Eğitim, bireyde beklenen ve istenen davranışların oluşmasını sağlayan bir sistem bütünüdür. Eğitim sistemi için, eğitimcilerin farklı farklı birçok yaklaşımlar sergiledikleri, değişik öğretme metotlarının kullanılması gerektiği ile ilgili görüşler serd ettikleri bir vakıadır. Hangi eğitim yaklaşımı olursa olsun neticede öğrencilerde olumlu değişiklikler meydana getirmesi, istenen davranış değişikliğinin sağlanması ve toplumsal/evrensel değerlere uygun insanların yetişmesinin becerilebilmesi önemlidir. Bir Çin atasözünde denildiği gibi “eğitim, akıntıya karşı yüzmek gibidir; ilerleyemediğiniz takdirde gerilersiniz.” Aslolan insanlarda meydana getirmeye çalıştığınız değişikliklerin gerçekleşmesidir; yoksa “ille de şu veya bu eğitim stratejisi, yaklaşımı, yöntemi veya tekniği uygulanmalıdır” diye bir değerlendirme çok doğru olmayabilir.
Uygulamanın sunuş yoluyla öğretme, buluş yoluyla öğretme veya araştırma yoluyla öğretme gibi eğitim stratejilerinden biri olması mümkündür. Sunuş yoluyla öğretme stratejisindeki anlayışa göre öğrenci, her zaman hangi bilginin önemli, hangi ipuçlarının problem çözümü için uygun olduğunu bilmeyebilir. Bu nedenle öğrencinin, özellikle herhangi bir alanla ilgili öğrenmesi gereken kavramları, ilkeleri ve fikirleri ancak kendine sunulanı alma şeklinde kazanması mümkündür. Buluş yoluyla öğretme de önceden paketlenmiş bilgiyi öğrenciye sunmaktan çok, öğrencinin kendi kendine öğrenebileceği ortamı oluşturmak esastır. Buna göre öğrenci, hazırlanan ortamda kendisi öğrenebilir. Araştırma yoluyla öğretme stratejisinde ise, öğrencileri bilimsel araştırma yöntemlerine alıştırma yaklaşımı vardır. Öğrenci, çevredeki problemleri algılar, tanımlar, verileri toplar, geçici çözüm yolları geliştirir ve bunların mümkün olup olmadığını test eder. Bu şekilde yetişen öğrencilerin gelecekte karşılaşacakları problemleri de bilimsel yöntemlerle çözmeyi öğrenmiş olacağı savunulur.
Hangi eğitim stratejisinin belirlenmesi kadar, nasıl bir eğitim yaklaşımının uygulanacağı da yine eğitimciler arasında farklı değerlendirmelere yol açabilmektedir. Bugün yaygın olarak tercih edilen aktif öğrenme, beyin temelli öğrenme ve yapılandırmacı eğitim yaklaşımlarından bahsetmek mümkündür. Tabi bunlara, Montessorie, Walldorf, Summerhill, High Scope ya da Reggio Emilia gibi alternatif eğitim yaklaşımlarını eklemek de mümkündür. Ancak, tercih edilen ve genel olarak revaç bulan yaklaşımları burada gündeme getirmek daha doğru olabilir.
Aktif öğrenmede öğrenci, öğrenme sürecine edilgen değil etken olarak katılır. Öğrenci, bilginin işlendiği yer olan kısa süreli bellekte oluşan bilgiyi etken olarak öğrendiğinden bilginin uzun süreli olarak saklandığı kalıcı belleğe aktarır. Aktif eğitimin merkezinde öğrenci vardır. Bu sistemde öğretmen ders konusunu anlatmaz, o daha ziyade yönlendirici, yol gösterici, öğrenme ortamını hazırlayıcı, öğrencilerin rahatça danışabileceği bir rehber olarak eğitim ve öğretimin yolunda gitmesini sağlar. Öğrenci pasif durumda değil, katılımcıdır.
Beyin temelli eğitim yaklaşımında, beynin fizyolojisi ve beynin temelleri üzerine tıp alanında yapılan çalışmaların ve ortaya konulan beyin araştırmalarının sonuçlarının eğitime yansıtılması gerektiği savunulmaktadır. Bu bağlamda tıp biliminin beyinle ilgili araştırmalarının eğitim/sınıf ortamına yansıtılması ve insan beyninin işleyişi hakkında öğretmenlerin daha fazla bilgilendirilmeleri gerekmektedir.
