K.C. and Low, G.T. (1993), “Principalship training through mentoring: The Singapore experience”, Journal of Educational Administration, Vol. 31 No. 4, pp. 33-50.
Singapur’da eğitim sisteminin vizyonu; “düşünen okullar, öğrenen toplum” olarak belirlenmiştir. Eğitim yöneticileri öğrenen toplumun önderleri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle okulların nasıl yönetildiği ve eğitim yöneticilerinin nasıl yetiştirildiği konusuna çok önem verilmektedir.
Singapur’da eğitim yöneticiliği konusunda tek yetkili resmi kurum Ulusal Eğitim Enstitüsüdür. Bu enstitü öğretmen ve eğitim yöneticisi yetiştirmekle sorumludur. Enstitüde öğretmenlik ve yöneticilik yapmaya yönelik lisans, lisansüstü programlar ve Eğitim Yöneticiliğinde Mentorlük Diploması adında programlar düzenlenmektedir. Ulusal Eğitim Enstitüsü aynı zamanda Eğitim Bakanlığının bilgi teknolojileri danışmanlığını da yapan bir kurumdur.
Ulusal eğitim enstitüsünde 1998 yılında “eğitim-düşünce merkezi” açılmıştır. Bu merkezin ana amacı Singapur’daki okullara ve tüm eğitim kurumlarına nitelikli eğitim ve araştırma konusunda rehberlik etmek ve proje araştırmalarında araştırılan konular üzerinde nasıl yaratıcı düşünülebileceğini öğretmektir.
Singapur’da okul yöneticisi programı zamanla çok değişmiştir. Tarihinde birçok program yenileme ve iyileştirme çalışması olmasına rağmen 1984’den 2007’ye kadar ki 24 yıllık süre içinde iki büyük ve önemli program değişikliği olmuştur. Bunlardan ilki 1984’den 2000’e kadar olan Eğitim Yöneticiliği Diploması programıdır. Bir akademik yıl boyunca tam zamanlı devam eden bu programda okul müdür yardımcıları geleceğin okul müdürleri olarak eğitilmekteydiler. 2001’deki program değişikliğine gidilmesinin etkisiyle eğitim yöneticiliği diploma programının yerini Eğitim Liderleri Programı almıştır. Bu programda Singapur okul müdürlerinin altı ay boyunca tam zamanlı eğitim yöneticisi yetiştirme programlarına katılmaları amaçlanmaktadır.
Okul Yöneticisi Yetiştirme Eğitim Programları
Son yıllarda Singapur’da eğitimin ana temasını öğrenmenin önemi oluşturmaktadır. Ülkedeki her eğitimci, ülkenin genel eğitim vizyonu olan ‘’düşünen okullar, öğrenen toplum’’ vizyonunu gerçekleştirmek için çaba sarf etmektedirler. Okul müdürlerinden beklenilen ve talep edilen görevler de çok önemlidir. Okul liderleri sadece bilgili değil aynı zamanda okulu yönetebilme ve okul politikası üretebilme kabiliyetine de sahip olmalıdır. Okul yöneticilerinin toplum mühendisi olmalarına ihtiyaç vardır.
Okul yöneticileri, vizyonun’’düşünen okullar’’ kısmının oluşturulmasında, okullara liderlik edebilecek ve yönetebilecek birer eğitimci anlamına gelmektedir. Okullar bu amaca göre dizayn edilmektedirler ve bunun sonucunda da okul müdürleri bu hedefi gerçekleştirebilecek yeterlilikte olanlardan seçilmektedirler. Okul liderleri, öğrenen topluma liderlik eden düşünen okulların inşasında çok önemli etkenler olduklarından Ulusal Eğitim Enstitüsünde yapılan gelişim programlarına katılmaktadırlar.
Öğrenen toplumun ajandasında yeni bir okul anlayışı mevcuttur. Bu yeni anlayış yeni müdür talebini de beraberinde getirmiştir. Yeni anlayıştaki yeni okul müdürünün, kompleks ve içinden çıkılamayacak kadar zor durumlarda üretken olabilen, dinamik ve proaktif olmaları beklenmektedir. Eğitimde ki bu yeni lider tarzı aynı zamanda entelektüel ve geniş ufuklu olmalılar. Bunun yanı sıra öğrenme ve öğretme de yüksek donanımlı, stratejik yenilikleri idare edebilen ve okullarında uygulayabilen, okulların çevresi ile olan ilişkilerinde etkili olabilen bireyler olması gerekmektedir. Ayrıca okul müdürleri, ileride okul müdürleri olacak olan yardımcılarıyla da iyi bir etkileşim ve dayanışma içinde olmaları gerekmektedir.
Burada okul müdürlüğünün tek başına yapılabilecek bir iş olmadığını belirtmekte fayda var. Okul liderliği tek başına kaldırılamayacak kadar önemli ve fikri yoğunluk gerektiren bir uğraş olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda okul müdürleri ve diğer okul çalışanları hep birlikte aynı amaca yönelik çalışmalıdırlar.
Singapur Milli Eğitim Bakanlığı, okulların çeşitli kademelerindeki yöneticilik ve okul müdürlüğü için gelecek vadeden öğretmenlerin seçilmesini öngören bir düzenleme yapmıştır. Bazı öğretmenler kariyerleri boyunca sınıfta kalırken, liderlik kabiliyeti olan öğretmenler kıdemli öğretmen, bölüm başkanı, müdür yardımcısı ve okul müdürü gibi farklı pozisyonlara kaydırılabilmektedirler.
1. Eğitimde Liderlik Programları
Ulusal Eğitim Enstitüsü okullardaki liderlik konumları için seçilmiş öğretmenlere Milli Eğitim Bakanlığı ortaklığı ile çeşitli eğitim programları düzenlemektedir.
Bu programa katılan adaylar okullardaki müdürler tarafından Milli Eğitim Bakanlığına teklif edilirler ve bakanlık tarafından uygun görülenler seçilir. Bu program uluslararası dikkatleri üzerine çeken çok yeni bir programdır.
2000-2001 akademik yılına kadar mükemmelliğinden dolayı, okul yöneticisi yetiştirme programı olarak Eğitimde Yöneticilik Diploması programı bilinmekteydi. Aslında Singapur’un birçok kıdemli öğretmeni, müdürleri ve müfettişleri bu prestijli programdan mezun olmuşlardır. Bu program aday müdürlerin yöneticilik kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla, her yönden donanımlı müdürler tarafından gerçekleştirilmekteydi.
Talep edilen okul liderliğindeki değişim, programın içeriğinin de tekrar düşünülmesini gerekli kılmıştır. Kabiliyete dayalı eğitim paradigması, bilgi teknolojilerinin kullanılması ve ulus olarak eğitime odaklanma, okulların özerklik seviyelerinin artması, eğitim kurumlarının daha çok sorumluluk alması gibi bir takım temel girişimler, okul liderliğinin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmıştır. Yeni eğitim anlayışında daha dinamik ve proaktif, kendine güvenen, ileriyi görebilen, zor durumlarda isabetli kararlar verebilen okul müdürlerine daha fazla önem verilmektedir. Yukarıda ifade edilen bu nedenlerden dolayı Ulusal Eğitim Enstitüsü 2001 yılında Eğitimde Liderlik Programını başlatmıştır. Bu program adaylara hızla değişen günümüz dünyasında, okullarını başarıyla yönetebilme kabiliyetleri verebilmek için düzenlenmektedir.
Bu programın amacı, sadece iyi müdürler yetiştirmek değil aynı zamanda okulları büyük ölçüde değiştirebilecek kapasiteye sahip eğitim liderleri yetiştirmektir. Bu programda adaylar 6 aylık yoğun bir liderlik oryantasyon programına tabi tutulurlar. Adaylar bu programda kendilerine ne öğretildiklerini bilmektedirler fakat ne öğrenecekleri konusunda bilgi sahibi değildirler. Yönetim bilgilerini, üniversiteden bir profesörün başkanlığını yaptığı haftada bir araya gelen 6 kişilik bir gruptan oluşan takım çalışmalarıyla öğrenmektedirler. Bu gruplar ancak program bittiğinde neler öğrendiklerinin farkına varabilmektedir. Genel olarak eğitim programının içeriğinde işlenilen konular 7 modülden ve alt başlıklarından oluşmaktadır.
Rekabetçi okul örgütlerinin inşası:
Pazarlama ve stratejik seçimler:
Eğitim-öğretim sürecinde bilgi teknolojilerini kullanmak:
Eğitim öğretimde mükemmelliğe ulaşma:
Beşeri sermaye:
Yeni bin yılın liderleri:
Müdürlük için kişisel gelişim ve yeterlilik:
2. Bölüm Başkanlık Diploması
Singapur’da okullarda, matematik, fen bilgisi ve İngilizce gibi ana ders branşlarında işlerin düzenlenmesi için bölüm başkanları bulunmaktadır. Bölüm başkanları branşları ile İlgili eğitim öğretim işlerinden ve müfredattan sorumlu yöneticilerdir. Buradaki roller çok yönlüdür. Görevleri öğretmenleri eğitmek, müdürlük görevlerini yapmak ve bölümleri için yol haritası çizmek olan bu idareciler aynı zamanda ders planları yapıp uygulamaktan ve sonuçlarını değerlendirmekten sorumdurlar.
Bölüm Başkanlığı Diploması, bölüm başkanlarının, yukarıdaki rolleri etkili bir biçimde gerçekleştirebilme kabiliyetlerini kazanmak için katıldıkları 17 haftalık bir kurs programıdır. Programın bir diğer amacı, yöneticilerin bilgi, kabiliyet ve yeteneklerini çalışma şartlarına göre uzmanlaştırmaktır.
Bölüm başkanlarının öğretmenlerin öğretim yeteneklerini geliştirme konusunda görevleri bulunmaktadır. Bu bağlamda, bölüm başkanları sınıflara girip ders öğretmenini gözlemlemesi ve değerlendirmesi, düzeltme ve geliştirmesi beklenmektedir. Bu programın sonunda adaylar:
Bölüm yöneticiliği ile bilgilerini güncellemektedirler ve bu bilgileri bölümlerinde etkili bir biçimde kullanmaktadırlar.
Karışık müfredat programlarının sebep-sonuç ilişkisini, bağımsız bir şekilde düşünebilme yeteneği sergilemeyi öğrenmektedirler. Ayrıca öğrenci başarısında yenilikçi uygulamaların nasıl etkili olduğunu kavramaktadırlar.
Uzmanı olduğu alanlarda, müfredat programları yapmayı, bu müfredat programlarını geliştirmeyi ve ölçme- değerlendirmeyi öğrenmektedirler.
Bölümlerinin, okullarının ve ülkenin önceliklerini destekleyen mesleki gelişim aktivitelerini tanımlamayı öğrenmektedirler.
Bölümlerindeki öğretmenlerin motivasyonlarını ve memnuniyetlerini destekleyici stratejiler geliştirmeyi ve işbirliği iklimini canlı tutmayı başarabilmeyi öğrenmektedirler.
Çok ırklı bir toplumdaki kısıtlamaları ve ülkenin önceliklerini barındıran eğitim konusuna daha geniş perspektiften bakabilmeyi öğrenmektedirler.
Ülkede bölüm başkanlığı diploması programına ilgi çok yüksektir. Programın büyük bir bölümü, yöneticilik kabiliyetlerinin geliştirilmesine, bölümleri idare etmeye, eğitim lideri olmaya ve bölümde çalışan bireylerin gelişimine ve değerlendirilmesine ayrılmış durumdadır. Programda anlatılan konuların bazıları yetkileri dağıtma, bireyleri etkileme sanatı, takım çalışması, yöneticilerin karşılaştığı zorluklar ve bütçenin idare edilmesinin yanı sıra okulda anlatılan derslerle okul vizyonu arasındaki bağlantıyı anlamaya dair dersler de verilmektedir.
Bölüm başkanları 10-20 kişilik öğretmenlerle çalıştıklarından dolayı farklı kabiliyet ve donanımdaki insanlarla beraber olmak zorundadırlar. Bu sebepten dolayı bölüm başkanları motivasyon, stres ve küçük gruplarla çalışmayı öğrenmenin yanı sıra ve daha önemlisi çalışanlarını kendinden sorumlu konuma getirmeyi öğrenmek zorundadırlar.
3. Okullarda Müdürlük ve Liderlik Programları
Bu program, orta seviyedeki okul yöneticilerinin yöneticilik kabiliyetlerini genişletmek ve yenilikçi okullarda eğitim öğretim liderliğinde daha fazla sorumluluk almalarını amaçlamaktadır. Bu programın özünü ortak çalışma oluşturmaktadır. Bu programın diğer amaçları;
Örenci-öğretmen, öğretmen- öğretmen gruplarının kendi aralarında oluşturdukları öğrenim gruplarında birlikte yeni bilgilere ulaşmayı,
Şu andaki pozisyonlarından sonra gelebilecek pozisyonun liderlikte zirve olabileceğini vurgulayarak orta seviyedeki yöneticiler arasında uzmanlık becerilerini artırmak,
Müfredattaki devamlı gelişime odaklanan öğrenim gruplarının oluşturulması ile eğitim-öğretim kapasitelerinin artmasına öncülük etmek olarak sıralanabilir.
Bu eğitim programları, okullarla, yüksek öğrenim kurumlarıyla, hükümetle, sponsor kuruluşlarla ve dışarıdaki örgütlerle ve bireylerle etkileşimde bulunmayı içermektedir. Bu program, yüz yüze eğitim programı olduğu gibi, bilgi iletişim teknolojileri vasıtasıyla uzaktan eğitim olarak ta verilebilmektedir. Öğrenim çevresi sosyal etkileşim ve dünyanın her tarafına ulaşabilen teknolojik kültürü bünyesinde barındırdığından, okullarda müdürlük ve liderlik programları adaylara yenilikçi düşünebilme sansı sunmaktadır. Programın içeriğini oluşturan konular liderlik ve müdürlük başta olmak üzere programa yeni eklenen;
Müfredat projeleri: müfredat projeleri, orta seviyeli idarecilerin karşılaştıkları müfredat problemlerini ortaya çıkarıp ona göre harekete geçerek öğrenme gerektiren ileri düzey öğrenme anlamında kullanılmaktadır. Proje yaparak öğrenmeyi ve disiplinler arası çalışma yapan takımlarla işbirliği yaparak daha yenilikçi ve gerçekçi müfredat planları yapmayı da kapsamaktadır.
Mesleki diyalog: adayların yaptıkları konuşmalarını sorgulama şeklinde gerçekleşmektedir.
Neden bu şekilde yaptım?
Bunu nereden öğrendim?
Davranışlarımla ne gibi bir kişisel izlenim vermekteyim?
gibi kendini sorgulayıcı sorular, kurumsal kültür üzerinde güçlü ve olumlu etki oluşturmaktadır.
Alternatif perspektif ve bakış açılarıyla adayların yöneticiliklerini geliştirmeye olanak veren uluslararası öğrenme, bireylerin etkili liderlik sürecinde ve rollerinde kapasitelerini artırmaktadır.
Bu programın süresi tam zamanlı 17 haftadır.
4. Mentorlük
Mentorlük, mesleğe yeni başlayan okul müdürlerine hizmet öncesinde rehberlik etmek, profesyonel destek sağlamak amacıyla uygulanabileceği gibi mevcut okul müdürlerini daha verimli hale getirmek için hizmet içi bir kurs olarak ta verilebilmektedir. Mentorlük kavramı dört öğe ile açıklanabilmektedir. Bunlar; bire bir destek, işbirliği, karşılıklı öğrenme ve rehberlik etmek.
Toplamda sekiz hafta süren programda adaylar, dörder haftalık iki dönem boyunca çeşitli okullara devam etmektedirler. Okullara katılım sürecinde her adaya mentorlük yapmakla görevli bir okul müdürü eşlik etmektedir. Bu süreç içerisinde mentor okul müdürü, himayesi altındaki adayın gerçek hayatta ki okul müdürlüğüne ait bir takım deneyimleri kazanmasını sağlamaktadır. Okula katılım programının sonuna doğru, her adaya mentorlük görevi yapan müdürlerin okullarında okul müdürü sorumluluğu verilmekte ve aday bir hafta boyunca okulu idare etmektedir. Mentorler teftiş kurullarınca okul yönetim kabiliyetleri olduğu değerlendirilmesi yapılmış müdürlerden Eğitim Bakanlığı tarafından özenle seçilmektedirler. Bu program Singapur eğitim tarihinde 19802 lerin ortalarından günümüze kadar devam etmektedir.
Aday-mentor ilişkisi sadece okul sınırları içinde gerçekleşmemektedir. Birlikte yemeğe çıkmak, fikir paylaşımında bulunmak, adayın şüphelerini giderici açıklamalarda bulunmak, birlikte eğitim ziyaretleri yapmak gibi formal yapının dışında informal etkileşim süreci de bulunmaktadır. Müdür ve aday arasında hem mesleki hem de kişisel anlamda paylaşımların olması öğrenmeyi daha kolay hale getirmektedir.
Okul Liderliği İçin Eğitim Köprüleri
Bu program yenilikçi ve yüksek performans gösteren eğitim sistemlerine odaklanmaktadır. Ayrıca bu program deneyimli ve tecrübeli okul liderlerine ulusal ve uluslar arasında başarılı olmuş okul liderliğinin temel özelliklerini araştırma fırsatı da vermektedir.
Bu program Singapur Ulusal Eğitim Merkezi ve İngiltere Ulusal Okul Liderleri Koleji arasında ortaklaşa oluşturulmuş bir programdır. Okul liderleri ülkelerin kendilerine özgü eğitim sistemlerine adapte olabileceklerden seçilmektedir. Bu program;
Her iki ülkenin birbirlerinin eğitim sistemlerini ve eğitim yöneticiliği ve zorlukları kavramlarından ne anladıklarını
Yenilikler adına fikir üretmek ve yüksek performanslı eğitim için değişimler gerçekleştirmek
Yenilikçi okullar ve yenilikçi eğitim liderleri kavramlarının devamı için yeni planlar yapmayı amaçlamaktadır.
Program tam zamanlı ve iki hafta sürmektedir.
Sonuç
Okul yöneticilerinin yetiştirilmesindeki dikkat çekici özellik Singapur eğitim sisteminin okul yöneticiliğini hizmet öncesi eğitim gerektiren profesyonel bir meslek olarak kabul etmiş olmasıdır. Tüm okul yöneticilerinin belirli bir formasyondan geçilmesi zorunlu tutulmaktadır. Formasyon dersleri Ulusal Eğitim Enstitüsünün eğitim ve okul yöneticisi yetiştiren yüksek lisans programları vasıtasıyla alınır. Okul yöneticiliği sertifikası almak için öncelikle bu programların birinden diploma almak şarttır.
Singapur’ da eğitim ve okul yöneticiliği yetiştirmeye yönelik programlar okul yöneticisi formasyonu oluştururlar. Okul yöneticisi olabilmek için bu programları bitirmek gerekmektedir. Türkiye’de ise yukarıda da belirtildiği gibi okul yöneticisi olabilmek için bir formasyon almak gerekli değildir. Öyleyse ülkemizde eğitim fakültelerinin çoğunlukla “Eğitim Yönetimi, Planlaması, Teftişi ve Ekonomisi Anabilim Dalları” adı altında yapılanan tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarının hazırlama programı olduğu söylenemez. Bu programlar okul yöneticisi yetiştirmemekte, yalnızca okul yönetimi ile ilgili bilgi aktarmaktadırlar. MEB eğitim yönetimi alanında hizmet öncesi eğitimi benimsemediğinden üniversitelerin eğitim yönetimi bölümleriyle işbirliği yapmamaktadır. Bu yüzden fakültelerde verilen eğitimi göz ardı etmekte, bu bölümleri bitirenleri de bitirmeyenleri de okul yöneticisi olarak atayabilmektedir.
Singapur’ da eğitim yöneticisi yetiştirme programlarından özellikle mentorlük programı hizmet öncesi uygulamaya dayanmaktadır. Singapur’da ki eğitim ve okul yöneticisi programlarında teorik bilginin daha ziyade adayların liderlik niteliklerini geliştirecek biçimde şekillendirildiği, teorik ve teknik bilginin alan çalışması, stajyerlik/ intörnlük, mentorlük ile ortak çalışma gibi faaliyetler ile uygulama alanına taşındığı ve adaylara gerçek okul ortamında karşılaşabilecekleri problemleri tanıtma eğilimi olduğu gözlemlenmektedir
Singapur’da bir defa müdürlük sertifikasına sahip olmak okul müdürlüğünde ilelebet kalmayı sağlamamaktadır. Okul müdürleri sertifikalarını yenileyebilmek için belirli sürelerle okul yöneticisi yetiştiren bir programdan ders almak, uzaktan bir öğretim programını takip etmek, araştırma hazırlamak, seminer ya da konferanslara katılmak, rapor ya da makale yazmak zorunda kalmaktadırlar.
Singapur’da eğitim yöneticiliği için liyakat ön plandadır. Liderlik vasfı taşıyan müdür yardımcıları ve bölüm başkanları müdürlerinin tavsiyesi doğrultusunda yönetici programlarına katılmaktadırlar. Altı ay tam zamanlı süren bu yetiştirme programında, ülkenin vizyonuna hizmet edebilecek müdürler tespit edilir ve atamaları yapılır.
Singapur hükümetleri ve halkı topyekün eğitimi ve okulları değişimin öncüsü olarak gördüklerinden, okul müdürlüğü prestijli bir meslek olarak görülmekte buna ek olarak hükümetler yıllık bütçelerinin yaklaşık ¼ ünü milli eğitime ayırmaktadırlar.
Kaynakça
Dr.Süleyman ÇELİK
Walker, A., Chong, K.C. and Low, G.T. (1993), “Principalship training through mentoring: The Singapore experience”, Journal of Educational Administration, Vol. 31 No. 4, pp. 33-50.
Alman Ve Türk Eğitim Sisteminin Karşılaştırılması - Hsan Basri DURSUN
Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız, Alman ve Türk eğitim sistemleri hakkında genellikle yüzeysel bir bilgiye sahiptir. Alman ve Türk eğitim sistemlerini karşılaştıran bu yazıyla iki ülke arasındaki eğitimle ilgili farklılıklar ve benzerlikler ortaya konmaya çalışılmıştır.
1.Okul öncesi eğitim-anaokulları (Kindergarten)
Almanya’da okul öncesi eğitim zorunlu değildir ve paralıdır. Aylık olarak ödenen miktarları velinin gelir durumu belirler. Anaokulları genellikle kiliseler ve belediyeler tarafından açılmaktadır. 4-6 yaş arası çocukları kapsar. Aile Bakanlığına bağlıdır. Anaokullarının tüm giderleri belediye tarafından karşılanır. 4-6 yaş arası çocukların yüzde 90-95’i anaokuluna gitmektedir. Anaokullarında üniversite mezunu olmayan, meslek lisesine denk bir eğitim almış öğretmenler görev yapmaktadır.
Türkiye’de okul öncesi eğitim zorunlu değildir. Özel sektör tarafından açılan anaokulları paralı, resmî anaokulları ise parasızdır; ancak imkânların iyileştirilmesi için velilerden isteğe bağlı olarak aylık veya bir defaya mahsus olmak üzere ücret alınabilmektedir. Özel okul öncesi eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması devlet tarafından teşvik edilmekte ancak doğrudan bir parasal destek verilmemektedir. Devlete ait anaokulları genellikle ilköğretime bağlı olarak anasınıfı şeklinde yapılandırılmıştır. 4-6 yaş arası çocukların yüzde 30-35’i anaokuluna gitmektedir. Anaokullarında dört yıllık fakülte mezunu öğretmenler görev yapmaktadır.
2.Zorunlu temel eğitim
Almanya’da zorunlu eğitim süresi dokuz yıldır. İlkokul olarak tanımlanabilecek birinci basamak-I (Grundschule) öğretiminin süresi dört yıldır. Ders başarısına göre öğrenciler, Grundschule’den sonra üç okul tipinden birine devam ederler. Ortaokul şeklinde ifade edilebilecek birinci basamak-II okullarının beşinci ve altıncı sınıfları yönlendirme (Orienterungsstufe) basamağıdır. Bu basamakta, öğrenciler temel derslerdeki (Almanca ve Matematik) başarılarına göre üst (Realschule ve Gymnasium) veya alt basamak (Hauptschule) okullara devam edebilirler. Almanya’da ilkokuldan liseye kadar en yüksek not 1, en düşük not 6 olarak belirlenmiştir.
Türkiye’de zorunlu eğitimin süresi sekiz yıldır. Birinci (1-5) ve ikinci kademe (6-8) birleşik ve kesintisizdir. 8. sınıf sonundaki okul başarısı ile merkezi sistemle yapılan sınavın sonuçlarının hesaplanmasına göre öğrenciler, tercihlerine göre ortaöğretim okullarına yerleşirler. Değerlendirmelerde 0 ila 100 puan aralığı kullanılır; bunun not sistemindeki karşılığı olarak da en yüksek not 5, en düşük not 1 olarak uygulanmaktadır.
3.İlköğretim Birinci Basamak-I okulları (İlkokul, Grundschule)
Almanya’da ilkokulun süresi dört yıldır. İlkokulun birinci ve ikinci sınıflarında not verilmez. Karneler, öğrencinin sosyal davranışlarını ve ders başarısını gösteren iki kısımdan oluşan bir rapor şeklindedir. Üçüncü ve dördüncü sınıfta derslerin notla değerlendirildiği bir karne verilir. Almanca ve Matematik dersinin ortalamasına göre dördüncü sınıfın ilk yarı karnesinden sonra öğrencilere ilkokuldan sonra gideceği okul Tavsiye mektubu ile bildirilir. Baden Württemberg eyaletinde öğretmenin verdiği okul tavsiyesi esas olarak kabul edilirken diğer eyaletlerde ise ailenin kararı esas alınır. Baden-Württemberg’de aileler öğretmenin verdiği tavsiyeye itiraz edebilir. Bu itiraz iki şekilde olmaktadır. Birincisi rehber öğretmen (Beratungsgespräch) sürecidir. Bu süreçte öğrenci kendi okulundan olmayan bir öğretmen tarafından genel yetenek sınavına tabi tutulur. Öğretmenler kurulu tarafından bu sınavın sonucuna göre öğrencinin hangi okula gideceğine karar verilir. Bu kurulda rehber öğretmen, okul müdürü ve sınıf öğretmeni bulunur. Bu tavsiyeden memnun olmayan veliler, kabul sınavı yolunu seçme hakkına sahiptir (Aufnahmeprüfung). Öğrenciler, bu sınavda Almanca ve Matematik sorularına cevap verirler. Öğrenci, bu sınavın sonucuna göre ilkokuldan sonraki okuluna kaydını yaptırır. İlkokul tavsiye mektubunda, Almanca-Matematik dersinin ortalaması 2,5’in altında olan öğrenciler Gymnasiuma(Lise), 2,5 ile 3,0 olan öğrenciler Realschule’ye ve 3,0’ın altında olanlar ise Hauptschuleye kaydını yaptırırlar.
Türkiye’de birinci basamak eğitim veren ilkokullar ve ortaokullar ilköğretim adı altında birleştirilmiştir; kesintisiz ve zorunludur. 6. 7. ve 8. sınıflarda alınan puanların ağırlıklı ortalamaları ve merkezi sistemle yapılan Seviye Belirleme Sınavları sonuçlarının değerlendirilmesiyle oluşturulan Ortaöğretime Geçiş Sistemi (OGES) ile göre öğrenciler, ortaöğretim okullarına girerler.
4.Ortaokul veya Birinci Basamak-II okulları
Almanya’da ilkokuldan (Grundschule) sonra üç tip okul vardır. Öğrenciler, ders başarısına göre Hauptschule-Werkrealschule’ye, Realschule’ye, Gymnasium’a veya her üç tip okulu bir arada bulunduran Gesamtschuleye devam ederler:
Hauptschule-Werkrealschule
Hauptschule beş yıl sürer. 9. sınıfın sonunda yapılan bitirme sınavı ile Hauptschule’den mezun olunur. Bu okullara not ortalaması düşük öğrenciler devam ederler. Baden-Württemberg’de Hauptschule’nin dokuzuncu sınıfında Matematik, Almanca, İngilizce ve bir seçmeli ders olmak üzere toplam dört dersin ortalaması 3,0 olan öğrenciler Werkrealschuleye devam edebilirler. 10.sınıf sonunda yapılan bitirme sınavları ile okuldan mezun olurlar. Werkrealschule mezunu öğrencilerin liseye devam etme hakları vardır.
Realschule
Realschule altı yıl sürer. 10. sınıfın sonunda yapılan bitirme sınavları ile okuldan mezun olunur. Realschule mezunu öğrenciler liseye ve kalifiye meslek eğitimi veren okullara devam edebilirler.
Gymnasium
En başarılı öğrencilerin devam ettiği Gymnasium, sekiz yıl sürer. Birinci basamak-II ve ikinci basamak eğitim (ortaöğretim) okullarını bir arada bulundurur. 12.sınıfın sonunda yapılan Abitur adı verilen bitirme sınavı ile okuldan mezun olunur. Abituru başarıyla geçen öğrenciler üniversiteye devam edebilirler.
Türkiye’de birinci basamak eğitim veren ilkokullar ve ortaokullar ilköğretim adı ile birleştirilmiştir. Kesintisiz ve zorunludur. 6.7. ve 8. sınıflarda yapılan Seviye Belirleme Sınavı(SBS) sonuçlarının ortalamasına göre öğrenciler, ortaöğretim okullarına girerler.
5.Ortaöğretim veya ikinci basamak okulları
Alman eğitim sisteminde ortaöğretim ikiye ayrılmıştır. Bunlardan birincisi genel/akademik eğitim veren Gymnasiumlar, ikincisi ise meslekî eğitim verilen okullardır. Sanayi ülkesi olan Almanya’da meslekî eğitim çok önemlidir. Hauptschule veya Realschuleden mezun olan öğrenciler için ortalama 3-3,5 yıl süren bir meslek eğitimi süreci vardır. Bu süreçle birlikte zorunlu eğitim süresi 12 yıla çıkmış olmaktadır. Bu süre sonunda Hauptschule veya Realschule öğrencisi için mesleğinde bir yüksek öğrenim yapma fırsatı doğmaktadır.
Türk eğitim sisteminde ortaöğretim basamağı bir bütün halindedir. Meslekî eğitim veren liseler ile genel/akademik eğitim veren liseler yüksek öğrenime yöneliktir. Lise mezunları iki basamaklı bir sınavın sonucunda aldıkları puanların yüksekliğine göre üniversitelere kayıt yaptırırlar.
6. Yüksek öğretim
Almanya’da öğrencilerin yüksek öğretim kurumlarına girebilmeleri için, Gymnasium seviyesinde bir öğrenim görmeleri ve sonunda uygulanan Abitur sınavını başarmaları gerekmektedir. Bu sınavı kazanan öğrenciler herhangi bir yüksek öğretim kurumuna şartsız devam etme hakkına sahip olurlar. Almanya'daki yüksek öğretim kurumları bilim ve araştırma üzerine kurulmuştur. Bu kurumlar, genellikle 4 yıl süreli Fachhochschule'ler ve 5 yıl süreli üniversitelerden oluşmaktadır.
Türkiye’de öğrencilerin yüksek öğretim kurumlarına girebilmeleri, ÖSYM tarafından düzenlenen merkezi sistemle yapılan sınavdaki başarı durumlarına bağlıdır. Yüksek öğretim kurumları en az 2 yıllık yüksek okullar ve en az 4 yıllık lisans eğitiminden oluşmaktadır.
7. Özel eğitim okulları (Sonderschule)
Özel eğitim okulları, herhangi bir sebeple özel eğitime ihtiyacı olan çocukların eğitilerek topluma kazandırılması amacıyla açılırlar.
Alman eğitim sisteminde, 2004 yılı içinde özel eğitim okullarından yaklaşık 429.300 öğrenci faydalanmıştır. Öğrenme engelli öğrenciler için dokuz yıllık eğitim veren Förderschule’ler yaygındır. Bu okulları bitiren öğrencilerin Hauptschule mezunu olma imkânları vardır. Zihinsel engelliler hariç olmak üzere fiziksel, görme, duyma engelli öğrenciler için Hauptschule, Realschule ve Gymnasium okulları mevcuttur.
Türk eğitim sisteminde, 2004 yılı içinde yaklaşık 58.500 öğrenci özel eğitim kurumlarından yararlanmıştır. Görme ve işitme engelli öğrenciler için ilköğretimden liseye kadar okullar bulunmaktadır. Öğrenme engelli ve otistik öğrenciler okulların kaynaştırma sınıflarında akranlarıyla birlikte eğitim görürler.
8.Özel öğretim kurumları (Privatschule)
Özel okullar, gerçek ya da tüzel kişiler tarafından açılan ücret mukabili eğitim veren kurumlarıdır.
Alman eğitim sistemi içerisinde, özel okullar sistemin yedeği olarak görülür. Finansmanı büyük ölçüde belediyeler tarafından sağlanan, velinin öğrenci başına 150-350 Euro aylık ücret ödenen kurumlardır. 2003 yılında 590.000 öğrenci özel okullara devam etmiştir.
Türkiye’de ise Devletten veya belediyelerden maddi destek almadıkları için ücretleri oldukça yüksek olan özel öğretim kurumlarının başarı oranı da yüksektir. Özel öğretim kurumlarına devam eden öğrenciler 2004 yılında yapılan üniversiteye giriş sınavlarında ortalama %90 oranında başarı sağlamıştır.
9. Akşam okulları
Alman eğitim sisteminde, zamanında eğitim hizmetlerinden faydalanamamış kimseler, Abendhauptschule, Abendrealschule ve akşam lisesi (Abendgymnasium) gibi akşam okullarına devam ederek eğitimlerini tamamlama hakkına sahiptirler. Bu kurumlardan mezun olanlar yüksek öğretime devam edebilirler.
Türk eğitim sisteminde ise, bu gibi kimselerin eğitimi, daha çok uzaktan eğitim hizmetleriyle sağlanmaktadır. Açık ilköğretim, açık lise, açık meslek lisesi gibi uzaktan eğitim kapsamına alınan eğitim kurumlarından mezun olanların yüksek öğretime devam hakkı bulunmaktadır.
10. Öğretmen yetiştirme
Almanya’da öğretmen yetiştirme sistemi içinde yer alan eğitim yüksek okullarında (Pädagogische Hochschule), Grundschule, Hauptschule ve Sonderschule gibi okullara öğretmen yetiştirilmektedir. Geriye kalan okul türlerinin öğretmen ihtiyacı, üniversiteler, sanat-müzik yüksek okulları gibi yüksek öğretim kurumlarınca karşılanmaktadır. Gerekli pedagojik formasyonun sağlandığı 3 ya da 4 yıllık Pädagogische Hochschule’lerdeki lisans eğitimini birinci devlet sınavı ile tamamlayan öğretmen adayları, en fazla 2 yıl süreli uygulamadan (staj) sonra ikinci bir devlet sınavına tabi olurlar.
Türkiye’de ise sınıf ve branş öğretmenleri 4 yıllık lisans eğitimi veren fakültelerden mezun olduktan sonra yapılan devlet sınavıyla (KPSS) mesleğe başlamaktadır. Bir yıllık adaylık sürecinden geçerek öğretmenlik yaparlar.
11. Okula kayıt-kabul ve devam zorunluluğu
Alman eğitim sisteminde, son baharda okula başlayacak çocuklar, ilkbaharda sağlık kontrolünden ve zekâ testlerinden geçirilip okula uygun olduğu tespit edildikten sonra kaydedilmektedir. Ancak, testler sonucunda özel eğitime ihtiyacı olduğu anlaşılan çocuklar Sonderschule’ye yönlendirilir. 6 yaşını dolduran her çocuk mecburi okul çağına girmektedir ve zorunlu eğitim süresi 9 yıldır.
Türkiye’de o yıl sonu itibariyle 6 yaşını tamamlayan her çocuk ilköğretim okulunda 8 yıl kesintisiz zorunlu eğitime kaydolur. Kayıtlar adres sistemi üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirilir.
12. Haftalık ders saatleri, sınavlar ve değerlendirmeler
Almanya’da öğretim kademelerine göre haftalık ders saatleri yaklaşık 20-30 ders saati arasında değişmektedir. Haftanın 5 günü tam ya da yarım gün eğitim verilmektedir. Bir ders saati normal olarak 45 dakika olmasına rağmen, blok ders yapılırsa, bu süre 80-90 dakikaya çıkmaktadır.
Öğrenciler, yazılı ve sözlü sınavlarla değerlendirilmektedir. Değerlendirme işlemi, Zeugnisse adı verilen karnelere kaydedilmektedir. İlkokulun sonunda bitirme sınavı yoktur. Hauptschule-Werkrealschule, Realschule ve Gymnasiumun son sınıflarında bitirme sınavları yapılmaktadır.
Türkiye’de öğretim kademeleri ve programlarına göre haftalık ders saatleri 25-40 ders saati arasında değişmektedir. Blok ders yapıldığında, 45 dakikalık bir ders saatinin süresi 40 dakikaya indirilmektedir. Haftanın beş günü normal veya ikili öğretim (sabah ve öğle) şeklinde yapılır. Yazılı ve sözlü sınavlardan geçirilen öğrencilerin durumları değerlendirilerek sonuçlar elektronik ortamda tutulur ve yarıyıl tatili ile yıl sonunda karnelere işlenerek öğrencilere verilir.
13. Öğretim yılı ve tatiller
Almanya’da ortalama öğretim yılı 188 (200) iş günüdür. Tatiller, eyaletlerin Eğitim ve Kültür Bakanlıklarınca düzenlenmekte ve süreleri de 75 gün olarak belirlenmektedir. Kış tatili genellikle şubat ayında olmaktadır. Bunun dışında her yıl Noel Tatili, Paskalya Tatili gibi dinî bayram tatilleri de vardır.
Türkiye’de 180 iş günü olarak kabul edilen bir öğretim yılı Eylül ayında başlayıp bir sonraki yılın Haziran ayında sona ermektedir. Yaz tatilleri Haziran-Eylül, yarıyıl tatili ise, Ocak-Şubat ayları arasında yapılmaktadır. Bunun dışında resmî ve dinî bayram tatilleri vardır.
14.Derslik başına düşen öğrenci sayısı
Almanya’da 2008-2009 eğitim-öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 22,1, ortaöğretimde ise 24,7 olarak tespit edilmiştir.
Türkiye’de ise MEB verilerine göre, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı, ilköğretimde 33,4, ortaöğretimde 35,1’dir.
15.Üniforma ve kılık kıyafet
Almanya’da hem öğretmenler hem de öğrenciler için kılık ve kıyafet serbestliği vardır.
Türkiye’de ise öğretmenler okula, kılık kıyafet yönetmeliğine uygun olarak gelmek zorundadırlar. Öğrenciler üniforma giyerek okula gelirler. Kılık ve kıyafet serbestliği yoktur.
16.Din dersinin statüsü
Almanya’da Din dersi, zorunlu değildir, seçmelidir. Din dersine dini cemaatlerin görevlendirdiği kişiler girer.
Türkiye’de din dersi mecburidir. Ancak gayrimüslim bu dersten muaftırlar. Bu dersler de diğer öğretmenler gibi kendi alanında 4 yıllık lisans eğitiminden mezun öğretmenler tarafından verilir.
17.Türkiye’deki farklı uygulamalar
Birleştirilmiş sınıflar
Birden fazla sınıfın birleştirilerek –ki, genelde 1-3 sınıflar bir derslikte, 4-5 sınıflar bir derslikte- tek öğretmen tarafından derslerin işlendiği ilköğretim okullarıdır. Bu okullar, genellikle öğrenci sayısının çok az olduğu köy ve mezralarda bulunur.
Taşımalı ilköğretim
İlköğretim okulu bulunmayan, çeşitli nedenlerle eğitim-öğretime kapalı, birleştirilmiş sınıf uygulaması yapan ilköğretim okullarındaki öğrencilerin eğitim imkânları geniş, merkezi bir ilköğretim okuluna günü birlik taşınarak eğitim-öğretim görmelerini sağlayan bir uygulamadır.
1.Okul öncesi eğitim-anaokulları (Kindergarten)
Almanya’da okul öncesi eğitim zorunlu değildir ve paralıdır. Aylık olarak ödenen miktarları velinin gelir durumu belirler. Anaokulları genellikle kiliseler ve belediyeler tarafından açılmaktadır. 4-6 yaş arası çocukları kapsar. Aile Bakanlığına bağlıdır. Anaokullarının tüm giderleri belediye tarafından karşılanır. 4-6 yaş arası çocukların yüzde 90-95’i anaokuluna gitmektedir. Anaokullarında üniversite mezunu olmayan, meslek lisesine denk bir eğitim almış öğretmenler görev yapmaktadır.
Türkiye’de okul öncesi eğitim zorunlu değildir. Özel sektör tarafından açılan anaokulları paralı, resmî anaokulları ise parasızdır; ancak imkânların iyileştirilmesi için velilerden isteğe bağlı olarak aylık veya bir defaya mahsus olmak üzere ücret alınabilmektedir. Özel okul öncesi eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması devlet tarafından teşvik edilmekte ancak doğrudan bir parasal destek verilmemektedir. Devlete ait anaokulları genellikle ilköğretime bağlı olarak anasınıfı şeklinde yapılandırılmıştır. 4-6 yaş arası çocukların yüzde 30-35’i anaokuluna gitmektedir. Anaokullarında dört yıllık fakülte mezunu öğretmenler görev yapmaktadır.
2.Zorunlu temel eğitim
Almanya’da zorunlu eğitim süresi dokuz yıldır. İlkokul olarak tanımlanabilecek birinci basamak-I (Grundschule) öğretiminin süresi dört yıldır. Ders başarısına göre öğrenciler, Grundschule’den sonra üç okul tipinden birine devam ederler. Ortaokul şeklinde ifade edilebilecek birinci basamak-II okullarının beşinci ve altıncı sınıfları yönlendirme (Orienterungsstufe) basamağıdır. Bu basamakta, öğrenciler temel derslerdeki (Almanca ve Matematik) başarılarına göre üst (Realschule ve Gymnasium) veya alt basamak (Hauptschule) okullara devam edebilirler. Almanya’da ilkokuldan liseye kadar en yüksek not 1, en düşük not 6 olarak belirlenmiştir.
Türkiye’de zorunlu eğitimin süresi sekiz yıldır. Birinci (1-5) ve ikinci kademe (6-8) birleşik ve kesintisizdir. 8. sınıf sonundaki okul başarısı ile merkezi sistemle yapılan sınavın sonuçlarının hesaplanmasına göre öğrenciler, tercihlerine göre ortaöğretim okullarına yerleşirler. Değerlendirmelerde 0 ila 100 puan aralığı kullanılır; bunun not sistemindeki karşılığı olarak da en yüksek not 5, en düşük not 1 olarak uygulanmaktadır.
3.İlköğretim Birinci Basamak-I okulları (İlkokul, Grundschule)
Almanya’da ilkokulun süresi dört yıldır. İlkokulun birinci ve ikinci sınıflarında not verilmez. Karneler, öğrencinin sosyal davranışlarını ve ders başarısını gösteren iki kısımdan oluşan bir rapor şeklindedir. Üçüncü ve dördüncü sınıfta derslerin notla değerlendirildiği bir karne verilir. Almanca ve Matematik dersinin ortalamasına göre dördüncü sınıfın ilk yarı karnesinden sonra öğrencilere ilkokuldan sonra gideceği okul Tavsiye mektubu ile bildirilir. Baden Württemberg eyaletinde öğretmenin verdiği okul tavsiyesi esas olarak kabul edilirken diğer eyaletlerde ise ailenin kararı esas alınır. Baden-Württemberg’de aileler öğretmenin verdiği tavsiyeye itiraz edebilir. Bu itiraz iki şekilde olmaktadır. Birincisi rehber öğretmen (Beratungsgespräch) sürecidir. Bu süreçte öğrenci kendi okulundan olmayan bir öğretmen tarafından genel yetenek sınavına tabi tutulur. Öğretmenler kurulu tarafından bu sınavın sonucuna göre öğrencinin hangi okula gideceğine karar verilir. Bu kurulda rehber öğretmen, okul müdürü ve sınıf öğretmeni bulunur. Bu tavsiyeden memnun olmayan veliler, kabul sınavı yolunu seçme hakkına sahiptir (Aufnahmeprüfung). Öğrenciler, bu sınavda Almanca ve Matematik sorularına cevap verirler. Öğrenci, bu sınavın sonucuna göre ilkokuldan sonraki okuluna kaydını yaptırır. İlkokul tavsiye mektubunda, Almanca-Matematik dersinin ortalaması 2,5’in altında olan öğrenciler Gymnasiuma(Lise), 2,5 ile 3,0 olan öğrenciler Realschule’ye ve 3,0’ın altında olanlar ise Hauptschuleye kaydını yaptırırlar.
Türkiye’de birinci basamak eğitim veren ilkokullar ve ortaokullar ilköğretim adı altında birleştirilmiştir; kesintisiz ve zorunludur. 6. 7. ve 8. sınıflarda alınan puanların ağırlıklı ortalamaları ve merkezi sistemle yapılan Seviye Belirleme Sınavları sonuçlarının değerlendirilmesiyle oluşturulan Ortaöğretime Geçiş Sistemi (OGES) ile göre öğrenciler, ortaöğretim okullarına girerler.
4.Ortaokul veya Birinci Basamak-II okulları
Almanya’da ilkokuldan (Grundschule) sonra üç tip okul vardır. Öğrenciler, ders başarısına göre Hauptschule-Werkrealschule’ye, Realschule’ye, Gymnasium’a veya her üç tip okulu bir arada bulunduran Gesamtschuleye devam ederler:
Hauptschule-Werkrealschule
Hauptschule beş yıl sürer. 9. sınıfın sonunda yapılan bitirme sınavı ile Hauptschule’den mezun olunur. Bu okullara not ortalaması düşük öğrenciler devam ederler. Baden-Württemberg’de Hauptschule’nin dokuzuncu sınıfında Matematik, Almanca, İngilizce ve bir seçmeli ders olmak üzere toplam dört dersin ortalaması 3,0 olan öğrenciler Werkrealschuleye devam edebilirler. 10.sınıf sonunda yapılan bitirme sınavları ile okuldan mezun olurlar. Werkrealschule mezunu öğrencilerin liseye devam etme hakları vardır.
Realschule
Realschule altı yıl sürer. 10. sınıfın sonunda yapılan bitirme sınavları ile okuldan mezun olunur. Realschule mezunu öğrenciler liseye ve kalifiye meslek eğitimi veren okullara devam edebilirler.
Gymnasium
En başarılı öğrencilerin devam ettiği Gymnasium, sekiz yıl sürer. Birinci basamak-II ve ikinci basamak eğitim (ortaöğretim) okullarını bir arada bulundurur. 12.sınıfın sonunda yapılan Abitur adı verilen bitirme sınavı ile okuldan mezun olunur. Abituru başarıyla geçen öğrenciler üniversiteye devam edebilirler.
Türkiye’de birinci basamak eğitim veren ilkokullar ve ortaokullar ilköğretim adı ile birleştirilmiştir. Kesintisiz ve zorunludur. 6.7. ve 8. sınıflarda yapılan Seviye Belirleme Sınavı(SBS) sonuçlarının ortalamasına göre öğrenciler, ortaöğretim okullarına girerler.
5.Ortaöğretim veya ikinci basamak okulları
Alman eğitim sisteminde ortaöğretim ikiye ayrılmıştır. Bunlardan birincisi genel/akademik eğitim veren Gymnasiumlar, ikincisi ise meslekî eğitim verilen okullardır. Sanayi ülkesi olan Almanya’da meslekî eğitim çok önemlidir. Hauptschule veya Realschuleden mezun olan öğrenciler için ortalama 3-3,5 yıl süren bir meslek eğitimi süreci vardır. Bu süreçle birlikte zorunlu eğitim süresi 12 yıla çıkmış olmaktadır. Bu süre sonunda Hauptschule veya Realschule öğrencisi için mesleğinde bir yüksek öğrenim yapma fırsatı doğmaktadır.
Türk eğitim sisteminde ortaöğretim basamağı bir bütün halindedir. Meslekî eğitim veren liseler ile genel/akademik eğitim veren liseler yüksek öğrenime yöneliktir. Lise mezunları iki basamaklı bir sınavın sonucunda aldıkları puanların yüksekliğine göre üniversitelere kayıt yaptırırlar.
6. Yüksek öğretim
Almanya’da öğrencilerin yüksek öğretim kurumlarına girebilmeleri için, Gymnasium seviyesinde bir öğrenim görmeleri ve sonunda uygulanan Abitur sınavını başarmaları gerekmektedir. Bu sınavı kazanan öğrenciler herhangi bir yüksek öğretim kurumuna şartsız devam etme hakkına sahip olurlar. Almanya'daki yüksek öğretim kurumları bilim ve araştırma üzerine kurulmuştur. Bu kurumlar, genellikle 4 yıl süreli Fachhochschule'ler ve 5 yıl süreli üniversitelerden oluşmaktadır.
Türkiye’de öğrencilerin yüksek öğretim kurumlarına girebilmeleri, ÖSYM tarafından düzenlenen merkezi sistemle yapılan sınavdaki başarı durumlarına bağlıdır. Yüksek öğretim kurumları en az 2 yıllık yüksek okullar ve en az 4 yıllık lisans eğitiminden oluşmaktadır.
7. Özel eğitim okulları (Sonderschule)
Özel eğitim okulları, herhangi bir sebeple özel eğitime ihtiyacı olan çocukların eğitilerek topluma kazandırılması amacıyla açılırlar.
Alman eğitim sisteminde, 2004 yılı içinde özel eğitim okullarından yaklaşık 429.300 öğrenci faydalanmıştır. Öğrenme engelli öğrenciler için dokuz yıllık eğitim veren Förderschule’ler yaygındır. Bu okulları bitiren öğrencilerin Hauptschule mezunu olma imkânları vardır. Zihinsel engelliler hariç olmak üzere fiziksel, görme, duyma engelli öğrenciler için Hauptschule, Realschule ve Gymnasium okulları mevcuttur.
Türk eğitim sisteminde, 2004 yılı içinde yaklaşık 58.500 öğrenci özel eğitim kurumlarından yararlanmıştır. Görme ve işitme engelli öğrenciler için ilköğretimden liseye kadar okullar bulunmaktadır. Öğrenme engelli ve otistik öğrenciler okulların kaynaştırma sınıflarında akranlarıyla birlikte eğitim görürler.
8.Özel öğretim kurumları (Privatschule)
Özel okullar, gerçek ya da tüzel kişiler tarafından açılan ücret mukabili eğitim veren kurumlarıdır.
Alman eğitim sistemi içerisinde, özel okullar sistemin yedeği olarak görülür. Finansmanı büyük ölçüde belediyeler tarafından sağlanan, velinin öğrenci başına 150-350 Euro aylık ücret ödenen kurumlardır. 2003 yılında 590.000 öğrenci özel okullara devam etmiştir.
Türkiye’de ise Devletten veya belediyelerden maddi destek almadıkları için ücretleri oldukça yüksek olan özel öğretim kurumlarının başarı oranı da yüksektir. Özel öğretim kurumlarına devam eden öğrenciler 2004 yılında yapılan üniversiteye giriş sınavlarında ortalama %90 oranında başarı sağlamıştır.
9. Akşam okulları
Alman eğitim sisteminde, zamanında eğitim hizmetlerinden faydalanamamış kimseler, Abendhauptschule, Abendrealschule ve akşam lisesi (Abendgymnasium) gibi akşam okullarına devam ederek eğitimlerini tamamlama hakkına sahiptirler. Bu kurumlardan mezun olanlar yüksek öğretime devam edebilirler.
Türk eğitim sisteminde ise, bu gibi kimselerin eğitimi, daha çok uzaktan eğitim hizmetleriyle sağlanmaktadır. Açık ilköğretim, açık lise, açık meslek lisesi gibi uzaktan eğitim kapsamına alınan eğitim kurumlarından mezun olanların yüksek öğretime devam hakkı bulunmaktadır.
10. Öğretmen yetiştirme
Almanya’da öğretmen yetiştirme sistemi içinde yer alan eğitim yüksek okullarında (Pädagogische Hochschule), Grundschule, Hauptschule ve Sonderschule gibi okullara öğretmen yetiştirilmektedir. Geriye kalan okul türlerinin öğretmen ihtiyacı, üniversiteler, sanat-müzik yüksek okulları gibi yüksek öğretim kurumlarınca karşılanmaktadır. Gerekli pedagojik formasyonun sağlandığı 3 ya da 4 yıllık Pädagogische Hochschule’lerdeki lisans eğitimini birinci devlet sınavı ile tamamlayan öğretmen adayları, en fazla 2 yıl süreli uygulamadan (staj) sonra ikinci bir devlet sınavına tabi olurlar.
Türkiye’de ise sınıf ve branş öğretmenleri 4 yıllık lisans eğitimi veren fakültelerden mezun olduktan sonra yapılan devlet sınavıyla (KPSS) mesleğe başlamaktadır. Bir yıllık adaylık sürecinden geçerek öğretmenlik yaparlar.
11. Okula kayıt-kabul ve devam zorunluluğu
Alman eğitim sisteminde, son baharda okula başlayacak çocuklar, ilkbaharda sağlık kontrolünden ve zekâ testlerinden geçirilip okula uygun olduğu tespit edildikten sonra kaydedilmektedir. Ancak, testler sonucunda özel eğitime ihtiyacı olduğu anlaşılan çocuklar Sonderschule’ye yönlendirilir. 6 yaşını dolduran her çocuk mecburi okul çağına girmektedir ve zorunlu eğitim süresi 9 yıldır.
Türkiye’de o yıl sonu itibariyle 6 yaşını tamamlayan her çocuk ilköğretim okulunda 8 yıl kesintisiz zorunlu eğitime kaydolur. Kayıtlar adres sistemi üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirilir.
12. Haftalık ders saatleri, sınavlar ve değerlendirmeler
Almanya’da öğretim kademelerine göre haftalık ders saatleri yaklaşık 20-30 ders saati arasında değişmektedir. Haftanın 5 günü tam ya da yarım gün eğitim verilmektedir. Bir ders saati normal olarak 45 dakika olmasına rağmen, blok ders yapılırsa, bu süre 80-90 dakikaya çıkmaktadır.
Öğrenciler, yazılı ve sözlü sınavlarla değerlendirilmektedir. Değerlendirme işlemi, Zeugnisse adı verilen karnelere kaydedilmektedir. İlkokulun sonunda bitirme sınavı yoktur. Hauptschule-Werkrealschule, Realschule ve Gymnasiumun son sınıflarında bitirme sınavları yapılmaktadır.
Türkiye’de öğretim kademeleri ve programlarına göre haftalık ders saatleri 25-40 ders saati arasında değişmektedir. Blok ders yapıldığında, 45 dakikalık bir ders saatinin süresi 40 dakikaya indirilmektedir. Haftanın beş günü normal veya ikili öğretim (sabah ve öğle) şeklinde yapılır. Yazılı ve sözlü sınavlardan geçirilen öğrencilerin durumları değerlendirilerek sonuçlar elektronik ortamda tutulur ve yarıyıl tatili ile yıl sonunda karnelere işlenerek öğrencilere verilir.
13. Öğretim yılı ve tatiller
Almanya’da ortalama öğretim yılı 188 (200) iş günüdür. Tatiller, eyaletlerin Eğitim ve Kültür Bakanlıklarınca düzenlenmekte ve süreleri de 75 gün olarak belirlenmektedir. Kış tatili genellikle şubat ayında olmaktadır. Bunun dışında her yıl Noel Tatili, Paskalya Tatili gibi dinî bayram tatilleri de vardır.
Türkiye’de 180 iş günü olarak kabul edilen bir öğretim yılı Eylül ayında başlayıp bir sonraki yılın Haziran ayında sona ermektedir. Yaz tatilleri Haziran-Eylül, yarıyıl tatili ise, Ocak-Şubat ayları arasında yapılmaktadır. Bunun dışında resmî ve dinî bayram tatilleri vardır.
14.Derslik başına düşen öğrenci sayısı
Almanya’da 2008-2009 eğitim-öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 22,1, ortaöğretimde ise 24,7 olarak tespit edilmiştir.
Türkiye’de ise MEB verilerine göre, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı, ilköğretimde 33,4, ortaöğretimde 35,1’dir.
15.Üniforma ve kılık kıyafet
Almanya’da hem öğretmenler hem de öğrenciler için kılık ve kıyafet serbestliği vardır.
Türkiye’de ise öğretmenler okula, kılık kıyafet yönetmeliğine uygun olarak gelmek zorundadırlar. Öğrenciler üniforma giyerek okula gelirler. Kılık ve kıyafet serbestliği yoktur.
16.Din dersinin statüsü
Almanya’da Din dersi, zorunlu değildir, seçmelidir. Din dersine dini cemaatlerin görevlendirdiği kişiler girer.
Türkiye’de din dersi mecburidir. Ancak gayrimüslim bu dersten muaftırlar. Bu dersler de diğer öğretmenler gibi kendi alanında 4 yıllık lisans eğitiminden mezun öğretmenler tarafından verilir.
17.Türkiye’deki farklı uygulamalar
Birleştirilmiş sınıflar
Birden fazla sınıfın birleştirilerek –ki, genelde 1-3 sınıflar bir derslikte, 4-5 sınıflar bir derslikte- tek öğretmen tarafından derslerin işlendiği ilköğretim okullarıdır. Bu okullar, genellikle öğrenci sayısının çok az olduğu köy ve mezralarda bulunur.
Taşımalı ilköğretim
İlköğretim okulu bulunmayan, çeşitli nedenlerle eğitim-öğretime kapalı, birleştirilmiş sınıf uygulaması yapan ilköğretim okullarındaki öğrencilerin eğitim imkânları geniş, merkezi bir ilköğretim okuluna günü birlik taşınarak eğitim-öğretim görmelerini sağlayan bir uygulamadır.
Eğitimde Asli Değerler - Prof. Dr. Osman Çakmak
Giriş
Eğitim hayatının temelini okullar ve bu okullarda gerçekleştirilen faaliyetler oluşturur. Bir öğrenme mekânı olan okullarda hayat ve ötesine ait çok şey öğrenilir. Hayatın kendisi de bir okuldur; okullar gerçek hayatı öğrettiği ölçüde başarılıdır. İyi bir okuldan fertte fazilet duygularını geliştirmesi ve öğrencilere ruh yüceliği kazandırması beklenir.
Değerlerimiz
Değerlerimiz arasında önemli yer tutan prensiplerden biri “akla kapı aralamak ve fakat iradeyi elden almamak” temel düsturudur. Malumdur ki insanın zihin yapısı, aldığı eğitimin sonucunda teşekkül etmektedir. Bir eğitimci olarak her şeyi öğrenci adına siz yaptığınızda “devamlı müdahale” ve şartlanmaya bağlı tepkisel öğrenme durumu ortaya çıkmakta, kişi tecrübe ederek kendi kabiliyetini keşfetme imkânını bulamamaktadır. O zaman da, alışılmışın dışında yeni bir tarz geliştiren ve yeni bir görüş üreten yetenek anlamındaki, bütün yenilikleri ve buluşları borçlu olduğumuz “deha/dâhiler” kendini gösterememektedir.
Bilgilerin, “Bu böyledir, böyle olduğu için öğrenmeniz gerekir, niye öğrendiğinizi sormayın” yaklaşımı içinde sunulması, öğrencide verilen her bilginin doğru olduğu ve sorgulanmaması gerektiği duygusunu oluşturmaktadır. Bu durumda, tüm çözümleri dışarıdan bekleyen bir zihin yapısı teşekkül etmekte, “Ben bir hiçim, gelsin başkası beni kurtarsın.” anlayışı doğmaktadır. Ülkemizde hemen her şeye batıdan çözüm bekleme tarzına sahip, kendi kurumlarına ve insanına güvensiz bir kısım insanlar mevcutsa –ki, maalesef vardır- kaynağı burada aranmalıdır. Bu durum her sahada kopyacı ve taklitçi anlayışı hâkim kılmakta, ülke kaynaklarının dışarıya akmasına yol açmaktadır.
Tekrar eğitimimizin kök sorununa dönülecek olursa, değerlerimiz arasında yer alan “merak ilmin hocası” ve “ihtiyaç terakkinin üstadı” tespitlerinin önemi irdelenebilir. Bu şöyle de açıklanabilir: Öğrenmede, önce talep ve merak oluşturulmazsa eğitim, tatsız ve bir an önce kurtulunması gereken bir bela haline gelecektir. O halde eğitimde anahtar nokta, öğrenmenin başında öğrenmeye olan talebin oluşturulmasıdır. Yani, “Neden öğreneyim ki?” sorusunu soran bir insana, bunu tartışmaya imkân verilmelidir. Öğrenci, neden öğrenmesi gerektiğini açıklayabilmelidir. Öğrenci, eğitim sürecinin başında öğrenmek istemiyorsa, öğrenmek istememesine saygı gösterilmesi ve öğrenmeye olan kapalılığının ardında ne yattığının araştırılması gerekir. Henüz ilim yolculuğunun başında, öğreneceği bilgilerin onun için ne anlama geleceğini ve ne işe yarayacağını öğrenmek isteyen ilim adamının “Hocam, bu ilimlerin anahtarı sizin elinizde, bana ilimlerin anahtarlarını veriniz!” sözü burada hatırlanmalıdır.
Bu tespitler ışığında anlaşılması gereken şudur: “Eğitim, ancak özgür ve özerk zihinlerin başarabileceği bir iştir.” Böyle bir eğitim ortamı ve anlayışı oluşturulduğunda kendi varlığına, kendi özgürlük ve özerklik alanı doğrultusunda öğrenmek isteyen insanlar yetişecektir. Dahası edindiği hayat tecrübelerini, kendi bakışı, kendi anlayışı, kendi yorum çabaları içerisinde yoğurmak isteyen insanlar yetiştirilmesi ancak böyle bir ortamda mümkün olabilir. Sonuçta böyle yetişen insanları başkalarının yönlendirmesi ve hükmetmesi mümkün olmayacaktır. Böylece zihinsel özgürlük gerçek özgürlüğün teminatı ve anahtarı olacaktır.
Pireler nasıl şartlandırıldı
Bilindiği gibi pireler kendi boyunun 250 katı kadar zıplayabilen hayvanlardır. Hayvanlar âleminde âdeta birer yüksek atlama şampiyonudurlar. Bilim adamları, birkaç pireyi alıp 30 cm yüksekliğindeki ağzı kapalı bir cam fanusun içine koyarlar. Zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar, lâkin başlarını tavana çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, başlarını tekrar vururlar. Pireler ne olduğunu anlayamadıklarından, kendilerini neyin engellediğini bilemezler. Defalarca kafalarını vuran pireler, sonunda 30 santimetreden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır; ama buna hiç cesaret edemezler. Cam olmadığı halde bu sınırı aşamazlar. Hürriyetlerine kavuşma imkânları vardır; fakat kaçamazlar. Çünkü engel artık beyinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır; ama kafalarındaki iç engel “Burada 30 cm.den fazla zıplanamaz” inancı varlığını sürdürmektedir. Bu deney, canlıların neyi başaramayacaklarını öğrenmeleri açısından önemli bir çıkış noktası, başaramama konusunda insanın kendisini nasıl sınırlandırdığına iyi bir örnek teşkil etmektedir.
Bu deney, eğitim anlayış ve yapısındaki yansımalara uyarlandığında; “doğal ve fıtrî öğrenme eğilimlerine aykırı ve baskıcı, aşırı zorlamaya dayalı yöntemler ve ardışık tekrarlatmalar yoluyla belleğe nakşetmek” şeklinde çocuklara verilen eğitim, onları sınırlandırma ve zihinlerini köleleştirme anlamına gelebilir. Bir anlamda 30 cm.den fazla sıçrayamayan pireye dönüştürebilir. Hatta bu olumsuz sınırlamalar çoğu zaman ailede başlamaktadır. Anne veya babasının davranışlarını sorgulayan, her söylediğinin niçin öyle olduğunu merak eden bir çocuğa tahammül etmek, çoğu aile için zor olabilir. Tırnakları kesilmiş bir ev kedisi gibi merakı ve şüphesi bastırılmış bir çocukla yaşamak daha kolaydır çünkü... Hele, bunun üzerine biraz da itaat/saygı kaymağı sürülürse istenen ideal(!) çocuk tipi karşınızdadır.
Ailede başlayan ve okul hayatıyla devam eden süreç aslında bir sınırlama süreci olarak sürebilmekte ferdi alışılmış kalıpların dışına çıkılmaması gerektiği yolunda kuvvetle şartlandırabilmektedir. Sınırlamalar yoluyla oluşan “tek doğrular” alanının çevresi, korkulardan ibaret dikenli tellerle çevrili hale gelmekte, çevreye ördüğü duvarları aşmak, yanlışları tamir etmek ve yasakları savmak için uğraşmak, kişinin enerjisinin önemli bir bölümünü alıp götürmektedir. İnsanlar, yapılmaması gerektiği düşünülen her şeyden korkutularak uzak tutulabilmektedir. Böyle yetişen bireylerin bir şey “yapabilmeleri” ve başarılı olmaları da olağan dışı hale gelmektedir. Bu durum, zihnî bariyerlere sahip düşük enerjili bir toplum haline dönüşümü sağlamaktadır. Oysa değerlerimiz arasında yer alan “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” prensibi bilginin canlı tabiatına ve insan fıtratındaki her gün yeni şeyler öğrenme ve gelişme ihtiyacına işaret etmektedir. Doğal bir yönelimle ilgi duyduğu şeyleri anlamak için onu sorgulayan ve sorgusunu o şeyin özüne ermeden sonlandırmayan “çocuk aklı”nın merak ve sorgulaması gerekmez mi? Şu veya bu nedenle konulacak engeller dolayısıyla çocuğun dehası daha işin başında ölüme mahkûm olabilir ve bir yığın malumatı kafasına depolamayı esas haline getirmekle bilginin özüne hiçbir zaman ulaşamayan fertler oluşturulabilir: “Çok şey bilen, ama bilginin özüne eremeyen fertler!”
Yetenekleri geliştirmek
Kendi başının çaresine bakmasını bilen ve ayakları üzerinde durabilen fertler yetiştirmek isteniliyorsa onların kendi fıtrî seyrinde ilerlemesi sağlanmalı ve yeteneklerinin önü açılmalıdır. Öğrencinin kendini idare etmesi bekleniyorsa ona hükmetmeyi bırakmalıdır. Hâlbuki bazen eğitelim derken “onu öyle değil böyle yap!” anlayışı dayatılmakta bu da yeteneği/dehayı körelten bir davranış olmaktadır. Çünkü dayatma ve sınırlamalar, dehanın önündeki en büyük engeldir.
Ailesini, öğretmenlerini, çevresini memnun etmek için onlara benzemeye çalışan çocukta kişilik gelişmeyecek, silik, gölge bir karaktere sahip olacaktır. Bu durumda kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenemeyen, kendisini değerli hissetmeyen ve özgüveni olmayan bir kişilik gelişecektir. Böyle yetişen tipler karşılaştığı problemleri çözemeyecek, yeni şeyler üretemeyecektir. Ne olmak istediğini, hayattan ne beklediğini de bilemeyecektir.
Eğitimin amacına ulaşması isteniyorsa bireylerin hayal gücünü ve üretkenliğini geliştirmek, bağımsız düşünmelerini sağlamak ve özgüvenlerini tesis edip girişimcilik ruhu kazandıracak bir ortam hazırlamaya ihtiyaç vardır.
Öğrenme isteği ve merak
Eğitim faaliyetlerinde öğrenme isteği ve merak, fevkalade hassas ve kırılgan, insanî iki özelliktir. Öğrenmenin başında, öğrenmeye olan talebin ve ihtiyacın oluşturulması, yani “neden öğreneyim ki?” sorusuna imkân ve fırsat verilmesi bu yüzden önem taşımaktadır. Eğer, öğrenme sürecinde olan bir öğrenci, öğrenmeye zorlanmışsa, bu öğrenme sadece “malumat edinme” ile sınırlı kalır. Bu öğrenci, kendi içinden, kendi iç özgürlüğünden kaynaklanan bir çıkışla, edinilmiş bir öğrenmeye ulaşamaz. Böyle bir öğrenme, kimliğinin bir parçası haline gelmeyecek, yaşama dönüşmeyecek, zihinde bir yama gibi duracak ve büyük bir ihtimalle çok kısa bir süre sonrada hafızadan uçup gidecektir.
Sorgulama ve kuşku duyma, özgür ve özerk kişilik kadar araştırmacı kişiliğin de oluşmasında temel bir unsurdur ve ayrıca “zihinsel özgürlüğe” kavuşmanın temelidir. Bilimsel düşünen insan yetiştirmenin temeli olan sorgulama ve kuşku duyma, eğitimle ferde kazandırılması gereken öncelikli özelliklerdir.
Sonuç
Eğitim sistemimizin okul/eğitim hayatıyla ilgili kısaca belirttiğimiz merak eden, soran, sorgulayan, kuşku duyan anlayışa uyumlu olduğunu, bunu gerçekleştirme yolunda yeterince gayret gösterdiğini, felsefi temellerini bunlara oturttuğunu söylemek henüz mümkün görünmemektedir.
Okul/eğitim hayatı, verdiği bilgilerle öğrencileri aydınlatmalı, çevrelerini kavrama imkânı vermelidir. Aynı zamanda gayet hızlı olarak eşya ve hadiseleri keşfetme yolunu açmalı, insanı kavrayış bütünlüğüne ve düşüncede istikamete götürmelidir. Değerlerimiz çerçevesinde yetişmiş, elde ettiği bilgilerle erdem kazanmış ve gerçek insanlık düzeyine ulaşmış nesilleri yetiştiren bir eğitim sistemi tasarlanmalıdır.
Eğitim hayatının temelini okullar ve bu okullarda gerçekleştirilen faaliyetler oluşturur. Bir öğrenme mekânı olan okullarda hayat ve ötesine ait çok şey öğrenilir. Hayatın kendisi de bir okuldur; okullar gerçek hayatı öğrettiği ölçüde başarılıdır. İyi bir okuldan fertte fazilet duygularını geliştirmesi ve öğrencilere ruh yüceliği kazandırması beklenir.
Değerlerimiz
Değerlerimiz arasında önemli yer tutan prensiplerden biri “akla kapı aralamak ve fakat iradeyi elden almamak” temel düsturudur. Malumdur ki insanın zihin yapısı, aldığı eğitimin sonucunda teşekkül etmektedir. Bir eğitimci olarak her şeyi öğrenci adına siz yaptığınızda “devamlı müdahale” ve şartlanmaya bağlı tepkisel öğrenme durumu ortaya çıkmakta, kişi tecrübe ederek kendi kabiliyetini keşfetme imkânını bulamamaktadır. O zaman da, alışılmışın dışında yeni bir tarz geliştiren ve yeni bir görüş üreten yetenek anlamındaki, bütün yenilikleri ve buluşları borçlu olduğumuz “deha/dâhiler” kendini gösterememektedir.
Bilgilerin, “Bu böyledir, böyle olduğu için öğrenmeniz gerekir, niye öğrendiğinizi sormayın” yaklaşımı içinde sunulması, öğrencide verilen her bilginin doğru olduğu ve sorgulanmaması gerektiği duygusunu oluşturmaktadır. Bu durumda, tüm çözümleri dışarıdan bekleyen bir zihin yapısı teşekkül etmekte, “Ben bir hiçim, gelsin başkası beni kurtarsın.” anlayışı doğmaktadır. Ülkemizde hemen her şeye batıdan çözüm bekleme tarzına sahip, kendi kurumlarına ve insanına güvensiz bir kısım insanlar mevcutsa –ki, maalesef vardır- kaynağı burada aranmalıdır. Bu durum her sahada kopyacı ve taklitçi anlayışı hâkim kılmakta, ülke kaynaklarının dışarıya akmasına yol açmaktadır.
Tekrar eğitimimizin kök sorununa dönülecek olursa, değerlerimiz arasında yer alan “merak ilmin hocası” ve “ihtiyaç terakkinin üstadı” tespitlerinin önemi irdelenebilir. Bu şöyle de açıklanabilir: Öğrenmede, önce talep ve merak oluşturulmazsa eğitim, tatsız ve bir an önce kurtulunması gereken bir bela haline gelecektir. O halde eğitimde anahtar nokta, öğrenmenin başında öğrenmeye olan talebin oluşturulmasıdır. Yani, “Neden öğreneyim ki?” sorusunu soran bir insana, bunu tartışmaya imkân verilmelidir. Öğrenci, neden öğrenmesi gerektiğini açıklayabilmelidir. Öğrenci, eğitim sürecinin başında öğrenmek istemiyorsa, öğrenmek istememesine saygı gösterilmesi ve öğrenmeye olan kapalılığının ardında ne yattığının araştırılması gerekir. Henüz ilim yolculuğunun başında, öğreneceği bilgilerin onun için ne anlama geleceğini ve ne işe yarayacağını öğrenmek isteyen ilim adamının “Hocam, bu ilimlerin anahtarı sizin elinizde, bana ilimlerin anahtarlarını veriniz!” sözü burada hatırlanmalıdır.
Bu tespitler ışığında anlaşılması gereken şudur: “Eğitim, ancak özgür ve özerk zihinlerin başarabileceği bir iştir.” Böyle bir eğitim ortamı ve anlayışı oluşturulduğunda kendi varlığına, kendi özgürlük ve özerklik alanı doğrultusunda öğrenmek isteyen insanlar yetişecektir. Dahası edindiği hayat tecrübelerini, kendi bakışı, kendi anlayışı, kendi yorum çabaları içerisinde yoğurmak isteyen insanlar yetiştirilmesi ancak böyle bir ortamda mümkün olabilir. Sonuçta böyle yetişen insanları başkalarının yönlendirmesi ve hükmetmesi mümkün olmayacaktır. Böylece zihinsel özgürlük gerçek özgürlüğün teminatı ve anahtarı olacaktır.
Pireler nasıl şartlandırıldı
Bilindiği gibi pireler kendi boyunun 250 katı kadar zıplayabilen hayvanlardır. Hayvanlar âleminde âdeta birer yüksek atlama şampiyonudurlar. Bilim adamları, birkaç pireyi alıp 30 cm yüksekliğindeki ağzı kapalı bir cam fanusun içine koyarlar. Zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar, lâkin başlarını tavana çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, başlarını tekrar vururlar. Pireler ne olduğunu anlayamadıklarından, kendilerini neyin engellediğini bilemezler. Defalarca kafalarını vuran pireler, sonunda 30 santimetreden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır; ama buna hiç cesaret edemezler. Cam olmadığı halde bu sınırı aşamazlar. Hürriyetlerine kavuşma imkânları vardır; fakat kaçamazlar. Çünkü engel artık beyinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır; ama kafalarındaki iç engel “Burada 30 cm.den fazla zıplanamaz” inancı varlığını sürdürmektedir. Bu deney, canlıların neyi başaramayacaklarını öğrenmeleri açısından önemli bir çıkış noktası, başaramama konusunda insanın kendisini nasıl sınırlandırdığına iyi bir örnek teşkil etmektedir.
Bu deney, eğitim anlayış ve yapısındaki yansımalara uyarlandığında; “doğal ve fıtrî öğrenme eğilimlerine aykırı ve baskıcı, aşırı zorlamaya dayalı yöntemler ve ardışık tekrarlatmalar yoluyla belleğe nakşetmek” şeklinde çocuklara verilen eğitim, onları sınırlandırma ve zihinlerini köleleştirme anlamına gelebilir. Bir anlamda 30 cm.den fazla sıçrayamayan pireye dönüştürebilir. Hatta bu olumsuz sınırlamalar çoğu zaman ailede başlamaktadır. Anne veya babasının davranışlarını sorgulayan, her söylediğinin niçin öyle olduğunu merak eden bir çocuğa tahammül etmek, çoğu aile için zor olabilir. Tırnakları kesilmiş bir ev kedisi gibi merakı ve şüphesi bastırılmış bir çocukla yaşamak daha kolaydır çünkü... Hele, bunun üzerine biraz da itaat/saygı kaymağı sürülürse istenen ideal(!) çocuk tipi karşınızdadır.
Ailede başlayan ve okul hayatıyla devam eden süreç aslında bir sınırlama süreci olarak sürebilmekte ferdi alışılmış kalıpların dışına çıkılmaması gerektiği yolunda kuvvetle şartlandırabilmektedir. Sınırlamalar yoluyla oluşan “tek doğrular” alanının çevresi, korkulardan ibaret dikenli tellerle çevrili hale gelmekte, çevreye ördüğü duvarları aşmak, yanlışları tamir etmek ve yasakları savmak için uğraşmak, kişinin enerjisinin önemli bir bölümünü alıp götürmektedir. İnsanlar, yapılmaması gerektiği düşünülen her şeyden korkutularak uzak tutulabilmektedir. Böyle yetişen bireylerin bir şey “yapabilmeleri” ve başarılı olmaları da olağan dışı hale gelmektedir. Bu durum, zihnî bariyerlere sahip düşük enerjili bir toplum haline dönüşümü sağlamaktadır. Oysa değerlerimiz arasında yer alan “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” prensibi bilginin canlı tabiatına ve insan fıtratındaki her gün yeni şeyler öğrenme ve gelişme ihtiyacına işaret etmektedir. Doğal bir yönelimle ilgi duyduğu şeyleri anlamak için onu sorgulayan ve sorgusunu o şeyin özüne ermeden sonlandırmayan “çocuk aklı”nın merak ve sorgulaması gerekmez mi? Şu veya bu nedenle konulacak engeller dolayısıyla çocuğun dehası daha işin başında ölüme mahkûm olabilir ve bir yığın malumatı kafasına depolamayı esas haline getirmekle bilginin özüne hiçbir zaman ulaşamayan fertler oluşturulabilir: “Çok şey bilen, ama bilginin özüne eremeyen fertler!”
Yetenekleri geliştirmek
Kendi başının çaresine bakmasını bilen ve ayakları üzerinde durabilen fertler yetiştirmek isteniliyorsa onların kendi fıtrî seyrinde ilerlemesi sağlanmalı ve yeteneklerinin önü açılmalıdır. Öğrencinin kendini idare etmesi bekleniyorsa ona hükmetmeyi bırakmalıdır. Hâlbuki bazen eğitelim derken “onu öyle değil böyle yap!” anlayışı dayatılmakta bu da yeteneği/dehayı körelten bir davranış olmaktadır. Çünkü dayatma ve sınırlamalar, dehanın önündeki en büyük engeldir.
Ailesini, öğretmenlerini, çevresini memnun etmek için onlara benzemeye çalışan çocukta kişilik gelişmeyecek, silik, gölge bir karaktere sahip olacaktır. Bu durumda kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenemeyen, kendisini değerli hissetmeyen ve özgüveni olmayan bir kişilik gelişecektir. Böyle yetişen tipler karşılaştığı problemleri çözemeyecek, yeni şeyler üretemeyecektir. Ne olmak istediğini, hayattan ne beklediğini de bilemeyecektir.
Eğitimin amacına ulaşması isteniyorsa bireylerin hayal gücünü ve üretkenliğini geliştirmek, bağımsız düşünmelerini sağlamak ve özgüvenlerini tesis edip girişimcilik ruhu kazandıracak bir ortam hazırlamaya ihtiyaç vardır.
Öğrenme isteği ve merak
Eğitim faaliyetlerinde öğrenme isteği ve merak, fevkalade hassas ve kırılgan, insanî iki özelliktir. Öğrenmenin başında, öğrenmeye olan talebin ve ihtiyacın oluşturulması, yani “neden öğreneyim ki?” sorusuna imkân ve fırsat verilmesi bu yüzden önem taşımaktadır. Eğer, öğrenme sürecinde olan bir öğrenci, öğrenmeye zorlanmışsa, bu öğrenme sadece “malumat edinme” ile sınırlı kalır. Bu öğrenci, kendi içinden, kendi iç özgürlüğünden kaynaklanan bir çıkışla, edinilmiş bir öğrenmeye ulaşamaz. Böyle bir öğrenme, kimliğinin bir parçası haline gelmeyecek, yaşama dönüşmeyecek, zihinde bir yama gibi duracak ve büyük bir ihtimalle çok kısa bir süre sonrada hafızadan uçup gidecektir.
Sorgulama ve kuşku duyma, özgür ve özerk kişilik kadar araştırmacı kişiliğin de oluşmasında temel bir unsurdur ve ayrıca “zihinsel özgürlüğe” kavuşmanın temelidir. Bilimsel düşünen insan yetiştirmenin temeli olan sorgulama ve kuşku duyma, eğitimle ferde kazandırılması gereken öncelikli özelliklerdir.
Sonuç
Eğitim sistemimizin okul/eğitim hayatıyla ilgili kısaca belirttiğimiz merak eden, soran, sorgulayan, kuşku duyan anlayışa uyumlu olduğunu, bunu gerçekleştirme yolunda yeterince gayret gösterdiğini, felsefi temellerini bunlara oturttuğunu söylemek henüz mümkün görünmemektedir.
Okul/eğitim hayatı, verdiği bilgilerle öğrencileri aydınlatmalı, çevrelerini kavrama imkânı vermelidir. Aynı zamanda gayet hızlı olarak eşya ve hadiseleri keşfetme yolunu açmalı, insanı kavrayış bütünlüğüne ve düşüncede istikamete götürmelidir. Değerlerimiz çerçevesinde yetişmiş, elde ettiği bilgilerle erdem kazanmış ve gerçek insanlık düzeyine ulaşmış nesilleri yetiştiren bir eğitim sistemi tasarlanmalıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




