17 Nisan 2012 Salı

Sınıf Disiplininde 10 Teknik

Sınıf Disiplininde 10 Teknik


Bekir Özer > ozerbekir@gmail.com



Sınıf yönetimi, genel olarak öğrencilere olumlu davranışlar kazandırılması, öğrencilerin başarılarını arttıran uygun öğrenme-öğretme ortamının oluşturulması ve sınıf düzeninin sağlanması için uygulanan yöntemlerdir. Buna göre sınıf yönetiminin amacı, öğrencinin etkili öğrenmesi ile bireysel ve toplumsal anlamda istenilen davranışlara sahip bireyler yetiştirilmesidir. Bunun gerçekleşmesi için olumlu, uygun, destekleyici ve motive edici bir sınıf ortamı oluşturulmalıdır. Bu ortamın temini ise öğretmenin sınıfı yönetmek için ona gerekli olan yeterliklere, bilgi, beceri ve tutumlara sahip olması ile mümkün olabilir.


Asıl itibarıyla sınıf yönetiminin sağlanmasında öğretmenin bireysel nitelikleri ile kişilik özellikleri ve pedagojik formasyonu önem taşır. Öğretmenin; bilgili, yetenekli ve hoşgörülü olması, mesleğini sevmesi, sınıf içini ve ders materyalini ders öncesi hazır etmesi, dersini yumuşak ve hoş bir ses tonuyla sunması, aynı anda birden fazla grubun/kişinin işleyişini takip edebilmesi, muhtemel sorunlara karşı önceden önlem alması ve sorunlar çıktığında da anlık çözümler üretebilmesi başarılı bir sınıf yönetimine önemli katkılar sağlayacaktır. Elbette “insani ilişkilerde kendisini geliştirmiş, iletişimi güçlü, sevgi dolu, herkese sıcak davranabilen, giyim kuşamı ile kendisine ve başkalarına saygılı ve bakımlı, başkalarıyla yakınlık kurabilen onlara dostça davranabilen, sıkça gülümseyen, sakin, rahatlatıcı, esprili, meselelere analitik yaklaşıp sorun çözebilen; zor şartlar altında dahi depresyona girmeyen, kolayca sinirlenip yanlış ifadeler kullanmayan, öğrenci ihtiyaçlarına cevap verebilen, başkalarıyla kolay uyum sağlayabilen, başkalarının yararı için kendi ihtiyaçlarından vazgeçebilen, teşvik eden, ilham veren, motive eden, kişisel katkı yapma arzusu taşıyan, hem sözleriyle hem de davranışlarıyla olumlu geri bildirim verebilen, vicdanlı, ilgi odağı olmak için çabalamayan, bireysel farklılıkları kabul eden, sezgileri ve duyguları son derece güçlü” bir öğretmenin sınıf yönetimini, düzen ve disiplinini çok rahat sağlayacağı söylenebilir.

Disiplin, bir arada bulunan insanların belirli bir düzen ve uyum içinde olması, belirli kurallar bütünü içinde hareket edebilmesidir. Sınıf yönetiminin önemli bir parçası olan disiplin, öğretmenin öğrencileri kontrol etmesi değil, onların kendilerini kontrol etmesine yardımcı olmasıdır. Sınıfta disiplinin olması dersin verimliliği, öğrencilerin algısının artması ve eğitim-öğretimden beklenen gayeye uygun davranmayı kolaylaştıran bir unsurdur.

Sınıfın disiplini konusunda zaman zaman zorlanan, kendi davranışlarını değiştirmek isteyen ve yardıma ihtiyacı olan öğretmenler için aşağıda genel çizgilerle ele alınan geleneksel ve modern, pratik ve teorik, psikolojik ve pedagojik etkili grup yönetimi ve kontrolü teknikleri, sınıf disiplini için rahatça kullanılabilir ve etkili olabilir.



1. Odaklanma

Odaklanma, tecrübeli öğretmenler tarafından yaygın olarak uygulanan bir yöntemdir. Siz de ders başlamadan önce öğrencilerin dikkatlerini çekerek kendinize odaklamalısınız. Sözlerinizi dinlemeyen, arkadaşlarıyla sohbete devam eden öğrenciye bir şey öğretmek mümkün değildir.

Tecrübesiz bir öğretmen derse girdiğinde öğrencilerin her zaman sınıfta yerlerine oturup öğretmenine dikkatini vereceğini düşünebilir. Ancak öğrenciler ise konuşmaya veya kendi meşguliyetleriyle uğraşmaya devam ediyor olabilir. Bu durumda öğretmen, onların konuşmalarını bitirmek için “Konuşmalarınızı umursamıyorum!” tavrı içinde adeta onlarla rekabet edercesine daha yüksek bir sesle konuşmaya başlayabilir. Odaklanma prensibi işte böyle durumlarda dikkatsizliği yenmek, öğrencileri istekli hâle getirmek için onların dikkatini kendinde toplamak anlamına gelir. Tecrübeli bir öğretmen bakışlarını öğrenciler üzerinde gezdirerek dikkat çekici bir araçla veya elini adeta bir lambayı açıp kapıyormuşçasına kullanarak sessizce bekler. Bu bekleyişiyle, herkes konuşmayı kesip yerine yerleşene kadar dersin başlamayacağı işaretini verir; tecrübeleriyle de bu 8-10 saniyelik duraklamanın ne denli etkili olduğunu bilir. Sonra da normalden daha kısık bir ses kullanarak dersine başlar. Sakin ve yumuşak sözlü bir öğretmen, çoğu zaman güçlü ve yüksek bir sese göre daha sakin ve daha sessiz bir sınıf ortamı oluşturur. Böylece onun öğrencileri, ne dediğini duymak için hemen derse/öğretmene odaklanır.



2. Doğrudan öğretim

Belirsizlik, sınıfta heyecan düzeyini artırır ve sınıfın yönetimini zorlaştırır. Doğrudan öğretim tekniği, belirsizliklerin ortadan kaldırılarak derse dolaysız bir şekilde girilmesini ve sınıfta disiplinin teminini ifade eder. Öğretmenler, dönem boyunca neler yapılacağını henüz dönem başlamadan özetler, hedeflerini net olarak ortaya koyar, öğrenciler arasında görev dağılımı yapar ve bu görevler için zaman sınırları ayarlarsa belirsizliği büyük oranda engelleyebilirler. Her ders başlangıcında aynı şekilde dersin süresi, öğretmenin ve öğrencilerin neler yapacağı, dersin sonunda soru sorabilmeleri veya etkinlikler için ayıracağı zaman gibi dersin işlenişiyle ilgili belirsizliklerin giderilmesi de yararlı olacaktır. Ayrıca öğrencilerin dersi aksatacak davranışları veya konuşmaları nedeniyle kaybedilen zaman olursa buna karşılık ek ders yapılabileceği gibi uyarılarla öğrencileri doğrudan derse yönlendiren kurallarla doğrudan öğretimin sağlanması mümkündür. Mesela dönem başında belirlenecek bir öğrencinin “fotokopilerden”, bir başka öğrencinin “harita ve benzeri ders materyalinin sınıfa getirilmesinden” sorumlu olması, bu ihtiyacın ortaya çıktığı her seferinde sorumlu bir kişi aranmasından çok daha uygun bir çözüm sağlar.



3. İzleme

İzleme, öğrencilerin performansı ve davranışları üzerinde sürekli bir kontrol sağlamak anlamına gelir. Öğretmenler, her bir derste, öğrencilerinin her biriyle birebir göz teması kurmalı, bakışlarıyla neler söylemek istediğini ifade edebilmeli, öğrenciler arasında sürekli dolaşarak fiziksel yakınlık sağlamalıdır. Çünkü öğrenciler, öğretmenlerinin yakın mesafeden çalışma ve davranışlarını izleyip değerlendirdiğini gördüklerinde daha fazla sorumluluk duyacak ve görevlerini daha iyi yerine getirecek, geciktirmeyeceklerdir. İzlemede öğretmen, hem sürekli hareket halinde olmakla hem de öğrencilere söz hakkı vererek onları konuşturmakla derse ilgiyi artırır. Söz alma ve konuşma isteği öğrencileri derse katılmaya teşvik eder. Zaman zaman gerek sözlü iletişimle gerekse sözsüz iletişimle yapılacak küçük uyarılarla öğrencilerin derse ilgisi artırılabilir. Her iki durumda da öğretmen ve öğrenci arasındaki bu sesli veya sessiz diyalog, sınıf ortamı üzerinde olumlu ve önemli bir etki sağlayabilecektir. İzlemede, birkaç öğrenci aynı anda aynı hataya düşmediği sürece öğretmenin genel duyurular yapmamaya, uyarılarında sakin bir ses tonu kullanmaya ve olumlu tavır ve davranışlar için teşekkür etmeye özen göstermesi yararlı olacaktır.



4. Modelleme

İyi bir öğretmen anlattıklarını birebir yaşayan öğretmendir. Davranışçı psikologlar, “yumuşak, nazik, coşkulu, çalışkan, hızlı ve iyi organize olabilen” davranışlara sahip bir öğretmenin, öğrenciler için iyi örnekler sağladığı fikrini benimsemişlerdir. Hatta bunu “Değerler öğretilmez, kazandırılır.” sözüyle, yaşantıya aktarılan değerlerin öğrenciler tarafından modellenerek taklit edileceğini ifade etmişlerdir. Öğretmenin model olması, öğrencilere verilecek mesajlar ve sunulacak yaşantıların birbiriyle uyumlu olması açısından çok önemlidir. Çünkü “sigara içmenin sağlığa zararlı olduğunu” anlatan bir öğretmenin sigara içiyor olması, öğrencinin kendisine sunulan sözlü mesajın mı yoksa sözsüz mesajın mı daha geçerli olduğu konusunda öğrenciyi kararsız bırakacak hatta sözsüz mesajı daha çok etkili ve uygulanabilir kılacaktır. Meşhur “Hâl dili, kâl dilinden evladır.” sözünde, herhangi bir şeyi davranışlarla ifade etmenin sözle söylemekten çok daha önemli ve etkili olduğu vurgulanmaktadır. Burada Peter Burwash’ın “Çocuklar, öğütlere kulaklarını kapatır, ama örneklere gözlerini açarlar.” ve W. Shakespeare’in “Verdiği öğütleri kendisi de tutan kişi, en muhterem insandır.” sözlerini hatırlamakta yarar vardır.

Öğretmenlerin pratik yapması gereken önemli bir modelleme tekniği de sakin ve düşük perdeden bir ses kullanımıdır. Öğrenciler sesli ve gürültülü olmayı, bağırarak konuşmayı ve yüksek sesle protestolar yapmayı sevseler bile öğretmenin yumuşak ve okşayıcı ses tonu onlar için sakinleştirici ve dinlendirici olabilmektedir.



5. İşaret dili veya sözsüz iletişim

İşaret dili veya sözsüz iletişim; sözel olmayan ipuçları, yüz ifadeleri, vücut duruşu veya el işaretleri olarak ifade edilebilir. Öğretmen sınıfta bu sözel olmayan ipuçlarını kullanırken öğrencilere aslında neler söylemek istediğini güçlü bir şekilde belirtmek için zaman ayırmalıdır. Öğrencilerin bazen bütün uyaranlara kayıtsız kaldığı görülebilir. Bu durumda onların dikkatini çekmek için ellerini beline koyup bekleyen bir öğretmen, bu duruşla dikkat çekemediyse bunu boğaz temizleme yönünde bir hareketle birleştirerek uyarısını güçlendirebilir. Ancak bu duruş ile öğrencilere, onların dikkatlerini çekmek için beklediğini açıklamalıdır ki daha sonraki seferlerde sözel olmayan o duruş, öğrenciler tarafından “Gördüğünüz gibi, ilginiz için bekliyorum.” şeklinde algılanabilsin.