Yapılandırmacı yaklaşımda ise öğrencilerin bir takım temel bilgileri ve becerileri kazanmalarının yanında; daha çok düşünmeyi, anlamayı, kendi öğrenmelerinden sorumlu olmayı, kendi davranışlarını kontrol etmeyi öğrenmeleri gerektiği üzerinde durmaktadır. Daha açık bir ifade ile yapılandırıcı öğrenme; başkalarının bilgilerini olduğu gibi almak yerine öğrencilerin kendi bilgilerini kendilerinin yapılandırmasını istemektedir.
Saydığımız eğitim stratejileri ve yaklaşımlarına ilaveten Anlatma, Tartışma, Örnek Olay, Gösterip Yaptırma, Problem Çözme, Bireysel Çalışma ve Proje Yöntemi gibi öğretme yöntemleriyle Beyin Fırtınası, Gösteri, Soru-Cevap, Drama ve Rol Yapma, Benzetim, İkili ve Grup Çalışmaları, Mikro Öğretim, Eğitsel Oyunlar, Altı Şapkalı Düşünme, Bireyselleştirilmiş Öğretim, Programlı Öğretim, Bilgisayar Destekli Öğretim gibi öğretme tekniklerinden de söz edilebilir.
Ancak bütün bu strateji, yaklaşım, yöntem ve tekniklerin ele alınmasında eğitimden beklenen gayenin tespit edilmesi ve eğitimle kazandırılacak davranışların belirlenmesi, bir hedef olarak önümüze konulması, neticenin alınması noktasında azim ve gayret gösterilmesi, motivasyon sağlanarak sabırla neticeye ulaşılması beklenmelidir. Bu beklenti öğretmenlerimizin kabiliyet ve gayretleriyle doğru orantılı olarak bizi neticeye ulaştırabilir. O halde bir öğretmenden beklenenler nelerdir ya da öğretmenlerimiz neler yapmalıdır ki istenen sonuçlar elde edilebilsin?
1. İlk başta öğretmen mesleğini sevmelidir. Çünkü seven için sevdiği şeyi gerçekleştirme peynir ekmek yeme rahatlığı içinde halledilebilir.
2. Bununla birlikte mesleğini çok iyi bilmeli ve alanında söz sahibi olmalıdır. Konusuna hâkim olmayan hiçbir öğretmenin yeterince faydalı olması beklenemez.
3. Öğretmenliğinde meslek azmi taşımalıdır. Azmeden kişi her alanda başarılı olabilir.
4. Öğretmende gurur, kibir, kendini beğenmişlik olmamalıdır. İnsan, kendini beğenme, gurur ve kibirle başkalarının hatalarına odaklanıp tamiri zor hatalara düşebilir. Güzelliklerin ortaya çıkması için gurur yarasının kurutulması, kibir çıbanının patlatılması ve kendini beğenmişliğin ortadan kaldırılması gerekir.
5. Öğretmenler, baktığı her şeyde güzeli görmeli, iyiyi seçmelidir. Nazarlar güzele yönelirse, kalpten kalbe yol bulunur. Mevcudatta en çirkin gibi görünen şeylerin ardında bile bir güzellik vardır, onu bulmalıdır.
6. Öğretmen problem üreten değil, her an çözüm arayan insandır. Değişik mekânlarda birebir çareler aramak gerekir. (rehberlik, idare, ser rehber, tecrübeli ağabey vs.)
7. Kural ve prensipler baştan belirlenmelidir. Bu, önce idarecilere düşen bir görevdir. Belirlenen kurallar, idare tarafından üslubunca veli ve öğrencilere söylenmeli, öğretmenler de bu kuralların takipçisi olmalıdır. Her öğretmen, kendi beklentisinden ziyade öncelikle belirlenen kuralların herkesçe uygulanmasını teminle mükelleftir.
8. Öğretmenin müktesebatı ve mazhariyetleri olmalıdır. Öğretmenler, okuma, tefekkür, değerlendirme ve branşında başarılı tecrübelerden istifade etmek suretiyle bu müktesebatı elde etmelidir.
9. Öğretmen kendini sorgulamalıdır:
1. Dersimi güzel anlatabildim mi?
2. Derse hazırlıklı giriyor muyum?
3. Testlerimi çözdüm mü?
4. Gelecek konulara hazır mıyım?
5. Davranışlarım tutarlı mı?
6. Her gün öğrencilerimden haberdar mıyım?
10. Öğretmenler kompleks ve kaprislerden sıyrılmalıdır. Bilgiçlik taslamamalı, varsa hatasını kabul etmeli, gerektiğinde özür dilemesini bilmelidir.
11. Öğretmen sorulardan rahatsız olmamalı, her soruya cevap vermelidir. Öğrencinin her şeyi ile alakadar olmak, sorusuna cevap vermek bizim asli vazifemizdir. Sorusundan dolayı hiçbir öğrenci mahcup edilmemelidir. Ne maksatla olursa olsun, istifini bozmadan cevap vermeli, gerekirse bazı sorulara sınıf dışında cevap vermelidir. Şefkatli cevap, şefkatle alakadar olmak gerekir.
12. Öğretmen, öğrencinin her türlü probleminde başvuru kaynağı olmasını becerebilmelidir. Ailevi ya da sosyal bütün problemlerde öğrencinin ilk başvuracağı insan olabilmelidir.
13. El şakası, dokunmak, silgi ve tebeşir atma, bilek güreşi yapma gibi fiziki temastan mümkün mertebe uzak durmalıdır. Kültürel farklılıkların göz önünde bulundurulmalı, yaklaşımlarda denge ayarlanmalıdır. Araya kibirlilik alameti olmayan ve böyle algılanmayacak bir mesafe koymalıdır. Fazla ilgilenmelerin dahi yanlış anlaşılabileceği düşünülmelidir.
14. Öğretmenler, sabırlı ve müsamahakâr olmalıdır. Tüm gayretimiz öğrencileri kazanmaya yönelik olmalıdır. Af esas olmalı, kızma ve tavır yapma arızi olmalı, ancak zorunlu hallerde ara sıra olmalıdır. Af, granitleri bile yumuşatır. “Affı esas tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir” ayeti bize bu konuda bir bakış açısı kazandırabilir. İnsanların kusurlarına karşı kör ve sağır olmak güzel şey. Müsamaha ve af köprüleri kurulmalıdır.
15. Öğretmen, eğitim ve öğretimin öznesi, olduğunu unutmamalıdır. Sesinden çok, sözünü yükseltmeli, hikmetli sözler, iyi anlatım ve derse hazırlıklı girerek öğrenciyi yakalamalıdır.
16. Öğretmen, bir bilge olmalıdır. Bilgelik, çocuğun yaşına ve psikolojisine göre davranmaktır. İnsanı anlayabilen, irfan ve kültür insanı olmalıdır. İnsanları anlamak, onları araştırmaktan, tanımaktan geçer. Öğretmen muktezayı hale göre davranış göstermelidir.
17. .Öğretmenin mürebbiliği, muallimliğinden önce gelir. Eğer eğitemiyorsak öğretim tek başına ne ifade eder ki!
18. Öğretmen hal insanı/rol-model olmalıdır. Öğretmenin diliyle hareketleri birbirini tamamlamıyorsa etkin olması düşünülemez. Ağzımızla söylediklerimizi hal ile de pekiştirebilmeliyiz. Sevilen davranışlar gösterilmelidir. Öğrenciler genelde sevdikleri şahısları örnek alırlar ve onlar gibi olmak isterler.
19. Öğretmen öğrencileri kuşatıcı olmalıdır. Öğrencilere sert davranmamalı, öğrencilerle münasebetini çok iyi ayarlamalı, olur olmaz şekilde kızmamalıdır. Bilhassa herkesin ortasında öğrencilerin onur ve izzetlerini rencide etmemeye azami gayret göstermelidir. Rencide etmeme karma sınıflarda daha da büyük önem arz ediyor. Gençlik hevesatı görmezlikten gelinmemeli, öğrencilerin aceleci ve alıngan oldukları unutulmamalı, herkesin varlığına ve kişiliğine saygı duyulmalıdır.
20. Öğretmen derste gerektiği yerde espiri yapmasını da bilmelidir. Ancak espri yapılırken ölçü kaçırılmamalıdır. Şaka da olsa yalandan kaçınmalı, doğruyu söylemelidir. Peygamberimize, “Ya Rasullah siz de şaka yapıyorsunuz” denilince “ben doğruyu söylüyorum” demiştir. Öğrenci hafif meşrep de olsa, öğretmenin de bu hali görmek istemez. Sulu, müstehcen, gündem dışı, soğuk, malayani ve afaki şeyler konuşulmamalıdır. Lakap, kişiliğe dokunan espriler ve hitaplar olmamalıdır.
21. Ders asıldır; ek dersler, etütler ve ilave çalışmalar asıl dersin yerini tutmaz. Öğretmen buna göre hareket etmeli, derse geç kalmamalı, kalıyorsa özür dilemesini bilmelidir. Öğretmen performansını 1 saate göre değil 8 saate göre ayarlamalıdır.
22. Öğretmenin eğitim formasyonu iyi olmalıdır. Ancak, teorikteki prensipleri bire bir uygulamada esnek olmalıdır. Öğretmen neyi nasıl yapacağını bilmelidir. Mesleği ile ilgili donanımlarının tümü ve bunlarla branşına, mesleğine katkısı, muhataplarından kaynaklanan problemlerdeki çözüm becerisi ve bunu öğretmeyi sanat haline dönüştürebilmelidir.
23. Öğretmen konuları öğrencilerin kabiliyet, karakter ve anlayış seviyelerine göre anlatmalı ve ona göre ilgi göstermelidir. Her sınıf, yaş ve seviye olarak farklı olacağından, öğretmen bunlara göre sanatını konuşturmalıdır. Bireysel ayrılıkların göz önünde bulundurulması, eğitimcinin olmazsa olmazlarındandır.
24. Öğretmen önce dersin amacını ve önemini kavratmakla işe başlamalıdır. Öğrenci dersi öğrenmesi gerektiğine gönülden inanmalıdır.
25. Öğretmen güven telkin etmelidir. Hiç kimse kendisine güvenmediği bir kişiden bir şey almak istemez.
26. Öğretmen motive edici olmalıdır. Motivasyonu tam bir öğrencinin halledemeyeceği bir şey olmaz. Öğretmen geçen dersin genel bir tekrarını yapıp dikkatleri topladıktan sonra diğer konulara geçmelidir. Aksi halde öğrenciler derse tam motive olamadıklarından dolayı ilgisiz ve isteksiz olabilirler. Öğretmen, önemli konuların üzerinde hassasiyetle durmalı, gerekli yerlerde tekrarlar yapmalıdır. Dersten kopmalarda, öğrenci ile birebir ilgilenmeli çözümde ısrarcı olmalıdır. Eğer öğrencilerin dikkatleri dağılmış başka şeylerle meşgul oluyorlarsa öğrencilerde derse karşı aşk-şevk uyandırmak gerekir. Sınıfın genel durumuna göre toplumda sevilen insanlardan örnekler verilerek veya küçük fıkralar anlatılarak öğrencilerin dikkatleri uyarılmalıdır.
27. Öğretmen, çıkabilecek muhtemel problemlere hazırlıklı olmalıdır. Öncelikle olabilecek problemlere zemin hazırlamamalıdır. Buna rağmen bazen problem çıkabilir. Çünkü farklı tür ve kültürdeki öğrenciler gelebilmektedir. Buna hazırlıklı olmalıdır. Sınıfta 30 öğrenci varsa 30 problem olabilir demektir. Her şeyi problem olarak görmemeli, büyütmemeli, problem oluştuğunda da çözümü dışarıda aramak yerine içimizde çözmelidir. En iyi şoför, karşıdan gelenin yapacaklarını da tahmin edendir. Adam olamayacak adam yoktur, eğitilemeyecek çocuk yoktur diye bakmalı, yeni taktikler geliştirmelidir. Dikensiz gül bahçesi beklemek hayaldir. Bunların tek bir çözüm yolu varsa o da güçlü rehberliktir. Problemlerin çözümü için, bakış açısının değişmesi gerekir Bakış açısı bulanıksa iyi niyet yetmez. Niyet halis olabilir. Fakat öğrenciye bakış açısı farklı olabilir. Problemin ana mantığını bulmak gerekir. Her bir öğretmen arkadaşımız çözümü kendinde bilmelidir. Meselelerin çözümünde Mevlana’nın deyimiyle güneş gibi olmak gerekir, her şeyi kuşatırcasına, rüzgâr gibi esmek değil!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder