17 Nisan 2012 Salı

Sınıf Disiplininde 10 Teknik

Sınıf Disiplininde 10 Teknik


Bekir Özer > ozerbekir@gmail.com



Sınıf yönetimi, genel olarak öğrencilere olumlu davranışlar kazandırılması, öğrencilerin başarılarını arttıran uygun öğrenme-öğretme ortamının oluşturulması ve sınıf düzeninin sağlanması için uygulanan yöntemlerdir. Buna göre sınıf yönetiminin amacı, öğrencinin etkili öğrenmesi ile bireysel ve toplumsal anlamda istenilen davranışlara sahip bireyler yetiştirilmesidir. Bunun gerçekleşmesi için olumlu, uygun, destekleyici ve motive edici bir sınıf ortamı oluşturulmalıdır. Bu ortamın temini ise öğretmenin sınıfı yönetmek için ona gerekli olan yeterliklere, bilgi, beceri ve tutumlara sahip olması ile mümkün olabilir.


Asıl itibarıyla sınıf yönetiminin sağlanmasında öğretmenin bireysel nitelikleri ile kişilik özellikleri ve pedagojik formasyonu önem taşır. Öğretmenin; bilgili, yetenekli ve hoşgörülü olması, mesleğini sevmesi, sınıf içini ve ders materyalini ders öncesi hazır etmesi, dersini yumuşak ve hoş bir ses tonuyla sunması, aynı anda birden fazla grubun/kişinin işleyişini takip edebilmesi, muhtemel sorunlara karşı önceden önlem alması ve sorunlar çıktığında da anlık çözümler üretebilmesi başarılı bir sınıf yönetimine önemli katkılar sağlayacaktır. Elbette “insani ilişkilerde kendisini geliştirmiş, iletişimi güçlü, sevgi dolu, herkese sıcak davranabilen, giyim kuşamı ile kendisine ve başkalarına saygılı ve bakımlı, başkalarıyla yakınlık kurabilen onlara dostça davranabilen, sıkça gülümseyen, sakin, rahatlatıcı, esprili, meselelere analitik yaklaşıp sorun çözebilen; zor şartlar altında dahi depresyona girmeyen, kolayca sinirlenip yanlış ifadeler kullanmayan, öğrenci ihtiyaçlarına cevap verebilen, başkalarıyla kolay uyum sağlayabilen, başkalarının yararı için kendi ihtiyaçlarından vazgeçebilen, teşvik eden, ilham veren, motive eden, kişisel katkı yapma arzusu taşıyan, hem sözleriyle hem de davranışlarıyla olumlu geri bildirim verebilen, vicdanlı, ilgi odağı olmak için çabalamayan, bireysel farklılıkları kabul eden, sezgileri ve duyguları son derece güçlü” bir öğretmenin sınıf yönetimini, düzen ve disiplinini çok rahat sağlayacağı söylenebilir.

Disiplin, bir arada bulunan insanların belirli bir düzen ve uyum içinde olması, belirli kurallar bütünü içinde hareket edebilmesidir. Sınıf yönetiminin önemli bir parçası olan disiplin, öğretmenin öğrencileri kontrol etmesi değil, onların kendilerini kontrol etmesine yardımcı olmasıdır. Sınıfta disiplinin olması dersin verimliliği, öğrencilerin algısının artması ve eğitim-öğretimden beklenen gayeye uygun davranmayı kolaylaştıran bir unsurdur.

Sınıfın disiplini konusunda zaman zaman zorlanan, kendi davranışlarını değiştirmek isteyen ve yardıma ihtiyacı olan öğretmenler için aşağıda genel çizgilerle ele alınan geleneksel ve modern, pratik ve teorik, psikolojik ve pedagojik etkili grup yönetimi ve kontrolü teknikleri, sınıf disiplini için rahatça kullanılabilir ve etkili olabilir.



1. Odaklanma

Odaklanma, tecrübeli öğretmenler tarafından yaygın olarak uygulanan bir yöntemdir. Siz de ders başlamadan önce öğrencilerin dikkatlerini çekerek kendinize odaklamalısınız. Sözlerinizi dinlemeyen, arkadaşlarıyla sohbete devam eden öğrenciye bir şey öğretmek mümkün değildir.

Tecrübesiz bir öğretmen derse girdiğinde öğrencilerin her zaman sınıfta yerlerine oturup öğretmenine dikkatini vereceğini düşünebilir. Ancak öğrenciler ise konuşmaya veya kendi meşguliyetleriyle uğraşmaya devam ediyor olabilir. Bu durumda öğretmen, onların konuşmalarını bitirmek için “Konuşmalarınızı umursamıyorum!” tavrı içinde adeta onlarla rekabet edercesine daha yüksek bir sesle konuşmaya başlayabilir. Odaklanma prensibi işte böyle durumlarda dikkatsizliği yenmek, öğrencileri istekli hâle getirmek için onların dikkatini kendinde toplamak anlamına gelir. Tecrübeli bir öğretmen bakışlarını öğrenciler üzerinde gezdirerek dikkat çekici bir araçla veya elini adeta bir lambayı açıp kapıyormuşçasına kullanarak sessizce bekler. Bu bekleyişiyle, herkes konuşmayı kesip yerine yerleşene kadar dersin başlamayacağı işaretini verir; tecrübeleriyle de bu 8-10 saniyelik duraklamanın ne denli etkili olduğunu bilir. Sonra da normalden daha kısık bir ses kullanarak dersine başlar. Sakin ve yumuşak sözlü bir öğretmen, çoğu zaman güçlü ve yüksek bir sese göre daha sakin ve daha sessiz bir sınıf ortamı oluşturur. Böylece onun öğrencileri, ne dediğini duymak için hemen derse/öğretmene odaklanır.



2. Doğrudan öğretim

Belirsizlik, sınıfta heyecan düzeyini artırır ve sınıfın yönetimini zorlaştırır. Doğrudan öğretim tekniği, belirsizliklerin ortadan kaldırılarak derse dolaysız bir şekilde girilmesini ve sınıfta disiplinin teminini ifade eder. Öğretmenler, dönem boyunca neler yapılacağını henüz dönem başlamadan özetler, hedeflerini net olarak ortaya koyar, öğrenciler arasında görev dağılımı yapar ve bu görevler için zaman sınırları ayarlarsa belirsizliği büyük oranda engelleyebilirler. Her ders başlangıcında aynı şekilde dersin süresi, öğretmenin ve öğrencilerin neler yapacağı, dersin sonunda soru sorabilmeleri veya etkinlikler için ayıracağı zaman gibi dersin işlenişiyle ilgili belirsizliklerin giderilmesi de yararlı olacaktır. Ayrıca öğrencilerin dersi aksatacak davranışları veya konuşmaları nedeniyle kaybedilen zaman olursa buna karşılık ek ders yapılabileceği gibi uyarılarla öğrencileri doğrudan derse yönlendiren kurallarla doğrudan öğretimin sağlanması mümkündür. Mesela dönem başında belirlenecek bir öğrencinin “fotokopilerden”, bir başka öğrencinin “harita ve benzeri ders materyalinin sınıfa getirilmesinden” sorumlu olması, bu ihtiyacın ortaya çıktığı her seferinde sorumlu bir kişi aranmasından çok daha uygun bir çözüm sağlar.



3. İzleme

İzleme, öğrencilerin performansı ve davranışları üzerinde sürekli bir kontrol sağlamak anlamına gelir. Öğretmenler, her bir derste, öğrencilerinin her biriyle birebir göz teması kurmalı, bakışlarıyla neler söylemek istediğini ifade edebilmeli, öğrenciler arasında sürekli dolaşarak fiziksel yakınlık sağlamalıdır. Çünkü öğrenciler, öğretmenlerinin yakın mesafeden çalışma ve davranışlarını izleyip değerlendirdiğini gördüklerinde daha fazla sorumluluk duyacak ve görevlerini daha iyi yerine getirecek, geciktirmeyeceklerdir. İzlemede öğretmen, hem sürekli hareket halinde olmakla hem de öğrencilere söz hakkı vererek onları konuşturmakla derse ilgiyi artırır. Söz alma ve konuşma isteği öğrencileri derse katılmaya teşvik eder. Zaman zaman gerek sözlü iletişimle gerekse sözsüz iletişimle yapılacak küçük uyarılarla öğrencilerin derse ilgisi artırılabilir. Her iki durumda da öğretmen ve öğrenci arasındaki bu sesli veya sessiz diyalog, sınıf ortamı üzerinde olumlu ve önemli bir etki sağlayabilecektir. İzlemede, birkaç öğrenci aynı anda aynı hataya düşmediği sürece öğretmenin genel duyurular yapmamaya, uyarılarında sakin bir ses tonu kullanmaya ve olumlu tavır ve davranışlar için teşekkür etmeye özen göstermesi yararlı olacaktır.



4. Modelleme

İyi bir öğretmen anlattıklarını birebir yaşayan öğretmendir. Davranışçı psikologlar, “yumuşak, nazik, coşkulu, çalışkan, hızlı ve iyi organize olabilen” davranışlara sahip bir öğretmenin, öğrenciler için iyi örnekler sağladığı fikrini benimsemişlerdir. Hatta bunu “Değerler öğretilmez, kazandırılır.” sözüyle, yaşantıya aktarılan değerlerin öğrenciler tarafından modellenerek taklit edileceğini ifade etmişlerdir. Öğretmenin model olması, öğrencilere verilecek mesajlar ve sunulacak yaşantıların birbiriyle uyumlu olması açısından çok önemlidir. Çünkü “sigara içmenin sağlığa zararlı olduğunu” anlatan bir öğretmenin sigara içiyor olması, öğrencinin kendisine sunulan sözlü mesajın mı yoksa sözsüz mesajın mı daha geçerli olduğu konusunda öğrenciyi kararsız bırakacak hatta sözsüz mesajı daha çok etkili ve uygulanabilir kılacaktır. Meşhur “Hâl dili, kâl dilinden evladır.” sözünde, herhangi bir şeyi davranışlarla ifade etmenin sözle söylemekten çok daha önemli ve etkili olduğu vurgulanmaktadır. Burada Peter Burwash’ın “Çocuklar, öğütlere kulaklarını kapatır, ama örneklere gözlerini açarlar.” ve W. Shakespeare’in “Verdiği öğütleri kendisi de tutan kişi, en muhterem insandır.” sözlerini hatırlamakta yarar vardır.

Öğretmenlerin pratik yapması gereken önemli bir modelleme tekniği de sakin ve düşük perdeden bir ses kullanımıdır. Öğrenciler sesli ve gürültülü olmayı, bağırarak konuşmayı ve yüksek sesle protestolar yapmayı sevseler bile öğretmenin yumuşak ve okşayıcı ses tonu onlar için sakinleştirici ve dinlendirici olabilmektedir.



5. İşaret dili veya sözsüz iletişim

İşaret dili veya sözsüz iletişim; sözel olmayan ipuçları, yüz ifadeleri, vücut duruşu veya el işaretleri olarak ifade edilebilir. Öğretmen sınıfta bu sözel olmayan ipuçlarını kullanırken öğrencilere aslında neler söylemek istediğini güçlü bir şekilde belirtmek için zaman ayırmalıdır. Öğrencilerin bazen bütün uyaranlara kayıtsız kaldığı görülebilir. Bu durumda onların dikkatini çekmek için ellerini beline koyup bekleyen bir öğretmen, bu duruşla dikkat çekemediyse bunu boğaz temizleme yönünde bir hareketle birleştirerek uyarısını güçlendirebilir. Ancak bu duruş ile öğrencilere, onların dikkatlerini çekmek için beklediğini açıklamalıdır ki daha sonraki seferlerde sözel olmayan o duruş, öğrenciler tarafından “Gördüğünüz gibi, ilginiz için bekliyorum.” şeklinde algılanabilsin.

Öğrencilerin ilgisini çekmek için bir kısım ışıklı ders araçları, sesli cihazlar ya da ilgi çeken başka materyallerden de yararlanılmalıdır. Mesela 1950’li yıllarda Amerika’da sınıfta öğretmen masasında adeta standart bir öge hâline getirilen parlak nikel bir çan, üstündeki düğmeye tek bir dokunuş da herkesin dikkatini çekme görevini yerine getirirdi.



6. Uygun sınıf ortamının oluşturulması

Bir öğretmenin, sabah kahvaltısını yapıp yapmamasından ebeveynin çocuk yetiştirme uygulamalarına kadar öğrencinin hayatında kontrol edemeyeceği pek çok engel vardır. Ama öğrencilerini çok iyi tanıyan öğretmenler, bu problemleri aşıp onların motivasyon ve dikkatini artırarak derse katılımını sağlamak amacıyla uygun sınıf ortamını oluşturur. Çünkü sıcak bir sınıf ortamı oluşturmak onun elindedir. Bunun için öğretmenler, öğrencilerin hoşuna gidecek şekilde değişiklik ve zenginleştirmelerle sınıf ortamını yeniden düzenleyebilirler. Kayıtsız, ilgisiz, isteksiz ya da sıkılan öğrencilerin olduğu bir sınıfın yönetimi önemli bir sorundur. Bu gibi durumlarda görsel ve işitsel araçlar, ilan panoları veya müzik kullanılabilir ya da tümevarımsal mantık gerektiren bir egzersizle derse başlanabilir. Mesela “Eski Mısırlılar tarafından kullanılan bir mutfak düşünürseniz bugünkü alışkanlıklarımızı karşılamak için onu nasıl kullanabiliriz?”

Sınıf ortamının zenginleştirilmesi, öğrencileri uyararak, motive ederek öğrenmeyle meşgul edecektir. Ancak aşırı uyarılmış öğrenciler de sınıf ortamında bir sorun oluşturabilir. Öğretmenin fazlaca hevesli olması bazı öğrencileri aşırı motive edebilir ve sonucu genellikle çok köpüren bir kazanın altındaki alevin körüklenmesi gibi feci bir sonuç oluşturabilir. Aşırı uyarılmış öğrencilerin ek uyarımları sınıfta hareketliliği arttırır, dikkatlerini kolayca dağıtabilir ve hiperaktif olma eğilimi taşıyabilirler. Bu gibi durumlarda da öğretmenin sınıf ortamını yoksullaştırarak değişiklik sağlaması gerekir. Öğretmen, sınıfı kısmen karartarak ya da sessizlik köşesi oluşturarak veya aşırı uyarıcı materyalleri kaldırarak derse odaklanmayı sağlayabilir. Öğretmenler kontrollü bir aktivite ve konsantrasyonla derse hâkim olmalıdır.



7. Düşük profilli müdahale ilkesi

Jacob Kaunin tarafından geliştirilen bu grup yönetimi ilkesinde, öğrencilerin yanlış davranışlarının üzerinde belirgin şekilde durulmaz. Ancak bu yanlışlıkların ödüllendirilmeyeceği de hissettirilir. Bu ilkede öncelikle öğrencinin çok iyi tanınıyor olması esastır. Böylece hatalı olabilecek birçok davranış etkin öğretmenin sakin ve tatlı yaklaşımıyla daha ortaya çıkmadan bitirilir, henüz büyüyüp serpilmeden, tomurcuk halindeyken bu ayrık otu temizlenmiş olur. Hata ortaya çıktığında bu davranış, iyi niyetle düzeltilirken bu hatayı tekrarlama temayülünde olan diğer öğrenciler için de önlem alınmış olunur. Sürekli emir ve komutlarla (yüksek müdahale profiliyle) sınıf disiplini sağlanan bazı durumlarda öğrenciler bazen ilgi odağı olmak için de yanlış davranışlara ya da hatalı ve yüksek sesli hareketlere girişebilirler. Özellikle bu tarz öğrencilerin düşük profilli müdahale ilkesiyle pasifize edilerek hatadan kurtarılması sağlanabilir.

Düşük profilli müdahalede öğretmen, sınıf içinde dolaşırken aksaklık veya dikkatsizlik gibi bir problemin ortaya çıkabileceği noktaya hareket ederek dikkatsiz öğrencinin omzuna dokunarak ya da sessiz-sözsüz ipuçlarını kullanarak sorunun çıkmasına önlem alabilir.



8. İddialı disiplin ilkesi

Lee Canter tarafından yaygın hâle getirilen bu ilke, ödül ve cezanın sağduyulu bir kombinasyonudur; yüksek profilli bir disiplindir. Geleneksel otoriterliğe dayanır ve öğretmen merkezli olarak yürütülür, hiçbir öğrencinin herhangi bir konuda müdahalesine izin vermez. Sınıfta öğretmenin tek patron olması temeline dayanır. Buna göre öğretmen, beklentileri konusunda öğrencilerle açık ve dürüst bir iletişim kurar ve istenmeyen davranışlara asla tolerans göstermez. Öğretmen, kurallarını net olarak ortaya koyar; tutarlı ve tavizsiz bir şekilde bu kuralları uygular ve yanlışlara karşı kararlılıkla mücadele eder. Bunun için ödül ve cezayı kullanır. Ancak burada kullanılacak cezalar, onur kırıcı olmamalıdır. Cezaların etkili olması, acımasız ve sert olması anlamına gelmez. Bazen sınıfta uyulacak kurallar ve cezalar, öğrencilerle birlikte belirlenir böylece bu kuralları zorla kabul ettirme gibi bir tutum izlenmemiş, öğrencilerin kendilerini kontrol etmeleri sağlanmış olabilir.



9. Ben mesajı ilkesi

Öğrencilerin hatalı davranışlarına “yapma şunu, dürüst olmalısın, doğru düşünmüyorsun, çocuk gibisin, terbiyesizlik ediyorsun, uğraşmıyorsun bile, ne yaptığının farkında mısın, sen bizim Einstein’ımızsın” gibi pek çok iletiyle müdahale edilebilir. Ancak bu ifadelerde öğretmen öğrenciye hem olumlu hiçbir şey iletmez, hem de bu dilin tamamı “sen” üzerinedir.

Thomas Gordon, “sen” mesajlarının öğrenciyi olumsuz yargıladığını, “ben” mesajlarının ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getirdiğini ifade eder. Gordon’a göre “ben” mesajları, öğretmenin kendini dinlemesi, duygularını ifade etmesi, bunları öğrencileriyle paylaşması anlamına gelir ve hatalı davranışın yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Öğrenci hakkında olumsuz etkileri içermez ve öğrenciyi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmak için özgür bırakır. Öğrenciyle ilgili olumsuz değerlendirmeler içermeyen “Ben” mesajlarıyla öğrencinin davranışını değiştirme ihtimali yüksektir ve öğretmen öğrenci iletişimi zedelenmez. Öğretmenin kullanacağı “konuşurken sözümün kesilmesi beni rahatsız ediyor, bu davranış beni köstekliyor, resim masaları böyle kirlendiğinde temizlemek için harcadığım zaman beni sinirlendiriyor, derste bunu yaptığımda da kendimi sizin eğitiminizden çalmış gibi hissediyorum…” şeklindeki mesajların daha önce kullanılmış ve etkili olmuş “ben” mesajları olduğu söylenebilir.



10. Olumlu pekiştireç kullanma

Sınıf yönetimi için davranışçıların geliştirdiği bilinen en iyi yöntemlerden biri, olumlu pekiştireç kullanma prensibidir. “Öğrencilerin yanlış davranışları değiştirilmek isteniyorsa bunları sık tekrarlamamak gerekir.” temeline dayanan olumlu pekiştirmede, iyi ve doğru davranışların övülmesi esas alınır. Çünkü olumsuz davranışa dikkat çekerek o davranışın ancak sıklığı arttırılabilir.

Öğretmenler, olumlu pekiştirme prensibini kavrama ve takdir etme konusunda uyumludurlar; ancak bunun uygulanması konusunda o kadar da becerikli olamayabilirler. Bunun bir uygulaması, öğretmenin olumlu davranışları ve beklentilerini belirtmesidir. Mesela “Konuşmak isteyen izin almak için elini kaldırmak zorundadır.” kuralı yerine “Konuşmak istediğinizde izin almak için elinizi kaldıracağınızı biliyorum ya da arkadaşınıza konuşma izni için el kaldırdığından dolayı teşekkür ediyorum.” şeklinde olabilir. Yine bu bağlamda sınıf için o gün, en çok katkı sağlayan öğrencinin ismi, tahtaya öğleden sonra yazılabilir ve bu öğrenci ertesi gün öğle yemeğine gitmek için oluşturulacak sıranın başında yer alabilir.

Bir öğretmenin koridorda karşılaştığı öğrencilerini başıyla selamlama, gülümseme veya sırt sıvazlama gibi davranışları olumlu pekiştirme sağlar. Öğrencinin iyi bir davranışı ya da gösterdiği bir başarıya karşılık olarak verilecek takdir işaretleri, çeşitli çıkartmalar veya yiyeceklerle ödüllendirilmesi de yine onları olumlu olarak pekiştirecektir. Övgü de olumlu pekiştirmenin önemli bir unsurudur, ama samimi olmalıdır. Oyunlar, geziler ve boş zamanları değerlendirme aktiviteleri de yine olumlu davranışları pekiştirir.



Sonuç

Öğretmenlik mesleğini tercih edenler, elbette öğrencilerinin etkili bir öğrenmeyle hem kendisine hem de topluma faydalı bireyler olmasını ister. Bunun gerçekleşmesi için öğrencilere olumlu davranışlar kazandırıcı ve onların başarılarını artırıcı olumlu, uygun, destekleyici ve motive edici bir sınıf ortamı oluştururlar ve sınıf disiplinini sağlarlar. Genel olarak sınıf yönetimi için gereken ve tecrübeli öğretmenler tarafından uygulanan sınıf disiplinini temin edici yöntemleri kullanabilirler. Sınıf yönetiminin sağlanmasında öğretmenin bireysel nitelikleri ile kişilik özellikleri ve pedagojik formasyonu önem taşıdığı gibi aynı zamanda atölyesinde çalışmasını tamamlamaya çalışan hassas bir sanatkâr tavrı ve tarzı da olmalıdır.



Kaynakça

1.http://donpugh.dyndns.org/Education/TRANSITIONS/A%20Primer%20on%20CLASSROOM%20DISCIPLINE.pdf

2.http://www.teachervision.fen.com/teaching-methods/classroom-management/7236.html#ixzz1ildTbWEE

3.ttp://www.honorlevel.com/x47.xml

4.Prof. Dr. Vehbi Çelik, Sınıf Yönetimi, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2003.

5.Prof. Dr. Hüseyin Başar, Sınıf Yönetimi, MEB Yay., İstanbul, 1999.

6.İsmail Boz, Sınıf Yönetme Sanatı, Zambak Yay., İstanbul, 2003.

7.Dr. Thomas Gordon, Etkili Öğretmenlik Eğitimi, Sistem Yay., İstanbul, 2000.

8.Canten Kaya, Öğretmenlere Öneriler, Zambak Yay, İstanbul, 2003.

Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği Neler Getirdi, Neleri Değiştirdi?

Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği Neler Getirdi, Neleri Değiştirdi?

Güven Derman > guvenderman@gmail.com



20 Mart 2012 tarih ve 28239 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği” neler getirmektedir? Ne gibi değişikleri içermektedir?

Yapılan yeni düzenleme, yepyeni bir mevzuat hazırlanmasından çok, mevzuatın sadeleştirilmesi çerçevesinde özel öğretim kurumlarının işleyişini düzenleyen Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğiyle ilgili bazı değişikliklerin yanı sıra bu işleyişi sağlayan sekiz yönetmeliğin daha tek yönetmelik altında birleştirilmesini sağlamıştır.

Bu bağlamda Özel öğretim kurumları yönetmeliği yenilenirken, Özel okullar çerçeve, Özel dershaneler, Özel Kurslar, Özel öğrenci etüt eğitim merkezleri, Özel hizmetiçi eğitim merkezleri, Özel akşam liseleri, öğrenci ve kursiyer ücretleri tespit ve tahsil yönetmelikleri ile Ücretsiz veya burslu okutulacak öğrenci ve kursiyerler hakkında yönetmelik de bu yönetmeliğe dâhil edildi. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, diğer mevzuatta sınırları çizilen konulara yer verilmemesi bu hükümlerin kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Meselâ önceki yönetmelikte yer alan özel öğretim kurumlarıyla içkili yerler arasındaki uzaklıkla ilgili hüküm kaldırıldı zannına kapılınmamalıdır.

Yeni düzenlemede yer alan bazı değişiklikler şöyle:

a) Kurumla ilgili

1-Resmî benzeri okulların tabi olduğu yönetmeliği uygulamak isteyen okulların kurucusunun yazılı beyanı yeterli olacak, ayrıca kurum yönetmeliği hazırlanması gerekmiyor.

2-Resmî benzeri olmayan veya deneme mahiyetinde program uygulayan kurumlar; Bakanlıkça onaylanmak üzere önceden dört nüsha programı taslağı verirken şimdi üç nüsha verecekler.

3-Sağlık meslek lisesi açacakların, okulun açılacağı ildeki hastanede öğrencilerinin eğitim göreceği alana uygun stajlarını yapacaklarına ilişkin hastane yönetimi ile protokol yapacaklar.

4-Kurum açılacak binanın sağlam ve dayanıklı olduğuna ilişkin olarak yapının proje müellifleri ya da yetkili serbest proje büroları da teknik rapor düzenleyebilecekler.

5-Kurum açma izni ve çalışma ruhsatı önceden ayrı formlar halindeyken düzenlemeyle tek formda birleştirildi.

6-Kanunun ad vermeyle ilgili “7 nci maddesi hükümlerinde belirtilen durumların gerçekleşmesi hâlinde kurumların kurum açma izinleri ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatları iptal edilir veya kurum geçici olarak kapatılacağı” hükmü getirilmiş.

7-Aynı kurucu, aynı ilçe sınırları içerisinde her biri okul için gerekli şartları taşıması kaydıyla farklı binalarda da aynı adla ilköğretim okulu açabilecek. Düzenlemede açılmış olan ilköğretim okullarına da aynı ilçe sınırları içerisinde her biri okul için gerekli şartları taşıması kaydıyla farklı binaları kullanmalarına da izin veriliyor.

8-Önceki yönetmelikte “okullara ait bina ve binalar içinde iki ayrı kurucuya ait aynı veya farklı derecede veya türde okul bulunamaz” hükmü varken yenisinde bir istisna oluşturularak okul öncesi eğitim kurumlarına izin veriliyor.

9-Aynı kurucuya ait bir arada bulunabilecek kurumlardan sadece okulların belirli bölümleri birlikte kullanılabiliyor; ancak ilköğretim ve ortaöğretim okullarının derslikleri ayrı katlarda olacak şekilde aynı binada bulunabiliyor.

10-Geçici maddede yer alan hükme göre “Bir arada bulunan okullar dışındaki diğer kurumların kurucuları, 8/3/2013 tarihine kadar Genel Müdürlükçe belirlenerek internet sayfasında yayınlanan standartlarda belirtilen şartlara uygun olarak kurumlarını bağımsız kurum hâline getirmek zorundalar. Verilen süre içinde bağımsız kurum hâline getirilmeyen kurumlar kapatılacak.

11-Okul türü dönüşümlerinde mevcut okulun kademeli kapatılarak yerine açılmak istenen okul türüne kademeli kurum açma izni veriliyor. Ancak dönüşüm nedeniyle kademeli kapanan ve açılan okulların toplam kontenjanları bina kontenjanını geçemeyeceği sınırı da çiziliyor.

12-Kurum binalarının kullanılmasıyla ilgili olarak “eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yapılmadığı zamanlarda eğitim kapsamında veya eğitimin genel ilkelerine aykırı olmayan ve Kanun kapsamına girmeyen ücretli veya ücretsiz, kısa süreli ve geçici faaliyetler kaymakamlığa veya valiliğe bilgi verilerek” yapılabilecek.

13-Kurumunu şartlara uymadan usulsüz kapatan kurucuya 5 yıl geçmeden tekrar kurum açma veya bir kurumu devir alma ya da ortak olma izni verilmeyecek.

14-Zorunlu hâllerden dolayı binayı ani olarak terk etme durumunda kalan kurumlar; sağlam ve dayanıklı olduğuna ilişkin rapor hariç diğer nakil şartları aranmaksızın valiliğin izniyle başka bir binada faaliyetine geçici devam edebilecek.



b) Personelle ilgili

1-Birden fazla kurumu bulunan kurucu, kurumları arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere genel müdür ve genel müdür yardımcısı görevlendirmek isterse en az lisans mezunu olup kamu veya özel sektörde iki yıldan az olmamak kaydıyla yöneticilik görevi yapmış olanlardan görevlendirebilecek.

2-Özel eğitim okullarında kontenjana bakılmaksızın, ilköğretim okullarında öğrenci sayısı 250 ve daha fazla, ortaöğretim okullarında öğrenci sayısı 150 ve daha fazla olanlar rehber öğretmen görevlendirecek. Öğrenci sayısının 750 ve daha fazla olduğu ilköğretim ve ortaöğretim okullarında ikinci rehber öğretmen görevlendirilecek.

3-İlköğretim okullarında öğretmenlik yapma koşullarını taşıyıp resmî veya özel öğretim kurumlarında en az iki yıl asıl görevli olarak öğretmenlik yapmış olanlar özel okul öncesi eğitim kurumlarında müdür olabilecek.

4-Derslik sayısı üçten az olan okul öncesi eğitim okullarında okul öncesi öğretmenliğine kaynak teşkil eden fakültelerden mezun olan okul müdürü tam gün ders okutabilecek.

5-Okullar dışındaki kurumlarda eğitim personeli, önceki dönemde haftada 20+20 saat ders okutabiliyordu; şimdi haftada en fazla 40 saate kadar ders okutabilecek. Yine okullar dışındaki kurumlarda görevli yöneticiler, haftada 6+6 saat der okutabiliyordu, şimdi haftada toplam 12 saat ders okutabilecekler.

6-Yabancı uyruklu eğitim personelinden uzman öğretici veya usta öğretici olarak görevlendirileceklerde “alanında lisans mezunu olma” şartı getirildi.

7-Okullar dışındaki kurumlara müdür ve müdür yardımcısı olarak atanacaklardan lisans mezunu olmak şartı isteniyor.

8-İlköğretim 5 inci sınıflarda tüm dersler, alan öğretmenleri veya herhangi bir alanda uzmanlaşmış sınıf öğretmenleri tarafından da okutulabilecek.

9-Okullarda yöneticilik, eğitim ve öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen net aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyecek.

10-Örgün eğitim kurumlarında ders yılı içinde, diğer kurumlarda dönem içinde çeşitli sebeplerle görevinden ayrılmasıyla eğitim ve öğretim faaliyetlerini aksatacak olan eğitim personelinin yerine, on gün içinde kurum yönetimince görevlendirilmek üzere eğitim personelinin teklifi yapılacak ve ilgili merci tarafından da on gün içinde çalışma izni düzenlenecek.

11-Görevinden ayrılarak başka bir kurumda görev alan eğitim personelinin özlük dosyası, önceki görev yaptığı millî eğitim müdürlüğünden bir ay içerisinde istenecek.

12-Özel öğretim kurumlarında çalışacak büro personeli ve hizmetli ile özel okullardaki bölüm ve zümre başkanları zorunlu değil, isteğe bağlı olarak görevlendirilecek.

13-Geçici maddeye göre yeni yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte kurumlarda eğitim personeli olarak çalışmakta olanlardan yeni yönetmelikte belirtilen nitelik ve şartları taşımayanlarda bu şartlar aranmayacak.

14-Özel öğretim kurumlarında eğitim personelinin adaylık uygulaması da kaldırıldı.



c) Öğretim programlarıyla ilgili

1-Kurslar ve hizmet içi eğitim merkezlerinde düzenlenecek 20 ders saatini geçmeyen kurs faaliyeti dışındaki etkinliklerin programları, millî eğitim müdürlüğünce uygun bulunması durumunda gerçekleştirilebilecek.

2-Ortaöğretim kurumlarının ara sınıflarındaki öğrencilerin eksikliklerini gidermek amacıyla dershanelerde uygulanacak olan takviye programları, 100 ders saatinden az olamayacak.



d) Sınıf mevcutlarıyla ilgili

1-Okullarda sınıf mevcutları; okul öncesi eğitimde 20, ilköğretimde 30, fen ve sosyal bilimler liselerinde 26, meslekî ve teknik liselerde 24, diğer ortaöğretim kurumlarında 30 dan fazla olamayacak.

2-Okullar dışındaki kurumlarda sınıf mevcutları 30 öğrenci veya kursiyeri geçmeyecek şekilde düzenlenecek.



e) Ücretler ve burslarla ilgili

1-Kurumlar ilan ettikleri ücretlerin altında bir ücretle de kayıt yapabilecek, ancak ilan edilen ücretin üzerinde ücret talep edemeyecek.

2-Ücretler; özel okul öncesi eğitim kurumlarında, ilköğretim, özel eğitim ve ortaöğretim okullarının bütün sınıflarında ve özel öğrenci etüt eğitim merkezlerinde yıllık; dershaneler, kurslar, hizmet içi eğitim merkezleri ile özel eğitim okullarının ilköğretim programı dışındaki kısımlarında ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde ders saati ücreti; motorlu taşıt sürücüleri kurslarının teorik dersleri ile uygulama derslerinin ders saati ücreti şeklinde ayrı ayrı ilan edilecek.

3-Öğrenim ücretini yıllık olarak belirleyen okul öncesi eğitim okulu, ilköğretim okulu, özel eğitim okulu, ortaöğretim okullarında ve öğrenci etüt eğitim merkezlerinde öğretim yılı başlamadan ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu dışındaki kısmı; öğretim yılı başladıktan sonra ayrılanlara yıllık ücretin yüzde onu ile öğrenim gördüğü günlere göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı iade edilecek. Öğrenim ücretini ders saati ücreti olarak belirleyen kurumlarda dönem başlamadan ayrılanlara öğrenim ücretinin yüzde onu dışındaki kısmı; dönem başladıktan sonra ayrılanlara öğrenim ücretinin yüzde onu ile öğrenim gördüğü ders saati sayısına göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı iade edilecek.

4-Ücretsiz okutulacak öğrenci ve kursiyerlerin başvurusunu değerlendirmek üzere oluşturulacak Değerlendirme Kurulu, kurum müdürünün başkanlığında iki eğitim personelinden oluşacak.

5-Kurumlar, burs verilecek öğrenci ve kursiyer tespitine yönelik sınav yapmak istemeleri durumunda bu sınavlardan sınav ücreti alamayacaklar.


ÖSYM Sınavlarının Yapısalcı Yaklaşıma Göre Değerlendirilmesi

ÖSYM Sınavlarının Yapısalcı Yaklaşıma Göre Değerlendirilmesi


Faruk Ardıç > Fem Dershaneleri > femrehberlik@fem.com.tr



ÖSYM, üniversiteye girmek isteyen adaylara YGS ve LYS uygulamasının bu sene üçüncüsünü gerçekleştirecek. Adaylar, en çok yoruma dayalı sorulardan sıkıntı çekiyorlar. Bu durum ÖSYM’nin sınav sonrası yayınladığı istatistiklerde de gözleniyor. Örneğin 2010 yılında YGS’ye giren 1 milyon 500 bin aday içinde Sosyal Bilimler testinin 40 sorusunun tamamını doğru cevaplayan bir aday bile çıkmamıştır. 2011 yılında ise 1 milyon 600 adaydan sadece beş kişi, Sosyal Bilimlerdeki soruların tamamını cevaplayabilmişler. Fen Bilgisindeki sorularda da çok farklı olmayan bir durum gözleniyor. 2011 yılında Fen Bilgisi testindeki 40 sorunun tümünü doğru cevaplayanların sayısı 407 kişi. Söz konusu sınavlardaki soruların zorluğu ya da kolaylığı neye, hangi kriterlere göre belirleniyor? Öğrenciler çok çalıştıkları halde özellikle yorum gerektiren soruları cevaplamakta neden zorlanıyorlar? ÖSYM öğrencilerde daha çok hangi düzey kazanımları ölçmek istiyor? Yorum gerektiren soruları doğru cevaplamak için hangi stratejiyi takip etmek gerekir? Bu sürecin farkına varılması, hem öğretmenlere hem de öğrencilere YGS ve LYS’ye hazırlık sürecinde önemli rehberlik sağlayacaktır.



Bu çalışmada Milli Eğitim Müfredatı ve hedeflenen eğitim stratejilerine göre değerlendireceğiz.

ÖSYM, YÖK’e bağlı merkezî bir kuruluş olup Türkiye’de soru hazırlama, ölçme ve değerlendirme sürecinde önemli bir yere sahiptir. Yurt çapında onlarca farklı sınav ile milyonlarca adayı değerlendiren ÖSYM, üniversitelere seçme ve yerleştirmeye yönelik soruları da bilimsel verilere göre hazırlamaktadır. ÖSYM, adayları değerlendirirken test sisteminin gereği olarak adayların psiko-motor ve duyuşsal özelliklerinden çok bilişsel özelliklerini dikkate almaktadır.



Ölçme ve değerlendirmede yapılandırıcı yaklaşımın etkisi

2005 yılından itibaren öğretim programları, yapılandırmacı yaklaşıma göre hedef davranışlar yerine kazanımlar planında yeniden düzenlendi. Öğrencilerin bilişsel hedefleri belirlenirken Bloom’un bilişsel alan taksonomisi temel alındı. Krathwohl ve ekibi 2001 yılında bu taksonomiyi yeniden düzenlemiş olsa da aralarında küçük farklılıklar meydana geldi. Buna göre adayların bilişsel kazanımlarının değerlendirilmesi de altı farklı basamakta gerçekleşmektedir. Soruların ölçtüğü hedef davranışların bilinmesi, bir öğrencinin “Ben neden başarılı olamıyorum?” sorusuna cevap araması ve özellikle yorum gerektiren soruların doğru cevaplanma oranının düşük olmasının açıklanabilmesi bakımından önemli olacaktır.



Soruların zorluk dereceleri birbirinden farklıdır

Adayların bilişsel gelişmişlik düzeyleri basitten karmaşığa doğru bir süreç izlediğinden, değerlendirme sürecinde herkesin yapabileceği basit nitelikte sorular da üst düzey düşünme becerilerini gerektiren yoruma dayalı sorular da olmalıdır. Sınavlarda adaylara yöneltilen sorular, öğrencilerin daha önce öğrendikleri bilgileri hatırlamasıyla başlayıp kavrama, uygulama, analiz etme, sentezleme ve değerlendirme becerilerini ölçmeye yönelik farklılık göstermektedir. Bilgi basamağından üst basamaklara doğru çıkıldıkça ölçülen bilişsel gelişim düzeyleri de karmaşıklaşmaktadır. Yoruma dayalı üst düzey düşünme becerileri isteyen soruların çözümü daha uzun ve yoğun bir çabayı gerektirir. Öğrenciler çalışmaya ve öğrenmeye başladıkça konuyla ilgili daha ileri bir bilgi seviyesine ulaşacak ve daha üst düzey düşünmeyi gerektiren yoruma dayalı soruları yapmaya hazır hale geleceklerdir.



Öğrenme süreci, çok katlı bir binaya çıkmak gibidir

Öğrenme süreci, çok katlı bir binaya çıkıyor gibi düşünülebilir. Üst katlara çıkabilmek için öncelikle binaya girmek ve ilk kata çıkmak gerekir. İkinci ve üçüncü kata çıkmadan dördüncü kata çıkmak zor olacaktır. İşte öğrenme de tıpkı bunun gibi bir özelliğe sahiptir. Bazı bilgiler sadece birinci kata çıkmanın anahtarı olduğundan onunla dördüncü ya da beşinci kata çıkılamayacaktır. Yapılması gereken her katın gerektiği donanımlara sahip olabilmektir. Bellekteki bilgi birikimleri arttıkça konuya yönelik daha zor ve karmaşık sorular çözülebilecektir.

ÖSYM sorularının ölçmeyi amaçladığı hedef davranışlar şunlardır:

1. Basamak: Bilgi Düzeyi

Bilgi düzeyi basamağı, daha ileri düzeydeki bilgileri kavrama, uygulama, analiz etme, sentezleme ve değerlendirme basamaklarına temel oluşturma niteliğindedir. Burada öğrencinin sahip olduğu bilgiyi kullanması istenmez, sadece öğrendiği şekilde hatırlaması ve tanıması istenir. Bilgi düzeyindeki sorularla adayın hatırlama gücü ölçülür. Bu tür bilgilerin (terim, tanımlar, olaylar, olgular, ilkeler, formüller, kuramlar vb.) hatırlanabilmesi için ezberlenmesi gereklidir. Bilgi düzeyindeki bir soruya cevap verebilmesi için öğrencinin daha önce öğrendiklerini hatırlaması gerekir. Bir bilginin aynen hatırlanması birçok nedenden dolayı önemlidir. Bilgi veya hafıza düzeyi diğer tüm düşünme düzeylerinin başlangıcı olduğundan kritik bir yapıya sahiptir.



Bilgi basamağı soruların zorlukları

ÖSYM daha çok LYS’lerde bilgi basamağında soru sormaktadır. Bu düzeye ait soruların dezavantajı hızlı bir şekilde unutulmalarıdır. Bu tür soruların bir konu ile ilgili derinlemesine olmayan kaba bilgileri ölçmesi ayrı bir dezavantajdır.

Bilgi basamağı sorulardaki temel süreç, sorularla, tanıma ve hatırlama süreçlerini ölçmeyi içerir.

Örnek:

-Hem karada hem suda yaşayan canlılara ait bir şemada kurbağaları tanıyınız

-Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat Dönemi şairlerindendir?

-Karbondioksitin kimyasal formülü hangisidir?



2. Basamak: Kavrama Düzeyi

Kavrama düzeyi soruları, öğrencilerin öğrendikleri materyalleri organize edip düzenlemelerini sağlayacak kadar öğrenmiş olmalarını gerektirir. Öğrenciler, öğrendikleri materyali kavrayıp kendi kelimeleri ile ifade edebilmeli ve karşılaştırmalar yapmak için kullanabilmelidir. Kavrama becerisini ölçen bir soruda, bilginin derste ya da ders kitabındaki hâliyle öğrenilmesi sorunun doğru cevaplanabilmesi için yeterli değildir. Kavrama basamağında öğrenciden istenen; bilgiyi farklı bir biçimde ifade etmesi ya da farklı şekillerde ifade edilen bilgileri tanımasıdır. Adayların kavrama basamağındaki bir soruyu cevaplayabilmesi için hatırlamadan daha ileri olan bir düşünme seviyesine geçmesi gerekir. Bu tür sorularda öğrenci soruyu çözebilmesi için kendisinden bir şeyler katması gerekir. Kavrama basamağı sorulardaki temel süreçler; başka şekillerde ifade etme, listeleme, düşünceyi gerçekten ayırt etme isimlendirme, saptama, gösterme, anlama, hatırlama, eşleştirme, tanımlama, sınıflandırma, yerleştirme, taslak haline getirme ve örnek vermedir.

Örnek:

-Aşağıdaki sayıları tek ve çift olarak sınıflandırınız.

-Hava basıncının havayı nasıl etkilediğini açıklayan bir şema çiziniz.

-Kalbin pompaya nasıl benzediğini açıklayınız.



3. Basamak: Uygulama Düzeyi

Uygulama basamağındaki sorular genel olarak hem YGS hem de LYS türü sınavlarda gelmektedir. Uygulama basamağı öğrencinin daha önceden öğrendiği bir bilgiyi yeni durumlara uygulayıp uygulayamadığını ölçen sorulardır. Bu tür sorularda adaylardan bilgiyi kendisi için yeni olan durumlara uygulamaları istenir. Uygulama düzeyi sorular için konular arası bağlantıları görmek gerekir.

Bu düzeydeki bir davranışı öğrencinin gösterebilmesi için, öncelikle soruda yeni durumun tanınması gereklidir. Daha sonra da bu yeni durumun hangi ilke, kavram ya da teori ile ilişkisinin olduğu anlamaya çalışılmalıdır. Öğrencilerin uygulama basamağındaki soruları yapabilmesi için bilgi ve kavrama düzeylerini aşmış olmaları gerekir. Uygulama basamağına yönelik farklı türden soru çözmek gerekir. Öğrencinin sınavda sorunun benzeri çıkmış ve doğru sonuca ulaşmışsa sorunun öğrencide ölçtüğü beceri uygulama becerisi değil, tanıma ve hatırlamayı ölçen bilgi basamağıdır. Bundan dolayı sınava hazırlanan her aday, uygulama becerisini ölçen sorulara karşı hazırlıklı olmalı ve farklı türden soru tiplerini de çözmelidir. Uygulama basamağı sorularındaki temel süreçler, sınıflandırma, değiştirme, eyleme geçirme, sunma, hesap etme, yürütme, çözme, resimleme, hesaplama, yorumlama, manipüle etme, kestirme ve göstermeyi içerir.

Örnek:

-İki basamaklı sayılar için bir sütun ekleyiniz.

-Yabancı dildeki bir parçayı sözel olarak okuyunuz.

-Çevrenizdeki bitkilerin ve hayvanların birbirlerini etkileme şekillerini gösteren bir şema çiziniz.



4. Basamak: Analiz Düzeyi

Analiz soruları öğrencilerin kritik düşünme becerilerini geliştirdikleri için oldukça önemlidirler. Analiz basamağı bir bilgi bütününün parçalarına ayrılarak, bu öğeler arasındaki ilişkilerin birbirinden ayrılmasına yönelik soruları içerir. Analiz soruları öğrencilerin kritik ve derinlemesine düşünmelerini gerektiren yüksek dereceli sorulardır. Öğrenciler, bilgileri analiz ederek bu bilgilere bağlı olan sonuca ve genellemeye varırlar. Öğrencilerden sınav sürecinde bir sonucu veya genellemeyi analiz ederek onu destekleyen veya reddeden kanıtları bulmaları istenir. Analiz basamağına yönelik sorular daha çok LYS’de gelmektedir. Bu soruların çözümü fazla zaman gerektirir. Birçok farklı cevabın mümkün olması ve cevaplanabilmeleri için fazla süre gerektirmeleri analiz sorularının yüksek dereceli sorular olduklarının bir göstergesidir. Analiz basamağı sorularındaki temel süreçler; zıtlıkları belirleme, karşılaştırma, kategorize etme, taslak halinde anlatma, bağlantı kurma, analiz etme, düzenleme, sonuç çıkarma, seçme ve atfetmedir.

Örnek:

-Yukarıdaki parçada geçen karakterin motivasyonu aşağıdakilerden hangisinde ifade edilmiştir?

-Yukarıdaki verilere göre oluşturulacak en uygun hipotez aşağıdakilerden hangisidir?



5. Basamak: Sentez Düzeyi

Sentez gücünü ölçen sorularda, belli bir amaç için uygun olan parçaları uygun olmayanlardan ayırarak bir bütün oluşturma becerisi ölçülmektedir. Sentez türü sorular üst düzey düşünme becerisi gerektirdiğinden dolayı daha çok açık uçlu sorulardan oluşan sınavlarda sorulmaktadır. Bu seviyedeki sorular öğrencilerin orijinal düşünme becerilerini ölçmeye yöneliktir. Sentez soruları öğrencilerin ürünler, desenler ve fikirler ortaya çıkarmalarını gerektirir.

Sentez düzeyindeki sorular; tartışma, planlama, karşılaştırma, yapılandırma, yeniden düzenleme, hazırlama, organize etme, tasarım yapma, hipotez bulma, destekleme, rapor çıkarma, toplama, uyarlama ve geliştirme gibi süreçleri içerir.

Örnek:

-Bitkilerin niçin güneş ışığına ihtiyaç duyduklarını açıklamak için bilimsel hipotezler üretiniz.

-Ahmet Haşim’in şiir konusundaki görüşleriyle ilgili bir araştırma ödevinin taslağını oluşturunuz.

-Bir müttefik ya da birlik askerinin bakış açısıyla bir günlük yazınız.

-Okuduğunuz romanın bir bölümüne dayanarak bir oyun sergileyiniz.



6. Basamak: Değerlendirme Düzeyi

Değerlendirmeye yönelik sorular sentez basamağından sonraki süreçleri içerir. Değerlendirme üst düzey düşünmeyi gerektirir. Bu tür sorular, yeniden meydana getirme, yeniden düzenleme, hazırlama, tasarım yapma, hipotez bulma ve destekleme süreçlerini içerir.

Örnek:

-Karmaşık bir matematik problemini çözmek için en iyi metodu seçiniz.

-Astrolojinin lehinde ve aleyhinde olan iddiaların geçerliliğine yönelik yargılarda bulununuz.

Kapatmalı mı, Kapatmamalı mı? Dönüştürmeli mi?

Kapatmalı mı, Kapatmamalı mı? Dönüştürmeli mi?


Bekir Özer > ozerbekir@gmail.com

Giriş

Eğitim hayatımızın Tanzimat’tan bu yana pek çok değişime tabi olduğu, önemli aşamalar kaydettiği açık. Bu değişim ve dönüşümlerde mektep-medrese ayrışmasından tevhid-i tedrisata, liselerde kredi sisteminden zorunlu öğretimin 5+3, kesintisiz 8, 4+4+4 gibi muhtelif varyasyonlarıyla tartışılmasına kadar çeşitli yönler söz konusu.

Özel dershaneler de kurulduğu günden bu yana varlığı ve çalışma şekilleriyle tartışılmaya devam ediyor. Eğitim sistemine zararlı(!) diye düşünenlere göre kapılarına çoktan kilit vurulmalıydı. Ama toplum katmanlarının çoğuna göre ise her türlü olumsuz şartlara rağmen çocuklarının bir yarışa ortak olmasını sağladığı için zaruri kurumlar, dershaneler.



Anlayışlar değişti

Ülkemizin gelişip yükselmesi, toplumsal kalkınmanın sağlanması, sanayileşme ve benzeri gelişmelerin temini, milletimizin hayata bakış açısında da önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tarım toplumundan sanayi ve sanayi ötesi toplumuna dönüşüm, toplumsal algılamalarda ve değerlendirmelerde değişime yol açmıştır. Ülkemiz, büyük kısmının köylerde yaşadığı bir toplumdan bugün itibarıyla yaklaşık %36 nüfusun köylerde, kalanların da şehirlerde yaşadığı bir hale dönüştü. Bu dönüşüm, insanların daha çok eğitim görme ihtiyacını ortaya çıkarmış, üniversite mezunu olma zorunluluğu algısı da yerleşmiştir.Bu algının yerleşmesinde, mezun olunca sahip olunacak üniversite diplomasının her kapıyı açan sihirli bir anahtar gibi görülmesi… Üniversite eğitiminin tercih edilmesinde birinci etken “üniversite mezunlarının daha iyi bir iş ve daha iyi bir kazanç elde edilmesi için gerekli olduğu” ikinci etken ise “toplumsal statü elde edilmesi” düşüncesidir.

Üniversite mezunu olma isteğinin bu kadar yoğun hale gelmesi, üniversiteye giriş sisteminde bir elemeyegitme zorunluluğunu da beraberinde getirdi. Herkesin “ben daha iyi bir üniversiteye, daha iyi bir bölüme gitmeliyim” anlayışına sahip olduğu bu eleme yarışı, liselere giriş sistemine de yansıdı.

Anlayış ve algılamaların büyük oranda değiştiği eğitim sisteminde, önceleri eğitime takviye mahiyetindeki ilave dersler veren dershaneler, yarışın artmasıyla birlikte yarışa ortak olmak isteyenlerin başvurabileceği en faydalı alternatif mecburiyethaline geldi. Haddizatında hep daha iyiyi isteyen insan için alternatiflerin olması, onu diğerlerinden farklı kılacak niteliklere kavuşturacak kurumların bulunması toplumun başta dezavantajlı olmak üzere tüm kesimlerce benimsenmişti. Ancak dershanelerin toplum ihtiyaçlarını karşılamadaki önemli rolünü göremeyiprant kapısı olarak görenler dershanelerden rahatsız oldular. Bu tartışmalı durum, son dönemde alevlenen eğitimdeki 4+4+4 şeklinde formüle edilen zorunlu kesintili eğitim tartışmaları sırasında yeniden gündeme geldi.



Üniversiteye giriş sınavı

“Üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılması ve dershanelerin kapanması” odaklı bir söylemle gündem hareketlendi. Bu harekette iki yön var. Birincisi üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılması.Üniversiteye giriş sınavları öğrencilere sıkıntı vermek, onları zorlamak için yapılmıyor. Aksine öncelikle arz ile talep arasındaki farkın büyüklüğü ve üniversitedeki bölümlerin başvuranlar arasından en iyileri seçme isteğidolayısıyla başvuranları sıralamak maksadıyla gerçekleştiriyor. Bu seçme ve sıralama merkezî,genel bir sınav dışında nasıl yapılacaktır?Mevcut giriş sınavlarının kaldırılabilmesi mümkün müdür? Ya da kaldırılmalı mıdır? Sınavlar kaldırıldığında nasıl bir yöntemle üniversitelere yerleştirme yapılacaktır? Merkezî olmayan bir sınav sistemi olursa bir kısım kayırmaların olabilme ihtimali yükselmeyecek midir? Ya da 1974 öncesinde olduğu gibi her fakültenin kendi sınavını yapma tarzı bir uygulama ile büyükşehirlerde yaşayanlar veya daha iyi imkânlara sahip olanlarla imkânları yetersiz olanlar arasındaki farkı kapatmak mümkün olacak mıdır?Okul notlarına endekslenme şeklinde düşünülebilecek bir alternatif de söz konusu olabilir. Ancak bu durumda da okulların eğitim imkânlarından, öğretmenlerin değerlendirme tarzlarına kadar pekçok mahzurun geçerliliği herkesçe bilinebilir bir durumdur.Değerlendirilebilecek bir başka alternatif, liselerin son sınıflarında yapılabilecek merkezîbir Olgunluk Sınavıdır ki, buda tercih edilebilecek ikinci bir yoldur. Veya liselerin ara sınıflarında yapılacak o yılki öğrenme düzeylerinin ölçüldüğü ve üniversiteye bunların ortalamasıyla girilebildiği bir sistem düşünülebilir. Çağ nüfusunun tümünü yerleştirecek kadar üniversite kontenjanlarının arttırılması da bir başka alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir durum kısa sürede mümkün görünmemekle birlikte gerçekleştirilse bile her bölüm kendine başvuranlar arasından en iyilerin seçilmesi için yine bir sıralamaya ihtiyaç duyulacaktır. Herkesin ‘en iyi bölümler’ isteği söz konusu olduğu sürece üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılmasıyla ilgili değerlendirme –en azından şimdilik–realiteden uzak gibi görünmektedir.



Çözüm için sınavı kaldırmak

Üniversiteye giriş sınavını değil, ancak üniversite sistemini değiştirmekle problem çözülebilir. Bu da yükseköğretim hizmetlerininsunulmasında vakıf üniversitelerin sayısının arttırılması, özel üniversiteler kurulmasının önündeki engellerin kaldırılması ve devlet üniversitelerinin de piyasa sistemine uygun hale getirilmesiyle mümkün olabilir. Mevcut durumdaki arz-talep dengesizliğinin giderilmesi, üniversite önündeki yığılmanın önlenmesi ve zamanla hem kontenjan hem de kalite sorununun ortadan kaldırılması ancak bu şekilde mümkün olabilecektir. Sistem değiştiğinde, sınav da değişecek,merkezî sınavlar bir üst öğrenim görecek alt yapıya sahip olup olmadığını belirleme amaçlı kullanılacak ve seçmede sınavın dışında alternatiflerden de yaralanma şansı olacaktır.

Ayrıca kurulacak üniversitelerinarsa tahsisi, doğrudan destek, ilk beş yıl vergi muafiyeti ve benzeri tedbirlerle özendirilmesi özel sektörün bu alanda yatırım yapmasını teşvik edecek, rekabetçi bir piyasa ortamını sağlayacaktır. Yükseköğretimde dünya lideri olan ABD, İngiltere, Japonya gibi ülkelerde özel üniversitelerin devlet üniversitelerinden çok olması ve devlet üniversitelerinin de piyasa sistemi dâhilinde işlemesi yükseköğretim hizmetinin piyasa sistemiyle daha etkin sağlanabileceğininönemli bir göstergesidir.



Dershanelerin kapatılması

Tartışmaların odağındaki meselenin diğer bir yönü ise dershanelerin kaldırılma/kapatılma isteğidir. Bu istek yeni olmamakla birlikte eğitim sisteminin bir çıktısı olan ve ihtiyaçların giderilmesi için hizmet sunan dershanelerin sistemin baltalayıcısı veya tıkayıcısı gibi görülmesi/gösterilmesi bir yanılsamadan ibarettir. Çünkü dershaneler, eğitim siteminin farklı kademelerinde farklı gerekçelerle ortaya çıkan tüm öğrenme eksiklerini gidermek ve ek destek sunarak öğrencileri bir üst okulda öğrenim görebilecek düzeye taşımak üzere kurulmuştur.İmkânları yerinde olanlar için zaten var olan ‘özel ders/özel hoca’ anlayışının, imkânları kısıtlı genel kitlelere aktarılmış hâli olan dershanelerin kapatılması, kimlere ne tür bir yarar sağlayacaktır?

İlkkuruluşuna bakılacak olursa dershaneler, ‘yetişkinleri yabancı dil, sanat, ticaret ve ev ekonomisi konularında yetiştirme amaçlı kısa süreli kurslar’ mahiyetinde Cumhuriyet öncesine kadar uzanmaktadır. Cumhuriyet döneminde ilkokul, ortaokul ve liselerin yaygınlaşmasıyla hedef kitle okullara devam eden öğrenciler olur. 1970’li yılların ortalarına kadar dersleri zayıf olan, bütünlemeye kalan öğrenciler ile lise bitirme veya devlet olgunluk sınavlarına hazırlananlara hitap eden takviye kurslarıdır. Sınav eksenli dershaneler bu dönemden sonra çoğalır. Daha öncesinde 1936-1954 arası ‘Devlet Olgunluk Sınavı’, 1955-1968 arası ‘Devlet Lise Sınavı’ ile öğrenci alan üniversiteler ayrıca kendi sınavlarını yaparken 1974’te Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi kurulur. Artıküniversitelere seçme ve yerleştirme, merkezî sınavla yapılacaktır. Bu sınav sorularının lise müfredatı ile örtüşmemesi, daha iyi bir üniversitede/bölümdeokumak isteyenler için dershane talebini arttırmıştır. 12 Eylül darbehükümeti ‘Genellikle şehirlerde yapılandıklarından, kırsaldaki öğrenci yararlanamıyor ve fırsat eşitsizliği doğuruyor. Artan sayıları denetimi zorlaştırıyor.’ gerekçesiyle Kanun’da değişiklik yaparak dershaneleri 1 Ağustos 1984’e kadar kapatma kararı alır. Ancak Turgut Özal hükümeti döneminde Kanun’daki yeni değişiklikle kapatma kararı kaldırılır.

Mevcut sistemde millî eğitim mevzuatı çerçevesinde açılan, çalışan ve denetlenen 4 bin 200 dershanede yaklaşık 50-52 bin öğretmen, 20-22 bin diğer personel istihdam olunmakta ve yine yaklaşık 1 milyon 200 bin civarında öğrenci buralara devam etmektedir.Net bir sayı vermek mümkün olmasa bile dershanecilik faaliyeti yapan, fakat kayıt altında olmayan 2 bin-2 bin 500 civarında merdiven altı diye tanımlanabilecek dershane benzeri yerden bahsedilmektedir. Bu tabloda dershanelerin kapatılması nasıl bir sonuç doğuracaktır? Mevzuat çerçevesinde açılan, sürekli denetlenen kurumlar mı daha yararlıdır, yoksa mevcut durumda bile önüne geçilemeyen kayıt dışılığa davetiye çıkarmak mı?



Dershane ihtiyacı hep olacak

“Özel Dershaneler: Gölge Eğitim Sistemiyle Yüzleşmek” raporunu hazırlayanMurat Özoğlu’na göre “En iyi talebi her zaman var olacak. Kontenjan vaktiyle sıkıntıydı, aşılıyor. İyi ve marka okullara dönük istek ise kendini gösterecek. Üniversiteler arasındaki nitelik farkı azalsa da olacak.” Dolayısıyla son yıllarda üniversite kontenjanlarını artırarak dershanelere olan ihtiyacın ortadan kalkacağını düşünenler, Japonya’da üniversitelere başvuran herkesin yerleşebileceği kapasite varken 10 milyon öğrencinin dershanelere devam ettiği gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır.

Bugün itibarıyla dershaneler, sadece bir üst okul sınavlarına hazırlama değil, kamu personeli, açıköğretim, akademik personel, yabancı dil ve tıpta uzmanlık gibi alanlardaki sınavlara da hazırlamaktadır.

Ayrıca dershanelerin tercihinde sadece bir sınavı kazanmanın da ötesinde fırsat eşitliğini tabana yaymadaki rolü, bölgesel farklılıkları gidermesi, eğitimde tamamlayıcı olması, okul başarısına katkısı, öğrenme ortamlarını geliştirmesi, motivasyonu yüksek tutması, eğitimde alternatif yöntemler sunması, homojen sınıf ortamları oluşturması ve eğitimin genel amaçlarına hizmet ediyor olması gibi etkenler de göz önünde bulundurulmalıdır. Bütün bu olumlu özellikler bir kenara bırakılarak dershaneler, gerçekten kaldırılabilir mi? Kaldırılmalı mıdır?



Okula dönüşüm

Dershane sahipleriyle yapılacak birebir görüşmelerde her birinin ‘okul sahibi olma’ isteklerini dinlemek mümkündür. Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı (2007-2013) ile Millî Eğitim Bakanlığı Stratejik Planı’nda(2010-2014)da bu isteklerin karşılanmasına dönük arsa tahsisi, vergi muafiyeti ve benzeri bir kısım teşviklerle 2014 sonuna kadar dershanelerin %70’inin okula dönüşümü hedeflenmektedir.

Ancak bu dönüşümün reel bir yaklaşım olduğunu söylemek güçtür. Mevcut özel okulların henüz %60-70 kapasiteyle bile çalışamadığı bir ortamda yeni ve yüksek maliyetli bir okul yatırımının pek çoğu itibarıyla yeterli gücü olmayan dershane sahiplerince yapılması mümkün görünmemektedir. İkinci olarak mevzuat açısından bu kurumların mevcut binalarında dönüşüm imkânı yoktur. Çünkü pek çoğu bağımsız binada hizmet sunmamakta; böyle olanların çoğunda yeterli bahçe, koridor genişliği, teneffüs salonu bulunmamakta; yine büyük bir kısmı okullar için gerekli olan alkollü ve açık içki satılan yere 100 metre uzaklığı şartından yoksun bulunmaktadır. Bu nedenlerle mevzuat açısından mevcut binalarında okula dönüşme zordur. Bir başka nokta ise işlevsellikleridir. Okullarla dershanelerin varlık nedenleri analiz edilmeden bu dönüşümün olabilmesi mümkün görünmemektedir.

Destek Eğitim Kurumları Olarak Dershaneler

Destek Eğitim Kurumları Olarak Dershaneler


Eyyüp Kılcı > eyyupkilci@gmail.com



Giriş

Dünyanın birçok ülkesinde örgün eğitimle yetinmeyen aileler, çocukları için okul dışında ek destek sağlamak amacıyla yeni alternatifler aramaktadır. ABD başta olmak üzere bütün dünyada destek eğitim sistemlerine dershane benzeri eğitimlere ihtiyaç duyulmaktadır.



Destek eğitimi ihtiyaçtır

AB’de destek eğitimlere ihtiyacın yaygınlaşması üzerine yapılan araştırmada: Her çocuğun öğrenme hızının ve tarzının farklı olduğu, Devletin eğitimde her çocuğun öğrenme hızına ve tarzına uygun ortamı hazırlamasının her çocuğa özgü farklı öğrenme ihtiyaçlarını karşılamasının mümkün olmadığı üzerinde durulmuştur. Bu yüzden başta gelişmiş ülkeler olmak üzere bütün dünyada ailelerin farklı dönemlerde farklı gerekçelerle okuldakiyle yetinmeyip alternatif destekler aramasının kabullenilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bir üst okula girişte destek eğitimi verenlerin üstün çabası, öğretmenlerin öğrenciyle yakın ilgilenmesi sonucu destek eğitimi alanlarda gözlenen belirgin fark aileleri etkilemektedir. Destek eğitimleri sadece durumu zayıf olanlarla sınırlı değildir. En pahalı okulların öğrencileri ve/veya en başarılı çocuklar da destek eğitimi almaktadır. Ek yük getirse bile çocuklarında gözledikleri değişimden dolayı ailelerin bu eğitimlere ilgi duyduğu belirtilmiştir.

Destek eğitimi yapan kuruluşların ABD ve Japonya gibi ülkelerde üst okul sınavlarına hazırlıkta ve başarıyı artırmada etkisi ilgiyi artırmıştır. Hatta ABD’de bazı bölgelerin eğitim organizasyonu destek eğitimi yapanlara verilmiştir. Üst okul sınavlarına hazırlayan, matematik ve dilden destek eğitimi veren “Kaplan” adlı kuruluş 2 bin şubeye ulaşmıştır. Japonya’da üniversitelere başvuranların tamamına yetecek kapasite olmasına rağmen 10 milyon öğrenci dershanelere devam etmektedir. Kore’de öğretmenler her çocuğa özgü alternatifler geliştirdiklerinden öğrencilerin %70’i destek eğitimi almaktadır. Kore gibi uzak doğu ülkelerinin yükselme trendinde dershanelerde oluşturulan yüksek başarma arzusunun etkili olduğu belirtilmektedir. Dershanelerle ilgili mevzuat düzenlemesinin olmadığı Almanya ve Portekiz gibi ülkelerde destek eğitimleri karaborsası oluşmuştur. Almanya’da evde, ajansta, okulda ve benzeri rastgele ortamlarda verilen eğitimlerin yılda 66 milyon saat ve 2,3 milyar Euro olduğu tahmin edilen kaçak ek ders karaborsası doğmuştur. İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde başta hafta sonları olmak üzere ders saati dışındaki zamanlarda destek eğitimleri yapılmaktadır.



Dershanelere devam edenler

Ülkemizde aile bütçesine getirdiği ek yük tartışılsa da orta ve ortanın altında gelire sahip gruplardaki ailelerin çocuklarının yarışa ortak olmada kullanabileceği makul ücretli tek yasal alternatif dershanelerdir. Her bütçeye uygun dershane vardır. Dershaneye devam eden öğrenci profiline bakıldığında sistemden en çok kimlerin faydalandığı görülecektir. Ayrıca ülkemizde 16.000.000 ilk ve ortaöğretim öğrencisinden sadece 1.200.000’i yani %8’i dershanelere devam etmektedir. Dershanelere devam edip imkânı olmayan öğrencilerden %10’a kadar çıkabilen bir oran -ki 120.000 öğrenciye tekabül eder- ücretsiz eğitim görmektedir.

Eğitimin genel gereklerini, maddi imkânlardan yoksun kesimlerin beklentilerini bahane ederek dershane ve sınav sistemine en çok karşı çıkanlar varlıklı kesimlerdir. Bu kesimlerin bilinçaltı bile olsa orta ve ortanın altında gelir düzeyine sahip insanların çocuklarının yarışa ortak olmasından, her yere giriyor olmasından hissedilecek düzeyde rahatsızlık duyulduğu görülmektedir. Dershane sistemiyle ilgili en çok menfi kampanya yapıldığı dönemlere, kampanyaları yapanlara ve hazırladıkları raporlarda ağır ifadelere yer veren kesimlere bakıldığında, aslında konunun geniş toplum kesimlerinden daha çok bu kesimleri rahatsız ettiği anlaşılacaktır.



Dershanelere olan ihtiyaç

Dershaneler; öğrencilerin öğrenme ihtiyaç ve beklentilerine uygun esnek öğrenme ortamları oluşturdukları, öğretmenlerle resmiyetten uzak kolay ilişki kuracakları bir yapı kurdukları, her öğrencinin ihtiyacına cevap verecek alternatif yol ve yöntemler geliştirdikleri, ihtiyaç olan her yerde eğitim ortamı açarak eğitime erişimi kolaylaştırdıkları, imkânı olanlar yanında imkânı olmayanlara da âdil rekabet ortamları hazırlayıp fırsat eşitliğini daha geniş bir tabana yaydıkları, eğitim sistemi dışına itilenleri tekrar sisteme kazandırdıkları, tüm olumsuz kampanyalara rağmen yaptıkları düzenli çalışmalarla olumlu imaj oluşturdukları için düşük gelirli aile bütçelerinden bile kaynak ayrılarak tercih edilen eğitim kurumlarıdır.

Dershaneler; Anadolu insanının tüm barajları aşarak yukarı tırmanmasında, destek eğitimlerin Bakanlıkça denetlenen standartları belirlenmiş ortamlarda yapılmasında, eğitimlerin malî ve diğer açılardan kayıt altına alınmasında, öğrencilerin ders dışı zamanlarını eğitim ortamlarında geçirmesinde, ülkemizde istihdam alanı bulunmayan fen edebiyat fakültesi mezunları dâhil yaklaşık 100 bin kişiye istihdam, aileleriyle birlikte yaklaşık 500 bin kişiye geçim ortamı hazırlanmasında önemli hizmetler sunmaktadır.

Bilginin çok hızlı yenilendiği günümüzde ülkeler, yarışta öne geçmek için hayat boyu öğrenmeyi özendirmekte, eğitimde örgün, yaygın ya da informal ayrımı yapmadan okul içi ve dışı her ortamdan yararlanmakta, tüm kazanımları önemseyerek belgelendirecek sistemler kurmaktadır. Ülkemizde okul dışı öğrenmede en etkin eğitim ortamlarından biri dershanelerdir. Eğitimde sunduğu alternatiflerle başarısını kanıtlamasıyla öne çıkıp ailelerce tercih edilen kurumları engelleyecek bir düzenleme yapılması doğru olmaz. Alkol ve sigara gibi zararlı maddelerin ticaretinde bile yapılamayan yasaklayıcı düzenlemelerin, öğrencileri okul dışı ortamlara çekiyor düşüncesiyle dershaneler için düşünülmesi, öğrenmede her ortamdan yararlanma anlayışıyla örtüşmemektedir. Ayrıca öğrencilerin okul dışı zamanlarını geçirecekleri en kontrollü ortamlar dershanelerdir.



Dershanelerin dönüştürülmesi

Özel okulların rahat çalışabilecekleri, malî destek, arsa tahsisi, vergi muafiyeti gibi sürdürülebilir bir ortam hazırlanması halinde imkânı olan dershaneler hiç zorlamaya gerek kalmadan bu alana yatırım yapabileceklerdir. Eğitimde dershanelerdeki birikimden ve yakaladıkları ivmeden daha fazla yararlanılabilecek düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin on iki yıllık zorunlu eğitime geçilirken derslik ve öğretmen açığını karşılamada dershanelerdeki başarılı kadro ve ortamlardan yararlanacak esnek bir yapı kurulabilir. Dershanelerden destek alma konusundaki veli tercihleri önemsenmeli, derslerin akredite edileceği, belgelendirileceği merkezî ölçme sistemleri kurularak dershanelerin bir üst okula hazırlık yanında diğer alanlarda yüksek performansından yararlanılmalıdır.

Dershanelere ihtiyacı ortadan kaldırmak için merkezî sınavları tartışmaya açmak, birçok problemi de beraberinde getirecektir. 1998 yılında eğitimin genel gerekleri göz ardı edilerek dershaneleri ortadan kaldırma amacıyla yapılan düzenlemelerin istenen sonucu vermediği ortadadır. Bütün dünyada merkezî sınavlar, öğrencinin bir üst eğitimi alabilecek düzeyde olup olmadığını ölçmek üzere yapılır. Merkezî sınavlar, âdil ve güvenilir bir ölçme yapmanın yanı sıra aynı zamanda eğitimin nabzını tutmada bölgeden bölgeye, okuldan okula, öğretmenden öğretmene ortaya çıkan farkları belirleyip kapatmada yeni fırsatlar sunma gibi bir yarar da sağlar. Bazılarının gündeme getirdiği açık uçlu sorularla daha âdil ve güvenilir bir ölçme yapılamayacağı pedagojik bir realitedir.



Merkezi Sınavlar

Merkezî sınavlarla ilgili düzenlemeler alternatifleri iyice düşünülerek yapılmalıdır: SBS ile Fen, Anadolu ve Sosyal Bilimler liselerine yaklaşık 200 bin öğrenci yerleşmektedir. Bakanlık, eğitimi sınava endeksli olmaktan kurtarma gerekçesiyle sınavla girilen okul adedini azaltmayı ve öğrenci adedini 5-10 bine düşürmeyi planlamaktadır. Bu öğrencilerin nasıl seçileceğiyle ilgili bir bilgi yoktur. Ancak OKS’nin yaygınlaşmasından önce olduğu gibi bir seçme yönteminin uygulanması, elit çevreler ve ayrıcalıklı okullardaki öğrencileri yukarı sıralara taşıma, orta ve ortanın altı gelir düzeyine sahip çocukları örtülü bir kast sistemiyle karşılaşma ve sıralamada geride kalma riskiyle karşı karşıya getirebilecektir.

Üniversite sınavının kaldırılıp yerine üniversitelerin kendi istedikleri yöntemle seçim yapabileceğinden bahsedilmektedir. Merkezî sınav sistematiğinin geliştirilmesine kadar olan süreçte/geçmişte yaşanan “eğitim enstitülerinin bir gecede kayıt açıp kapatması, çevrelerinden gelen referansa göre kayıt yapılması, sınav sorularının yakın/tanıdık çevresine sızdırılması, asistan alımında keyfi uygulamaların yaşanması” gibi olumsuz örnekler dikkate alınmalı, hiç hatırdan çıkarılmamalıdır. Ülkemiz üniversite giriş sistemiyle ilgili birçok tecrübe yaşanmış, hatalardan ders alınıp gelişme sağlanarak bu güne gelinmiştir. Küçük düzenlemelerin bile toplum eğilimlerine nasıl etkilediği, okullarda katsayısı azaltılan bir derse ilginin azaldığı unutulmamalıdır.