Öğrencilerin ilgisini çekmek için bir kısım ışıklı ders araçları, sesli cihazlar ya da ilgi çeken başka materyallerden de yararlanılmalıdır. Mesela 1950’li yıllarda Amerika’da sınıfta öğretmen masasında adeta standart bir öge hâline getirilen parlak nikel bir çan, üstündeki düğmeye tek bir dokunuş da herkesin dikkatini çekme görevini yerine getirirdi.



6. Uygun sınıf ortamının oluşturulması

Bir öğretmenin, sabah kahvaltısını yapıp yapmamasından ebeveynin çocuk yetiştirme uygulamalarına kadar öğrencinin hayatında kontrol edemeyeceği pek çok engel vardır. Ama öğrencilerini çok iyi tanıyan öğretmenler, bu problemleri aşıp onların motivasyon ve dikkatini artırarak derse katılımını sağlamak amacıyla uygun sınıf ortamını oluşturur. Çünkü sıcak bir sınıf ortamı oluşturmak onun elindedir. Bunun için öğretmenler, öğrencilerin hoşuna gidecek şekilde değişiklik ve zenginleştirmelerle sınıf ortamını yeniden düzenleyebilirler. Kayıtsız, ilgisiz, isteksiz ya da sıkılan öğrencilerin olduğu bir sınıfın yönetimi önemli bir sorundur. Bu gibi durumlarda görsel ve işitsel araçlar, ilan panoları veya müzik kullanılabilir ya da tümevarımsal mantık gerektiren bir egzersizle derse başlanabilir. Mesela “Eski Mısırlılar tarafından kullanılan bir mutfak düşünürseniz bugünkü alışkanlıklarımızı karşılamak için onu nasıl kullanabiliriz?”

Sınıf ortamının zenginleştirilmesi, öğrencileri uyararak, motive ederek öğrenmeyle meşgul edecektir. Ancak aşırı uyarılmış öğrenciler de sınıf ortamında bir sorun oluşturabilir. Öğretmenin fazlaca hevesli olması bazı öğrencileri aşırı motive edebilir ve sonucu genellikle çok köpüren bir kazanın altındaki alevin körüklenmesi gibi feci bir sonuç oluşturabilir. Aşırı uyarılmış öğrencilerin ek uyarımları sınıfta hareketliliği arttırır, dikkatlerini kolayca dağıtabilir ve hiperaktif olma eğilimi taşıyabilirler. Bu gibi durumlarda da öğretmenin sınıf ortamını yoksullaştırarak değişiklik sağlaması gerekir. Öğretmen, sınıfı kısmen karartarak ya da sessizlik köşesi oluşturarak veya aşırı uyarıcı materyalleri kaldırarak derse odaklanmayı sağlayabilir. Öğretmenler kontrollü bir aktivite ve konsantrasyonla derse hâkim olmalıdır.



7. Düşük profilli müdahale ilkesi

Jacob Kaunin tarafından geliştirilen bu grup yönetimi ilkesinde, öğrencilerin yanlış davranışlarının üzerinde belirgin şekilde durulmaz. Ancak bu yanlışlıkların ödüllendirilmeyeceği de hissettirilir. Bu ilkede öncelikle öğrencinin çok iyi tanınıyor olması esastır. Böylece hatalı olabilecek birçok davranış etkin öğretmenin sakin ve tatlı yaklaşımıyla daha ortaya çıkmadan bitirilir, henüz büyüyüp serpilmeden, tomurcuk halindeyken bu ayrık otu temizlenmiş olur. Hata ortaya çıktığında bu davranış, iyi niyetle düzeltilirken bu hatayı tekrarlama temayülünde olan diğer öğrenciler için de önlem alınmış olunur. Sürekli emir ve komutlarla (yüksek müdahale profiliyle) sınıf disiplini sağlanan bazı durumlarda öğrenciler bazen ilgi odağı olmak için de yanlış davranışlara ya da hatalı ve yüksek sesli hareketlere girişebilirler. Özellikle bu tarz öğrencilerin düşük profilli müdahale ilkesiyle pasifize edilerek hatadan kurtarılması sağlanabilir.

Düşük profilli müdahalede öğretmen, sınıf içinde dolaşırken aksaklık veya dikkatsizlik gibi bir problemin ortaya çıkabileceği noktaya hareket ederek dikkatsiz öğrencinin omzuna dokunarak ya da sessiz-sözsüz ipuçlarını kullanarak sorunun çıkmasına önlem alabilir.



8. İddialı disiplin ilkesi

Lee Canter tarafından yaygın hâle getirilen bu ilke, ödül ve cezanın sağduyulu bir kombinasyonudur; yüksek profilli bir disiplindir. Geleneksel otoriterliğe dayanır ve öğretmen merkezli olarak yürütülür, hiçbir öğrencinin herhangi bir konuda müdahalesine izin vermez. Sınıfta öğretmenin tek patron olması temeline dayanır. Buna göre öğretmen, beklentileri konusunda öğrencilerle açık ve dürüst bir iletişim kurar ve istenmeyen davranışlara asla tolerans göstermez. Öğretmen, kurallarını net olarak ortaya koyar; tutarlı ve tavizsiz bir şekilde bu kuralları uygular ve yanlışlara karşı kararlılıkla mücadele eder. Bunun için ödül ve cezayı kullanır. Ancak burada kullanılacak cezalar, onur kırıcı olmamalıdır. Cezaların etkili olması, acımasız ve sert olması anlamına gelmez. Bazen sınıfta uyulacak kurallar ve cezalar, öğrencilerle birlikte belirlenir böylece bu kuralları zorla kabul ettirme gibi bir tutum izlenmemiş, öğrencilerin kendilerini kontrol etmeleri sağlanmış olabilir.



9. Ben mesajı ilkesi

Öğrencilerin hatalı davranışlarına “yapma şunu, dürüst olmalısın, doğru düşünmüyorsun, çocuk gibisin, terbiyesizlik ediyorsun, uğraşmıyorsun bile, ne yaptığının farkında mısın, sen bizim Einstein’ımızsın” gibi pek çok iletiyle müdahale edilebilir. Ancak bu ifadelerde öğretmen öğrenciye hem olumlu hiçbir şey iletmez, hem de bu dilin tamamı “sen” üzerinedir.

Thomas Gordon, “sen” mesajlarının öğrenciyi olumsuz yargıladığını, “ben” mesajlarının ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getirdiğini ifade eder. Gordon’a göre “ben” mesajları, öğretmenin kendini dinlemesi, duygularını ifade etmesi, bunları öğrencileriyle paylaşması anlamına gelir ve hatalı davranışın yükümlülüğünü öğrencide bırakır. Öğrenci hakkında olumsuz etkileri içermez ve öğrenciyi kızgın, kinli, hırçın değil, yardımcı ve düşünceli olmak için özgür bırakır. Öğrenciyle ilgili olumsuz değerlendirmeler içermeyen “Ben” mesajlarıyla öğrencinin davranışını değiştirme ihtimali yüksektir ve öğretmen öğrenci iletişimi zedelenmez. Öğretmenin kullanacağı “konuşurken sözümün kesilmesi beni rahatsız ediyor, bu davranış beni köstekliyor, resim masaları böyle kirlendiğinde temizlemek için harcadığım zaman beni sinirlendiriyor, derste bunu yaptığımda da kendimi sizin eğitiminizden çalmış gibi hissediyorum…” şeklindeki mesajların daha önce kullanılmış ve etkili olmuş “ben” mesajları olduğu söylenebilir.



10. Olumlu pekiştireç kullanma

Sınıf yönetimi için davranışçıların geliştirdiği bilinen en iyi yöntemlerden biri, olumlu pekiştireç kullanma prensibidir. “Öğrencilerin yanlış davranışları değiştirilmek isteniyorsa bunları sık tekrarlamamak gerekir.” temeline dayanan olumlu pekiştirmede, iyi ve doğru davranışların övülmesi esas alınır. Çünkü olumsuz davranışa dikkat çekerek o davranışın ancak sıklığı arttırılabilir.

Öğretmenler, olumlu pekiştirme prensibini kavrama ve takdir etme konusunda uyumludurlar; ancak bunun uygulanması konusunda o kadar da becerikli olamayabilirler. Bunun bir uygulaması, öğretmenin olumlu davranışları ve beklentilerini belirtmesidir. Mesela “Konuşmak isteyen izin almak için elini kaldırmak zorundadır.” kuralı yerine “Konuşmak istediğinizde izin almak için elinizi kaldıracağınızı biliyorum ya da arkadaşınıza konuşma izni için el kaldırdığından dolayı teşekkür ediyorum.” şeklinde olabilir. Yine bu bağlamda sınıf için o gün, en çok katkı sağlayan öğrencinin ismi, tahtaya öğleden sonra yazılabilir ve bu öğrenci ertesi gün öğle yemeğine gitmek için oluşturulacak sıranın başında yer alabilir.

Bir öğretmenin koridorda karşılaştığı öğrencilerini başıyla selamlama, gülümseme veya sırt sıvazlama gibi davranışları olumlu pekiştirme sağlar. Öğrencinin iyi bir davranışı ya da gösterdiği bir başarıya karşılık olarak verilecek takdir işaretleri, çeşitli çıkartmalar veya yiyeceklerle ödüllendirilmesi de yine onları olumlu olarak pekiştirecektir. Övgü de olumlu pekiştirmenin önemli bir unsurudur, ama samimi olmalıdır. Oyunlar, geziler ve boş zamanları değerlendirme aktiviteleri de yine olumlu davranışları pekiştirir.



Sonuç

Öğretmenlik mesleğini tercih edenler, elbette öğrencilerinin etkili bir öğrenmeyle hem kendisine hem de topluma faydalı bireyler olmasını ister. Bunun gerçekleşmesi için öğrencilere olumlu davranışlar kazandırıcı ve onların başarılarını artırıcı olumlu, uygun, destekleyici ve motive edici bir sınıf ortamı oluştururlar ve sınıf disiplinini sağlarlar. Genel olarak sınıf yönetimi için gereken ve tecrübeli öğretmenler tarafından uygulanan sınıf disiplinini temin edici yöntemleri kullanabilirler. Sınıf yönetiminin sağlanmasında öğretmenin bireysel nitelikleri ile kişilik özellikleri ve pedagojik formasyonu önem taşıdığı gibi aynı zamanda atölyesinde çalışmasını tamamlamaya çalışan hassas bir sanatkâr tavrı ve tarzı da olmalıdır.



Kaynakça

1.http://donpugh.dyndns.org/Education/TRANSITIONS/A%20Primer%20on%20CLASSROOM%20DISCIPLINE.pdf

2.http://www.teachervision.fen.com/teaching-methods/classroom-management/7236.html#ixzz1ildTbWEE

3.ttp://www.honorlevel.com/x47.xml

4.Prof. Dr. Vehbi Çelik, Sınıf Yönetimi, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2003.

5.Prof. Dr. Hüseyin Başar, Sınıf Yönetimi, MEB Yay., İstanbul, 1999.

6.İsmail Boz, Sınıf Yönetme Sanatı, Zambak Yay., İstanbul, 2003.

7.Dr. Thomas Gordon, Etkili Öğretmenlik Eğitimi, Sistem Yay., İstanbul, 2000.

8.Canten Kaya, Öğretmenlere Öneriler, Zambak Yay, İstanbul, 2003.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder